0 com

Manacle - Paper Hands EP (2008)






Kendilerini; "Reno,Nevada'lı bir math rock grubu, başka söylenecek bir şey yok." diye tanıtan bir grup için fazla söze ne hacet diyelim.Başarılı ve dinamik bir soundları var diyim de azıcık da ben bir şey demiş olayım.

İyi Dinlemeler !







Tracklist:

1.Childlike Empress
2.Chukan
3.Irrespectable of Their Beauty or Ugliness
4.Heavenly Compressor
5.Copiously Irrigated

myspace.com/manacleandthegentlegrind

http://rapidshare.com/files/264123700/Manacle_-_Paper_Hands_EP.rar
1 com

Orange Juice - Flesh Of My Flesh (Single) 1983

















İnsanlık ve insanlar hem hobim hem de fobim aslında. Bunu açıklaması ve anlaması çok zor olsa da, ben böyle iyi hissediyorum kendimi ve önemli olan da bu olsa gerek değil mi. Etrafımdakilerin değişimini iliklerim de hissettiğim şu dönem kendime düzen veremiyorum halen, bu da üzücü olan tarafı kendimce. Güç vermesi adına çocukluığumdan beri gerçekleştiğim CD alma eylemlerim bile itemiyor artık pek güç göstergemi. Takmamaya çalışmak: Güç isteyen bir şey. İnsanlardan çok hayatı ve günleri vurdumduymazlıkla kapatıyorum artık. Close yazısını bile göstermeden, gösteremeden. Ciddi anlam da çok hızlı ilerliyor zaman. Ve görüyorum ki boşa akan her zaman gibi ben de boşlatıyorum bana güç vereni. Düzeltemiyorsun bir türlü işte kardeşim, itiraf et artık. Yeter verdiğin bunca eziyet ve gam. Kulağımda Ulan Bator - Soeur Violence diyor 2. defa. Ne istediğimi bile kestiremiyorum. Ne istemediğimi iyi kestirdiğim gibi. Herneyse..

Blog iyice çoştu aslında son günlerde. Uzuun zamandır bu denli sık yeni konu açılmıyordu. Umutlandırıcı bir durum, seviniyorum. Bunlar dışında halen yorumlarınızı esirgemekte olduğunuzun da farkında olmalısınız artık sanırım. Blog dünyasında güç veren en büyük olgu yorum, güç alan en büyük olgu ise yorumsuzluktur. Her blog sahibi gibi bu konu hep iç kanatan hissedir. Gerçi ne desem bir işe yaramadığını bildiğim için bir şey demekte gelmiyor artık içimden. İndiren gidiyor blogdan, indiren gidiyor.. İsteyen bunu da indirsin, istemeyen de başka şeyleri indirmeye devam etsin. Şimdi gidiyorum. Sonra belki gelirim.
Photo: Öztürk Serengil




















Orange Juice - Flesh Of My Flesh (Single) 1983


Flesh Of My Flesh
Lord John White And The Bottleneck Train

3 com

Machinefabriek + Stephen Vitiello - Box Music (2008)



Az önce aynaya baktım ki iyice ifadesizleşmiş suratım. Acıdan zevk duyan insanlar gibi hissetmeye başladım artık kendimi. Koca bir yalan bu. Zevk almıyorum, almamam lazım olduğunu biliyorum. O değil de yanağımda bir beze çıktı. Bir kaç aydır var ama bu sıralar acımaya başladı. Sigortasız olan ben para bayılıpbeni doğuran kadınla beraber gideyim diyorum o ilaç kokan binaya. Umarım önemli bir şey değildir ki daha bir bok yapamadım biraz daha zamanım olmalı. Yine de müzik inanılmaz derecede motive ediyor hepimizi. Çiçekler, böcekler, kırlar, kuzular, deniz, kum, güneş, çıplak insanlar, mayolar, mayosuzlar, arabayla gezenler, güneş gözlükleri, ego tatmini, öylece bakma ve yüzme sonrası acıkmak. Bı sıcak günlerde daha hiç birini tadamadım, göremedim. Bir yapayım diyorum ama içimde ki o pis şey beni geri çekip eve bağlıyor. Elimden tutupta sürükleyicek insan var mı diye şöyle bir düşündüm birden şimdi. Hepimiz ayrı bir alemiz sanırım. Sorunlar hiç bitmediği için koltuğumuza öylece yayılıyor ve aptal TV dünyasına bile bakasımız geliyor. Tam komediyiz hepimizde. Sahne değiliz sadece, biz bizeyiz, siz sizeyiz. Bir ara toplaşalım da hep beraber çimlerde yuvarlanalım ha. Ne dersiniz ? Ayrıca tarihi kesinleşmeyen ama bayram sonrası olabilicek olan bir Ychorus buluşması düzenlemeyi planlıyorum. İstanbul olucak tabii, çoğunuz orada olduğu ve bu tarafa gelemiyeceğiniz için. Gelişmeleri buradan duyurucam yine. Apayrıca fikir, görüş ve küfürlerinizi halen bekliyor olacağım. Aderim yine aynısı, marketin ta karşısı: ychorus@windowslive.com
Eşcinsellerin rahatça evlenebilmesiyle ünlü ülke Hollanda'nın Ambient adamı Machinefabriek ve 5 Kasım 1964 doğumlu New York'lu müzikçi Stephen Vitiello geçen sene birleşip bu albümü bastılar ama ben anca yayınlayabiliyorum. Malum o kadar çok şey var ki paylaşılıcak.. sıra gelmiyor anacım. 2008 yılında 17 farklı albüme imza atan Machinefabriek, ne denli üretken ve müziğini sunmayı seven, heyecandan geberen bir insan olduğunu da anlamak zor değil. Albümün
mastering görevini üstlenen Giuseppe Ielasi ise bu tür işlerin yakında takipçisi olmakla beraber Experimental/Noise/Ambient kategorisin de kayıtlar yapan bir müzisyen. 6 Haziran 2008 tarihinde bu albümü piyasa süren A.B.D. yerleşimli label 12k, aylar öncesi Ychorus'da bir albümünü paylaştığım Underground isimlerden biri olan Brooklyn'li Kenneth Kirschner beylerin 2003 çıkışlı September 19, 1998 Et Al. adlı albümünü basan ve genel anlamda bayaa Underground projeleri el üstünde tutan bir label görevini başarıyla sürdürmektedir 1997 yılından beri. E yeter yani, hadi görelim birbirimizi.
Yazı ayarı fon: İlhan İrem - Toz Pembe/Progressive Çocuk Şarkıları






















Machinefabriek + Stephen Vitiello - Box Music (2008)
Label: 12k


1. Bells, Book, Tin Foil, Buttons (11:09)
2. Crackle Box, Thumb Piano (12:48)
3. Field Recordings, Rocks, Speakers (9:06)
4. Broken Record, Cassettes (8:46)
5. Chocolate Sprinkles, Tape, Egg Cutter, Rice, Plastic Bag (9:02)

0 com

Inca Ore - Birthday Of Bless You LP (2008)



















Eskiden merdivenlerin tutunnulacak yerlerine ters binipte kayardık hani. Ne de zevk alırdık. Bacaklarımızdan akardı bazen. İşte o tip geçsin istiyoruz sanırım zamanı değil mi. Bir an önce beklediğimiz ve gerçekleşiceğini sandığımız o güzelim günleri görmek için. Kaymak ve sonsuza kadar kaymak. Kendimizi aldatmaktan öte başka bir yapıcak şeyimiz ve çaremiz olmadığı için kayıyoruz yılları, haftaları, günleri, saatleri, dakikaları, saniyeleri ve bizi öylece bekleyen hedeflerimizi. Bitmez ki bu kayışlar.. Bir sonuca varanı görünce çok seviniyorum. Cidden seviniyorum. Bir kişinin bile o kayışların sonunda kurtulması çok önemli. Kıskanmıyorum onları ya da hazımsızlık yaşamıyorum. Tebrik üstüne, tebrik ediyorum. Anın ve müjdeli haberin tadını çıkarsın diye mütevazi olmayan söylemler yapıp pastasının üzerine kremayı kendi ellerimle yediriyorum. En temiz halimle.. Ama biz beklemeye ve kayışlara devam etmeliyiz. Biliyoruz ki varıcaz nirvanamsı güzelliklere. Hiç bir şey bu düşüncelerin ve kayışların önüne geçmemeli. Geçen olursa 2 tokatta ona atılmalı ki düzeltsin üslubunu münasebetsiz herif. Herneyse..

Saatler öncesi banyoda farkettim ki.. o bile zevkini geri çekmiş. Sıkıntılı çok. Etrafımda gördüğüm pek çok insan gibi. Ben değilim önemli olan. Onlarda değil. Kim peki ? Kilimci mi yoksa. Hep köşede olan köşe bakkalın sahibi muzaffer amcanın gül yüzlü karısı mı yoksa. Ya da o lüx görünen sinsi ve uyanık konfeksiyoncu nun ta kendisi mi. Hiç kimse değil işte. Herşeyin farkındasın yine. Bana oyunlar oynayıp galyana gelme, getirtme bir zahmet. Yine de şu salmışlık hissi olmasa herhalde ne yaparız ben bile bilemiyorum. Halen salıyorum gitsin zamanı ve olucakları. Soru soranlardan iyice tiksinir de oldum sanırım. "Hayata dair plansal sorularınızı lütfen kendinize saklayın artık" desem de bir faydası olmadığını hepimiz biliyoruz. O kadar çok lar ki.. aşabiliriz ama herşeyi. Sadece en derinimizde bu duyguyu benimsiyelim yeter. Gerisi ilerlerken o 6 saniyelik zevkten daha hızlı geçicek ve artık güleç yüzümüz ortaya çıkıcaktır. Ya herşeyi biliyorsun işte, bıkmadın mı bana söyletmekten hala. Yürü be koçum, kim tutar ikimizi. Tutucalara son noktayı koyup gidin artık şu yeşil-mavi karışımı olan yerlere ya da öyle sandığınız evlere. Beyaza boyayın her yeri hatta her yerinizi. Evet, renk olarak beyazdan bahsediyorum. Diğerinden kurtulun bir an önce. Lanet olası pislikler bitiriyor bedenleri görüyoruz hep. Devam etmek varken, ne diye bitelim ki ? Daha yapıcak çok hayalimiz ve gerçekleştireceğimiz kayışlar var önümüzde. Gül yapraklı yatağımız da yatarken bunların farkına varıp hızlı hareket edin. Dişlerinizi göstermekten çekinmeyin onlara ki tokat etkisi yaratması için bu en başlıca göreviniz olsun. Ben mi ? Ben gelirim arkadan, siz gidekoyun. Yola koyulun..


Uzun zamandır bir yeni dinlediğim şeyler tokkat etkisi yaratmıyordu ki Salı günü iş yerinde ve onlarca insanın arasında kulağıma fısıldayan Inca Ore güzelliğine kadar. Alışılmışın dışında sesler kullanıpta kafamda ki orjinalliği ve Grouper tadını yakalamıştım. Bir an da umutlandım herşeye. Umutsuzmuydum onu da hiç bilmiyorum ama bana güç verdiği kesin. Bana güç veren herşeyi el üstünde ve daima kafamda tutarım. Bana 1 verene 3 veren bir kişiliğe sahip olaraktan eğer farklı seslere ve Grouper tadına açıksanız bu albümü var gücümle destekliyor ve indiripte rahat bir ortam da hatta varsa kulaklıkla dinlemenizi öneriyorum. Kayıtlar sanki bir mağara da kaydedilmiş ve üç beş kişiye dağıtılmış gibi. Uğultulu ve anı yaşayan kayıtlara hiç dokunulmamış. Albümün genel gidişatı gayet salaş kayıtlar ve donuklaştıran yüz ifadelerimiz le dolu. Huzur veriyor herşeyden ötesi. Ama bazılarımız dediklerimi abartılı bulabilir, alışamayabilir albüme belki ama hepimiz farklıyız ve bunun farkındayız.. Derken kısa bir arşatırma yaptım kendisi hakkında ve yine beni gülümseten bir sonuçla karşılaştım. Grouper ile verilen konserler ve piyasaya beraber sürdükleri Split bir albümleri vardı. Yine bir şeylerin farkındaydım ve bu durum da bana güç veriyor, gülümsetiyordu. Yoldaydım. Üstte gördüğünüz fotoğrafı dün gece buldum. Renk uyumu cidden çok iyi, özveriyle çalışılmışın içinde. Mart 2009 yapımlı olan Gölge filminden bir kare sadece. El üstünde tuttuğum müzisyenler listesinde, Mehmet Güreli ismini uzun zamandır bulundururum. Yönetmenliğini Mehmet Güreli'nin yaptığı bu film reklamsızlıktan ötürü rağbet görmemiş ama zaten rağbet görmeyen filmler değilmidir bizi bizim gibi gösteren. Yine herşeyin farkındasın.. Daha izlemedim Gölge'yi ki pek film izlemeyen biriyim. Ama neler oluyor diye de takip ederim. Daha fazl uzatmamın bir anlamı yok sanırım. Yine keyfiniz bileceği bir durum ve ben yine ne söylesem boş.. Plak çekimi olan bu albümü başucuma çoktan koydum bile.

Yazı esnası fon: The Jesus And Mary Chain - Psychocandy / Tim Hecker - Radio Amor

Myspace


















Inca Ore - Birthday Of Bless You LP (2008)

Label: Not Not Fun Records

1 Silver Wings (5:48)
2 Creation (5:41)
3 Joy (2:54)
4 Lady Days (2:40)
5 Sunset Pigments (3:44)
6 Resolution Of All My Family Sisters (1:54)
7 Infant Ra (3:13)
8 Everlasting Fountain (3:43)
9 Alone In The Supreme (2:23)
10 Sun (4:02)
11 Wedding Day (4:31)


0 com

Bibio - Vignetting The Compost

:Tracklist:

1. Flesh Rots, Pip Sown - 2. Mr. & Mrs. Compost - 3. Everglad Everglade

4. Dopplerton - 5. Great Are The Piths - 6. Odd Paws - 7. Under The Pier

8. Weekend Wildfire - 9. The Clothesline And The Silver

10. Torn Under The Window Light

11. The Ephemeral Bluebell - 12. Over The Far And Hills Away

13. Amongst The Bark And Fungus - 14. Top Soil - 15. Thatched

16. The Garden Shelter




2 com

Bohren & der Club of Gore - Mitleid Lady (EP)


:Tracklist:

1. Mitleid Lady



0 com

Mouse On The Keys - An Anxious Object


:Tracklist:

1. Completed Nihilism
2. Spectres de Mouse
3. Seiren
4. Dirty Realism
5. Forgotten Children
6. Unflexible Grids
7. Double Bind
8. Soil
9. Ouroboros




0 com

Mouse On The Keys - Sezession


:Tracklist:

1. Saigo No Bansan
2. Toccatina
3. RaumKrankheit
4. A Sad Little Town


0 com

Kangding Ray - Stabil


:Tracklist:

1. Nn/Peaks
2. Interrompu Court
3. Sub.Res
4. Visible
5. Mai
6. Dadaist
7. Stabil
8. Persan
9. Cyan
10. _isoline
11. Status+Light
12. Nine
13. Wellen




0 com

This Will Destroy You & Lymbyc System - Field Studies (Split EP) (2009)


Split EP'lerin Dream Team'i bu olsa gerek.Leziz ötesi. Bu kadar.

İyi dinlemeler !

Tracklist:

1.This Will Destroy You - Brutalism & The Worship of the Machine
2.This Will Destroy You - Freedom Blade
3.Lymbyc Systym - Processed Spirits
4.Lymbyc Systym - Notations
5.Lymbyc Systym - Narita


http://rapidshare.com/files/263828516/This_Will_Destroy_You___Lymbyc_System_-_Field_Studies_EP.rar
2 com

Tını - Öğrenci İndirimi (1994)

Feridun Düzağaç - solist, söz yazarı
Emrah Aydoğdu - ritm gitar
Hakan Erken - bas gitar
Gürhan Kartal - solo gitar
Halim Özsoysal - davul
Feridun Düzağaç , 1988 ' de Adana'da aynı üniversitede okuduğu dört arkadaşıyla ( Hakan Erken , Emrah Aydoğdu , Gürhan Kartal , Halim Özsoysal ) kendi müziklerini üretmek ve kendi şarkılarını yazmak adına Tını ' yı kurdu .. 1994 Kasım ' ında " Öğrenci İndirimi " adıyla Ada Müzik ' ten yayınlandı. Yayınlandıktan kısa bir süre sonra ise radyolarda birden istek parçası olan ve hala bazılarımızın ruhuna işlemiş 'Lavinya' parçası sürekli dinlenir olmuş ve yer yer bizi de eskilere götüren derinden etkileyen dinletimiz olmuştur. Üzerine o kadar çok espri yapılmıştır ki;
-ögrenci indirimi yapabilir misiniz?
-ögrenci indirimi var mi?
-ögrencilere de mi ayni fiyat?
-bi indirim yapabilir misiniz, ögrenciyim de?
-Bu Tını Kanseri mi?
...
Bence ise hala etkilerini kaybetmemiş o sololarıyla, eğlencesini herdem yeni tutabilen parçalarıyla dinlemekten vazgeçmediğim bir albüm.
Hey gidi günler hey...

1. Tını - Paranoya (3:41)
2. Tını - Lavinia (6:11)
3. Tını - Toy Yıllar (3:37)
4. Tını - Yaz Yağmuru (4:10)
5. Tını - Ela (4:52)
6. Tını - Kuştan Lekeler (4:16)
7. Tını - Değil Miydik (3:37)
8. Tını - Elden Gittim (3:24)
9. Tını - Bitmiyor Gece (3:05)
10. Tını - Rehavet Mi (4:52)
11. Tını - Son Şarkı (3:49)
1 com

Toma - As We Fall Into Static Our Hearts Sing (2009)


Son birkaç aydır dinlediğim en iyi albümlerden biri de, Toma'dan geliyor: As We Fall Into Static Our Hearts Sing. Toma, güzel bir İngiliz post rock topluluğu. Fazlaca shoegaze ve ambient öğeler de barındırıyor müziğinde. Özellikle My Bloody Valentine etkilenimleri birkaç şarkıda bariz. Şu ana kadar toplam iki albüm yayınlamışlar.

As We Fall Into Static Our Hearts Sing'de, ilk şarkıda tipik bir post rock grubu dinliyor gibi oluyorsunuz. Sonraki şarkılarda shoegaze/noise da işe karışıyor ama tabi ki albümde post rock ruhu daim. Ara ara, bazı şarkılarda piyanolar ve yumuşak melodiler hakimiyeti alıyor; sizi başka diyarlara götürüyor. Yani açtığı yaranın yanında, onun ilacını da veriyor albüm. Ve buyrunuz:

DOWNLOAD
3 com

Kokomo. - Demo (2009)





Bu grup ile 22 Temmuz'da Bochum'da hayatımın şu an kadar en güzel konseri olan This Will Destroy You'dan evel öngrup olarak ilk defa canlı olarak dinleyerek tanışmış oldum . Performansları ile seyriciyi direk This Will Destroy You moduna soktular. Demolarını 50 cent'e (1 ytl ye tekabül ediyor)satıyorlardı. Konserden sonra kendileriyle tanıştım baya kafa insanlar. Ekim ayında bir EP çıkaracaklar. O yüzden şimdilik demoları ile yetinelim.






Şu sıralar kendilerine İstanbul'da bir konser ayarlama çabasındayım. Umarım olur.Olursa da aralık ayında olacak bu konser. Kendileri şimdiye kadar; Errors, Junius, Constants ve az evel de bahsettiğim gibi This Will Destroy You ile çaldılar. Eylül ayı içerisinde de God Is An Astronaut'la beraber çalacaklar.Kendilerinden baya umutluyum ben. Sizler de takip edin derim.

İyi Dinlemeler !

Tracklist:

1.)11:59 Pm
2.)Krinoline

myspace.com/kokomoband

http://rapidshare.com/files/263676751/Kokomo._-_Demo.rar
1 com

Lovesliescrushing - Xuvetyn (1996)



Gerçeküstü seslerin her dinleyişimde beni gerçeküstü diyarlara çıkardığı bir grup. My Bloody Valentine havasında ama seslerle oynamayı daha bir çok seviyorlar.Geceleri dinlemek için ideal.Özellikle "Blooded and Blossom-blown" ile "Luma" anında tesir özelliğine sahip.

İyi Dinlemeler!



Tracklist:

1.Valerian (her voice honeyed)
2.Aquan 1
3.Mandragora Louvareen
4.Staticburst
5.Xarella Almandyne
6.Milkysoft
7.Blooded and Blossom-blown
8.Hum Vibralux
9.Virgin Blue-eyed
10.Seesaw
11.Flowered Mother
12.Monar
13.Silver (fairy threaded)
14.Luma (web-like and Crescent)
15.Golden-handed
16.Bones of Angels: a. Bronze Lit Feathers; b. Her Tongue Pulled Out
17.Ghosts That Swirl
18.Mother of Pearl

http://rapidshare.com/files/263434313/Lovesliescrushing_-_Xuvetyn.rar
1 com

Sphericube - Lack Of Cover (Demo)



:Tracklist:

  1. Untitled #1
  2. Untitled #2
  3. Untitled #3
  4. Untitled #4
  5. Untitled #5
  6. Untitled #6
  7. Untitled #7
  8. Untitled #8
  9. Untitled #9

3 com

L7-L7(1988)



Sitede bu grubun olmasını öncelikle isteyen Deggal arkadaşıma şimdiden ithaf edeyim.Peki kimdir necidir bu grup diye sorarsanız tamamı kadınlarda oluşan ve adı 1960 lardaki bir şakadan ortaya çıkmış bir erkek fatma grubudur.Bu paylaşımım onların ilk yaptığı çalışmanın ürünüdür daha sonraları ise grupta birkaç değişiklik olmasına rağmen 2000 li yıllara kadar yaşamlarını sürdürdüler ve geriye 8 albüm ve birkaç single ile ep bıraktılar tınıları genelde serttir ama dışarı pek çıkmaz sertliği benim gibi şiddetli metalden uzak duranlar için uygundur..Neyse keyifle dinleyiniz..


1. Bite The Wax Tadpole
2. Cat-O'-Nine-Tails
3. Metal Stampede
4. Let's Rock Tonight
5. Uncle Bob
6. Snake Handler
7. Runnin' From The Law
8. Cool Out
9. It's Not You
10. I Drink
11. Ms. 45

http://www.mediafire.com/download.php?ymimm4gj2gz
1 com

The Bridal Shop - From Seas (2008)


Şu sıra mükemmele yakın günler geçiriyorum. Yaz okulu vizeleri bitti, kendimi evimi düzenlemeye, temizliğe ve arkadaşlarla 'esen' balkonumda yapılan rakı-balık muhabbetlerine verdim. Duygusal anlamda tüm iç hesaplaşmalarımı bitirdim. Koskoca 1 yıl geçmiş içimdekiler törpülenene kadar, zor da olsa, yıpratıcı da olsa büyük bir aşk acısını tamamen atmış olmanın hafifliğini yaşıyorum. Bunun yanında, 4 gündür sigarayı da bırakmış bulunuyorum. Beni depresifliğe itebilecek en ufak bir yazıyı dahi okumaktan kaçınıyorum. Manevi olarak da Tanrı'ya yönelmiş durumdayım. Kısacası değmeyin keyfime.



Hayatın belli dönemlerinde sizin de burnunuza kokular gelir mi? Benim burnumda yaşadığım her anın kokusu vardır. Onlarla yaşar dururum. Ve şu günler nedense bana fazlasıyla İstanbul kokuyor. Bu durum şu sıra dinlediğim müziklere de fazlasıyla yansıdı. Özellikle lise yıllarımda, New Order'dan başka bir şey dinleyemediğim tuhaf bir dönemim olmuştu. Şu sıra kendimi o modlara kaymaya yakın görüyorum. Gençlik anılarıyla beraber, sürekli fonda Thieves Like Us geliyor New Order'dan sonrasında ışıklar sönüyor, Elegia çalıyor. İlk aşklar, problemler, eğlenceli ya da hüzünlü anlar, şunlar bunlar derken, burnuma o tatlı eski günlerin kokusu geliyor. Dünyanın en güzel grubunun mirasını alıp, çok farklı bir yolda en az eskisi kadar harika bir müzikle hayatlarımızı dolduruyor Bernard Sumner ve arkadaşları. New Order candır.

Hiçbir şey bana o kokuyu getiremeyecek diye düşünürken, yıllar sonra öyle bir grup çıktı ki karşıma, tüm ruhuma eski günlerin, anılarımın nefesini üfledi. 2008 yılının yarısından itibaren her günüm bu grubu dinlemekle geçti. New Order bir gün ambient shoegaze yapsaydı ne olurdu? Çok güzel olurdu ve adı da 'The Bridal Shop' olurdu.


The Bridal Shop İsveç çıkışlı bir grup. Müzikleri swedish shoegaze genre'ına oturtulsa da, ambient shoegaze tanımlaması daha bir yakışıyor onlara. New Order'dan aldıkları ilhamı, ambient ve shoegaze ile birleştirmişler ve ortaya gerçekten başarılı bir iş çıkmış. From Seas adıyla 2008'de yayınladıkları albümleri dinlemeye değer. Modern bir soundun, süper bir gelenekle birleştirilmesiyle (New Order bir gelenektir!) şarkılar adeta dün ve bugün arasında bir köprü fonksiyonu görüyor. Lafı uzatmayayım, bir dinleyin derim. : ))


DOWNLOAD
1 com

King Sigh - Entering (2009)





















Belçika'nın Scherpenheuvel kasabasından, yeni fırından çıkmış bir albüm. Post-Rock damarı kabaranlara birebir.

Tracklist:

01 Under the radar
02 Gloria
03 Tulipa
04 Sand monsters
05 Onu
06 Tony vivid
07 Grand slam
08 Another gold

İyi Dinlemeler !

http://rapidshare.com/files/263289880/King_Sigh_-_Entering.rar
2 com

Terry Riley-IN C(1964)

İşte bu da 1935 doğumlu yaşlı kurt Terry Riley 1964 yılında zamanına göre devrim sayılabilecek ilk yapıtını paylaşmak istedim sizinle IN-C California da bir besteciyken nerden nasıl aklına gelir bilnmez ama elektronik müzikte beliren sis perdesini ilk aralayanlardan biridir..Kendisi hala New Albion şirketi ki bu şirket Avrupadaki ACM ile eşdeğer sayılır çalışmakta ve müzik hayatına İhtiyar bir bilge adam rolüyle devam etmektedir..

IN-C ile derinliklere dalmanız dileğiyle..
Pass:2002
2 com

Arto Lindsay - Salt (2004)

















Arşivlerinizi düzmeye devam edelim daha sıkça. İlgi alaka sizden, paylaşımlar benden. Ayrıca 3. yıldır halen denize gidemediğimi kendime hatırtlatmak istiyorum burdan okudukça. Bu sene şahsımca adam akıllı bir festival yada konser haberi duyamadığım için İstanbul taraflarına da denk düşüremedim bedenimi. Herhalde anca M83 konseri paklardı beni ama sadece onun içinde gelmek istemedim. Herneyse.. beklemeye devam edicem beklediklerimi.





















Tracklist :
1. Habite em mim
2. Kamo (Dark stripe)
3. Personagem
4. Twins
5. Into shade
6. Jardim de alma
7. De lama lâmina
8. Combustivel
9. Make that sound
10. Salt


2 com

Nils Petter Molvær - Hamada


:Tracklist:

1- Exhumation
2 - Sabkah
3 - Icy Altitude
4 - Friction
5 - Monocline
6 - Soft Moon Shine
7 - Monocline Revisited
8 - Cruel Altitude
9 - Lahar
10 - Anticline


1 com

Arto Lindsay - O Corpo Sutil / The Subtle Body (1996)



3 Yıl öncede yapmıştı bunu. Üzülmüştüm. Bu sefer biraz daha iddaalı ve yaralayıcı oldu benim için. Kimseyi çekemeyeceğim anlarda bile beni güldürebilen ve güldürebildiğim o bedendi tüm bunların sahibi. Koca bir neden var dı ortada ve hala da var. Son görüşmemizde her zaman ki gibi gülüp/eğlenmiştik. Hiç bir şey yokken böylece beni ulu orta yerde bırakmasını hazmedemiyor ve kabul edemiyorum. Sevgili olayı değil bu. Arkadaş, dost, tanıdık vs. ne demek isterseniz denilecek kapasitede biri.. ama yıktı geçti sanırım pek çok yerimi. O güzelim anlara ne olduğunu bilemiyorum ama 2 defa evine gittiğimde yok diyen annesi bu defa kız kardeşimle gittikten sonra odadan çağıran o bedeni gördüğümün anı beni görüp mozart olmuşlardı ki aslında annesi beni hiç tanımazdı. Öyle sıkı sıkıya tembih etmişti ki "Biri beni ararsa yok deyin" lafını onlara, öyle böyle değil yani. Zaten beni hayata dair gülümseten bir kaç beden varken en büyüklerinden birinin böyle yapması.. baya solduruyor içimdeki ışığı. Keşke bir neden olsa da o yaptığım için kendime kızabilsem. Kimseye kızamıyorum belki de ama keskin patlamaları da her daim içimde yaşıyorum sanırım. Çok fena parlayabilirim bir gün. Biliyorum.

Aslında çok şey yazmak istiyorum ama daha az önce geldiğim için o bedenin evinden, hiç halim kalmadı hiç bir şeye. Anlatıcağım yine çok şey var. Biraz daha zahmetli olucak bu sefer toparlanmam. Yazısız albüm paylaşımları gelebilir yakında. Belki de hiç olmadığı kadar yazılı gelebilir bazı anlarım. Hep birlikte görmek ve yaşamak adına yaşamaya devam edelim herşeyi ve herkesi..


80'ler dönemindeki Post Punk, Experimental, Noise Rock projesi olan DNA olayında baş adam görevi gören gitar-vokal Arto Lindsay'in ilk solo albümü bu. Yıllardan 1996. Yani, Şebnem Ferah - Kadın albümü çıkarmış, klibinde apış arasını tutupta yerlerde çığırdığını gören gözlerin, gözlerini açtığı dönem. DNA güzelliğini bilipte ilk kez bu solo albümü dinleyen insanların aslında fotoğrafı çekilse çok mantıklı olurdu gibime geliyor. Yukarıda bahsettiğim türlerin yakınından zorla geçen bir sound ile karşılaşacağınıza ek vereyim. Hissedebileceğiniz türlerin en esaslısından bir kaç örnek vericek olursam: Bossa Nova, Slowcore tadı diyebilirim. Rahat, sakin, duru, donuk, ılık bir sound ve albüm bu. Cayır cayır gitarlar yerine gayet düşük tempolu ve kayıp giden tınıları seven bedenlere tavsiyem. Sevmeyenlere de tavsiyem olduğu gibi. Albüm de Brian Eno, Ryuichi Sakamoto, Marc Ribot gibi isimlere nazaran daha çok çok isimler le çalışmış Arto Lindsay. Pastel renkli hayaller diliyorum..






















Arto Lindsay - O Corpo Sutil / The Subtle Body (1996)


1. Four Skies
2. Child Prodigy
3. Anima Animale
4. Este Seu Olhar
5. My Mind Is Going
6. Enxugar
7. No Meu Sotaque
8. Unbearable
9. Nobody in Bed
10. Astronauts
11. Sovereign


0 com

Cabaret Voltaire - The Original Sound Of Sheffield (1980)








Baya gerginim sanırım. Sonra görüşelim, olur mu ?.


Cabaret Voltaire - The Original Sound Of Sheffield (1980)










0 com

Sphericube - Jugda



:Tracklist:

1 - Emergency Lane
2 - Cycle
3 - Kemmis Floccus
4 - To White
5 - The Search For Fritz
6 - Sand
7 - Aggressive Deppressive (Two Steps To A Healthier Life)
8 - Pluss
9 - Rebirth




0 com

Pumice-Persevere 7"



download
0 com

Catherine Wheel - Ferment (1992)



























Evet. İnsanlar gösterdi yine çirkinliğini ve şöyle bir şey oluvermiş: Haber veren arkadaşımın mail adresine "Ychorus personal message" adı altında iki defa mail gelmiş ve hiç birimizin haberi yok bu durumdan. Henüz bana öyle bir mail gelmedi ama sanırım google bilmemnesince takipçi olan Ychorus severlerin mail adresine gelen bir şey diye düşünüyorum. Emin değilim tabii, fikir sadece.. Kısacası bizim haberimiz yoktur ve görür görmez açmadan silinizdir.

Biliyorsunuz. Meyve veren ağaç ne olursa olsun taşlanırmış. Bir albüm eklemeyi de ihmal etmedim tabii. Shoegaze/Indie ayarı yine bir arada. 1990-2000 Arası müzik yaptıklarınıda bir yerimize yazabiliriz mesela. Gitaristleri "Rob Dickinson" 2005'te Fresh Wine for the Horses adında bir albüm yayınladı hatta. Diğer bazı Catherine Wheel albümlerinede blog içi arama yapıp ulaşabilirsiniz. Neyse, gittim şimdilik.

Offical Website: http://www.catherinewheel.com


Catherine Wheel - Ferment (1992)

Texture
I Want To Touch You
Black Metallic
Indigo Is Blue
She's My Friend
Shallow
Ferment
Flower To Hide
Tumbledown
Bill And Ben
Salt
Balloon

1 com

Acid House Kings - Advantage Acid House Kings (1997)



Öhö öhö... İsveç' li grupları sevenler varsa! buraya!! Acid House Kings' in blogda bir kaç tane daha albümü bulunmaktaydı. Ben de Cocteau Twins vesilesiyle sevdiğim bu grubun blogda olmayan bir kaç albümünü eklemeye karar verdim. Baştan diyeyim bu albüm biraz daha farklı diğerlerinden. Sanki gitarları Johnny Marr çalıyormuş gibi. Bir de sürekli Get Me Away Here i m Dying davulları var gibi...Bunun dışında, ben bu grubun erkek vokalini sevmiyorum yahu. Ama Club 8 i de kuran hanfendinin vokalleri gayette güzel. Onu seviyorum. ( Johan Angergard adı )

Twee Pop/Swedish Pop sevenler varsa bu albüme kesinlikle itibar edebilir. Hatta bir tezim vardır hep, Kings Of Convenience' in Influences inde Acid House Kings yazmamasının sebebi Singin Softly To Me yi onlardan araklamış olmaları diye... işte o da benim bi fantazimdir.

Neyse: blogda mevcut olan diğer iki albüm (Mondays Are Like Tuesdays... ve Sing Along With AHK) bu albümden daha güzel. Ama grubu sevdiyseniz tabii bunu da indirmenizde yarar var.







0 com

The Stills - Logic Will Break Your Heart

The Stills, 2000 yılında Montreal/Kanada'da kurulmuş olan bir indie rock grubu ve indie rock gruplarının (hepsinde olmasa bile) çoğunda benim şahsen gözlemlediğim şey ne yazık ki onlar için de geçerli: süper bir ilk albüme imza atıp gerisini getirememe durumu.. 2003 yılında çıkardıkları harika debut "Logic Will Break Your Heart"ın başarısıyla birlikte grubun hayranlarında oluşan beklentileri, görünen o ki, 2006'da çıkan ikinci stüdyo albümü "Without Feathers" ve son olarak geçen sene çıkan üçüncü albüm "Oceans Will Rise" da pek karşılayamadı gibi.. geçip giden seneler, Logic Will Break Your Heart'ın ne kadar değerli bir albüm olduğunu göstermekten başka pek birşey getirmedi gibi sanki, The Stills ve hayranları için..


bu "devamını getirememe" durumunu, orjinal kadroda bulunan süper gitarist Greg Paquet abimizin gruptan ayrılmasına ve ikinci albümden itibaren grubun kadrosunda yer almamasına bağlıyorum ben şahsen.. "Logic Will Break Your Heart"ı kanımca farklı ve eşsiz kılan şey, pop ile deneysellik arasındaki o mükemmel boşlukta tatlı tatlı süzülen bir albüm olmasıydı ve bunda Paquet'in enfes gitar kullanımlarının payı büyüktü.. albümdeki gitar kullanım tarzları gerçekten de oldukça değişken.. post-punk'tan tutun, shoegaze tarzı gürültülü "guitar washes" ve hatta post-rock gruplarının afedersiniz bokunu çıkardığı "trrtrrtrrtrrtrrrrrr" tarzı tremololara kadar geniş bir yelpazede.. tek tük duyulabilecek sololar da tam yerinde ve tadında, vs..


velhasıl kelam, yıllandıkça güzelleşen ve baymayan, her bir şarkısı ayrı güzel olan -ve "Still in Love Song"dan da ibaret olmayan-, tüm yukarıda saydıklarımı tamamlayan olmazsa olmaz bileşen "hissiyat"ı da alabildiğine içeren bir albüm "Logic Will Break Your Heart"..

DWNLD

.

.

Öpücük