"Ve bindik bir alamete gidiyoruz Barışarock'amı ne" edalarıyla kalkışı yaptık Bornova'dan. Gece 12'yi geçiyordu.. Kulaklıklar takıldı, mp3 player'lar açıldı. Uyunmaya çalışıldı. Balıkesir yönünden giden otobüsümüzde uyumanın imaknı yoktu açıkçası. Misal 3 saat boyunca hiç biryerde mola verilmedi. Ki minimum molalarımızıda tutmak zorunda kaldık paso. Giderken yanımıza ne manyaklıksa uzun kollu hiç birşey almamıştık. Çadırlar ve deniz yataklarınıda almıştık yine geçen sene olduğu gibi. "Sıcak olur, geçen sene hiç giymedik bile uzun kollu bişiy. Geceleride çok sıcaktı zaten" düşünceleriyle almadığımız sweet ve uyku tulumlarımıza ihtiyaç mı olucaktı ne?.. Mola verdiğimiz yere indiğimizde saat sabaha karşı 03:00'ü geçerken "Donuyorum ben abicim, eyvah ki ne eyvah" dedik hepimizde. Geçen seneyi mumla değil lazer anahtarlıklarıyla arıycaktık nitekim, anlaşılmıştı geçde olsa. Bindik yine otobüse derken.. Balıkesir'den İzmir'e doğru yolculuk yapanlar bilicektir ki yollar inanılmaz kötü. 2 kamyonun zor geçtiği bu yolda, rampa, virajve bolcana makasa girme durumlarıda oldukça müsaitti. İlk geçdiğim bu yolda uyumak imkansızdı. Diğerleri sanırım horul horul uyuyorlardı ki sonradan öğrendim, Yaşar'la ben sürekli yola bakmaktan artık müzik bile dinleyemez hale gelmiştik.. Şöfeer beyimizde bir güzel makasa girdi bir ara karşıdanda kamyon geliyordu ki cidden ucuz kurtulduk. Yıllar sonra "uykularım delik deşiiik, unufak oluyor yüreğiiim" şarkısınıda Sinan Erkoç'tan mırıldandıktan sonra nihayet zorlu geçen yolculuk sona ermişti.

Muavinin yanımıza 3 defa gelip "nerede inicaksiniz" sorularına verdiğimiz cevap hep aynı olup" hımm tamam Alibeyköy'de inip, Taksim servislerimize biniceksiniz" demesi, geldiniz burda inebilirsiniz falan fişkan derken indik bir güzelcem 6 kişi. Haydaa oda nesi. Bekliyoruz bekliyoruz gelmiyor servis. Sonrada öğreniyoruz ki indiğimiz yer Alibeyköy değil alakasız biryerlermiş. Yaani, türk filmlerinde olan "Almanyaya geldiniz hadi yallah" dedikten sonra kendilerini İstanbul'da bulan kaçak mağdurları gibi olduk resmen.. komikti tabi. Ama bizi bekleyen kişiler vardı Taksim meydanında. Neyseki yeni gelen başka bir otobüse bizi tıkıştırdılar sonrası vardık Alibeyköy'e. 20 dakikada orda bekledikten öncesi telefon trafiğim hat safhaya ulaşmıştı. "Nerdesiniz, gelmedinizmi daha, biz bekliyoruz haala, ben şu saatte gelicem, ay ben gelemicek gibiyim ama kesin değil, ah tamam alanda görüşürüz o zaman şu saatte, ben donumu bulamadım geliyorum ama" gibi lafları duyup-okuduktan sonra Taksim alanına ulaştık sonunda.. Ve tabii ki Anaoldu Turizm denilen şirketi tavsiye edemiyorum a dostlar.
Bizi bekleyen güzel insanlar Serkan(supersonik), giz*(Gizem), tibetkedisi(Yusuf), Baran, Orçun ve Emre ile uzun süredir görüşememenin verdiği acıları faraşla kazıdık resmen beyinlerden.. Bir pideciye gidip kahvaltı, çay molası yapıldıktan sonra, soluğu cümbür cemaat bindiğimiz otobüsten inip, mekanın önünde aldık. Baran'ın evinden getirdiği ekmek arası yiyecekler ve yolda bize servis yapılan kek, krakerleri bir an unuttuk tabii o aceleyle. İçeri yemek almadıkları için "Çadırları kurar Taksim'e gider takılırız" edalarıyla benim sırt çantasına yiyecekleri doldurup, girişteki görevlilerin yanında bitr süreliğine bırakmaya karar verdik. Kapıdaki görevli arkadaşlar (Hani şu mor tişörtlü olan elemanlar) bir gün öncesi geldiğimiz ve kimseyle uğraşmadıkları için herhalde bize çok iyi davrandılar. Yada onlar hep iyidide biz anca gözleştik. En güzel yeri bulmak adına mekanda yürüyüp ve bakındıktan sonra ortak kararlaştırdığımız yere başladık çadırları kurup, çivileri çakmaya... "Bakalım bu sene ne yemek standları var" mekanı dolaştık. Çoğunluk Taksim'e gitmeyelim, bak burası ne kadar sessiz ve huzur dolu, bir doluda muhabbet eder gülüşürüz" lafları kafamda yankılanırken kaldık alanda ki yapılıcak birşey cidden yoktu. Malum daha 8 Ağustos Cuma'dı ve herşey yarın başlıycaktı. Beyine verilen müzikal dokunuşlarınada mp3 player'larımızdan devam ettirdik sohbetlerimiz arasında.
Şu an düşündüm de.. O gece ne yaptık hiç hatırlamıyorum. İlginç.. Sanırım yorgun olduğumuz için erken yattık. Tabii geceye kadar Murat(brokenchord), Barış(http://www.zhmairbrush.com/), İsmail(http://www.mitannus.blogspot.com/), Savaş, Özcan ve yeni tanışıcağımız bazı arkadaşlar bir bir yanımıza geldi. Afiş ve boyalar yanımızdaydı ama halen afişi yazıp, ağaca bağlayamamıştık. Meslediği Air Brush olan yetenekli dostum Barış, bizleri kırmayıp, yazıyı beraber tasarlayıp boyamasını yaptı. Ağaca astıktan sonra artık yatalımda yarın saba erken kalkarız mantığıyla çadırlara girdik. Öncesi eepeyce sohbetler edilip, kahkahalar atıldı tabi.

Sabaha kadar azıtıp, anıran alkollü gençler bizi zor uyuttuğu gibi, gecede soğuk vurdu içimize. Yaşar'la resmen sabahı zor ettik. Titredik, üşüdük kısacası dosduk yahu.. 07:00 gibi soğuktan buz kesmiş halde uyandık. (Gece tişörtleri üstümüze örttük el mecbur. Azda olsa oysa o zaman uyumuşuz birazcık) Yusuf, Yaşar ve ben Taksim'e gidip uyku tulumu vs. gibi birşeyler almak için yola çıktık. Ama gel gelelim bilmem kaç km. yürüdüğümüz halde hiç birşey bulamamıştık. Mekandaki arkadaşlara telefon edip, nereden bulabiliceğimizi sorduk ki çok uzakları tarif ettiler. Onca yoluda boşuna yürümüş olduk 3 kişi ama olsun. güzle anı oldu bize. Bir ara Yaşar çarpılıyordu hatta karşıdan karşıya geçerken. Aşırı sıcaklar başlamıştı ki, Taksim'e giderken gördüğümüz mekandan 2 önceki durakta bir süpermarket vardı. Bari dedik yolda inelim bakalım varmı uyku tulumu yada benzeri birşeyler.. Ama süpermarket aslında mahalle bakkalı gibi birşeydi. Aradıdığımız şeylerde yoktu malum.. yaya olarak 2-3 km. yürüdük sıcakta. Mekan vardığımızda gördük ki bazı arkadaşlar "Neden bana haber verdiniz ki birşeyler aldırırdım, bende gelirdim, nasıl ya bir şey bulamadınız, neden gittiniz ki, e bende battaniye vardı verirdim, ama biz hiç üşümedik çok garip, hallederdik yaa" laflarıyla karşıladılar. Extradan konserlerde başlamıştı.. ana sahnede "Kırmızı Nokta" adıyla ilk çıkan grubu çadırların ordan kulak kabarttığımda gayet kilişe bir müzik yaptıkları hiç beğenemedim. Sonrasında çıkan "Kaçak" adlı grubuda sahne yakınlarından biraz göz atıp beğenemedik ailecek. Gitaristlerinin, giyiniş, saç stili, sahne duruşu, boyu, ten rengi gibi uçuk kaçık şeyleri bile "mor ve ötesi"nin yeni nesil gitaristi Kerem Özyeğen'i feci andırıyordu. Baktık baktık güldük.. 2 grubuda sevenlerine saygı duymaktan öteye gidemiyorum.

Alternatif sahnede "Koptu Kervan" adlı grupta sahne almayınca, "Gevende" elemanları uzunca bir soundcheck aldılar. Böylece biraz olsun izleyenler mutlu oldular. İzlemeden orda burda takıldık Yaşar'la ve bir sonra çıkıcak olan Ankara'lı ve çıkış noktaları eğlenmek olan Punk'vari proje "Karate Kid"i zamanında yerlere serildik. Grup 2 aylık oluşundan ve Enstrumanlarıda iyi çalamadıkları, çünki alanlarında daha çok yeni oldukları için pek çok kişinin aval aval bakıp diğer grubu beklemesinede mani olamadılar. Ben seviyordum, seviyorum. "Şimdi bu son şarıkımız Ankara'yada bekleriz" lafıyla yanımızdaki tanımadığım insanlar "Oh yaşasın bitiriyorlar" kelimelerini sesleriyle belirtip, umursamaz şekilde sahneye bakmaya drevam ettiler. Stüdyoda doğaçlama esnasında çıkan bir beste olan bu son şarkıda, grup çok garip bir hal aldı.. Bass'çıları olan karşı cinsim Vokal'e geçip inanması güç sesler çıkartıp herkesi sille tokat döverken, az önce laf eden insanlarda alkışlamaya başladılar ki o an görülmeye değerdi. Ama çığlıklar bitmiyordu ve vokal cidden inanması güç tonlara çıkmıştı. 20 dk. kendime gelemediğimi hatırlıyorum konser sonrası.. Tebrik etmrek için yanlarına gittiğimiz aileleri ve arkadaşları kalabalık olmuşlardı ve vazgeçtik yanlarına gitmeyi. Nasılolsa myspace adreslerinde ulaşırız diye; www.myspace.com/thekaratekidz

Sırasıyla, ana sahnede olan Death Metal grubu "Human Harvest", Arapça Rock yaptıkları söylenen "Ahibba", alternatif sahnede yer alan "Demet Sinel", "Dj Merve Erol" isimlerini dinlemezken, ana sahnede çalıyor olan "Gevende"vari sound anlayışıyla çok insanın beğenisini kazanan "Serap Yağız & Suların Uğultusu" yarıya gelmişti ki bizde sahne önünde oturduk çimlere. Kene muhabbetinden herkes tırsarken, "mekanda olucak olan ilaçlama servisi paso devam edicek" dedikodularıyla rahat nefes aldı kampçılar. Sevdim, sevdik ailecek "Serap Yağız & Suların Uğultusu"nu.. Eski "Anima" gitaristi ve "Moğollar"dan Taner Öngür"de kadroda yer alan tanıdık isimlerdi.

Ana sahnede sırada İzmir'den katılan bir grup, "Smyrname" adındaki Progressive Rock türüne yakın topluluktu. Klavye'nin öne çıktığı bu grup bana pek hitap etmesede kötü değildi elbet. Hatta bir göz atında diyorum tarzı sevenlere: http://www.myspace.com/smyrname
