0 com

Cabaret Voltaire - The Original Sound Of Sheffield (1980)








Baya gerginim sanırım. Sonra görüşelim, olur mu ?.


Cabaret Voltaire - The Original Sound Of Sheffield (1980)










0 com

Sphericube - Jugda



:Tracklist:

1 - Emergency Lane
2 - Cycle
3 - Kemmis Floccus
4 - To White
5 - The Search For Fritz
6 - Sand
7 - Aggressive Deppressive (Two Steps To A Healthier Life)
8 - Pluss
9 - Rebirth




0 com

Pumice-Persevere 7"



download
0 com

Catherine Wheel - Ferment (1992)



























Evet. İnsanlar gösterdi yine çirkinliğini ve şöyle bir şey oluvermiş: Haber veren arkadaşımın mail adresine "Ychorus personal message" adı altında iki defa mail gelmiş ve hiç birimizin haberi yok bu durumdan. Henüz bana öyle bir mail gelmedi ama sanırım google bilmemnesince takipçi olan Ychorus severlerin mail adresine gelen bir şey diye düşünüyorum. Emin değilim tabii, fikir sadece.. Kısacası bizim haberimiz yoktur ve görür görmez açmadan silinizdir.

Biliyorsunuz. Meyve veren ağaç ne olursa olsun taşlanırmış. Bir albüm eklemeyi de ihmal etmedim tabii. Shoegaze/Indie ayarı yine bir arada. 1990-2000 Arası müzik yaptıklarınıda bir yerimize yazabiliriz mesela. Gitaristleri "Rob Dickinson" 2005'te Fresh Wine for the Horses adında bir albüm yayınladı hatta. Diğer bazı Catherine Wheel albümlerinede blog içi arama yapıp ulaşabilirsiniz. Neyse, gittim şimdilik.

Offical Website: http://www.catherinewheel.com


Catherine Wheel - Ferment (1992)

Texture
I Want To Touch You
Black Metallic
Indigo Is Blue
She's My Friend
Shallow
Ferment
Flower To Hide
Tumbledown
Bill And Ben
Salt
Balloon

1 com

Acid House Kings - Advantage Acid House Kings (1997)



Öhö öhö... İsveç' li grupları sevenler varsa! buraya!! Acid House Kings' in blogda bir kaç tane daha albümü bulunmaktaydı. Ben de Cocteau Twins vesilesiyle sevdiğim bu grubun blogda olmayan bir kaç albümünü eklemeye karar verdim. Baştan diyeyim bu albüm biraz daha farklı diğerlerinden. Sanki gitarları Johnny Marr çalıyormuş gibi. Bir de sürekli Get Me Away Here i m Dying davulları var gibi...Bunun dışında, ben bu grubun erkek vokalini sevmiyorum yahu. Ama Club 8 i de kuran hanfendinin vokalleri gayette güzel. Onu seviyorum. ( Johan Angergard adı )

Twee Pop/Swedish Pop sevenler varsa bu albüme kesinlikle itibar edebilir. Hatta bir tezim vardır hep, Kings Of Convenience' in Influences inde Acid House Kings yazmamasının sebebi Singin Softly To Me yi onlardan araklamış olmaları diye... işte o da benim bi fantazimdir.

Neyse: blogda mevcut olan diğer iki albüm (Mondays Are Like Tuesdays... ve Sing Along With AHK) bu albümden daha güzel. Ama grubu sevdiyseniz tabii bunu da indirmenizde yarar var.







0 com

The Stills - Logic Will Break Your Heart

The Stills, 2000 yılında Montreal/Kanada'da kurulmuş olan bir indie rock grubu ve indie rock gruplarının (hepsinde olmasa bile) çoğunda benim şahsen gözlemlediğim şey ne yazık ki onlar için de geçerli: süper bir ilk albüme imza atıp gerisini getirememe durumu.. 2003 yılında çıkardıkları harika debut "Logic Will Break Your Heart"ın başarısıyla birlikte grubun hayranlarında oluşan beklentileri, görünen o ki, 2006'da çıkan ikinci stüdyo albümü "Without Feathers" ve son olarak geçen sene çıkan üçüncü albüm "Oceans Will Rise" da pek karşılayamadı gibi.. geçip giden seneler, Logic Will Break Your Heart'ın ne kadar değerli bir albüm olduğunu göstermekten başka pek birşey getirmedi gibi sanki, The Stills ve hayranları için..


bu "devamını getirememe" durumunu, orjinal kadroda bulunan süper gitarist Greg Paquet abimizin gruptan ayrılmasına ve ikinci albümden itibaren grubun kadrosunda yer almamasına bağlıyorum ben şahsen.. "Logic Will Break Your Heart"ı kanımca farklı ve eşsiz kılan şey, pop ile deneysellik arasındaki o mükemmel boşlukta tatlı tatlı süzülen bir albüm olmasıydı ve bunda Paquet'in enfes gitar kullanımlarının payı büyüktü.. albümdeki gitar kullanım tarzları gerçekten de oldukça değişken.. post-punk'tan tutun, shoegaze tarzı gürültülü "guitar washes" ve hatta post-rock gruplarının afedersiniz bokunu çıkardığı "trrtrrtrrtrrtrrrrrr" tarzı tremololara kadar geniş bir yelpazede.. tek tük duyulabilecek sololar da tam yerinde ve tadında, vs..


velhasıl kelam, yıllandıkça güzelleşen ve baymayan, her bir şarkısı ayrı güzel olan -ve "Still in Love Song"dan da ibaret olmayan-, tüm yukarıda saydıklarımı tamamlayan olmazsa olmaz bileşen "hissiyat"ı da alabildiğine içeren bir albüm "Logic Will Break Your Heart"..

DWNLD
0 com

Acid House Kings - Do What You Wanna Do




4 ay içinde kaç defa izlediğimi hatırlayamadığım video + beste. Çok fazla önem veriyorum nedense. Aslında daha atmospheric işlerin adamıyım. Farkındasındır.
1 com

Dirty Projectors - Bitte Orca (2009)



























Cidden mutlumuydum(k) 90'larda. O kadar çok şey oldu ve olamadı ki o dönemler de. Olanaksızlıklar, neredeyse 20 yıl geçen o ilk batı özentiliğinden kopma kıyafet seçimleri, inanılmaz berbat tişört ve kotlar, onlarca söylenicek şey.. Ama sanırım umut olarak tavan yaptığımız dönemlerdi onlar yaş adaşlarımla. Bazılarımız artık yok. Bazılarımız ortalarda yok. Yoncimik bile Yoncimik'ti o zamanlar ve herkes Çılgın Bediş izlerdi hani. 0 900'lü hatlar, suikastler, çin çin'ler, tuttu furutti'ler, kırmızı noktalar, eski Show Tv. jingle'ı, Cine 5'te şifreli günler ve çok konuşulan porno tadlı film arşivi, Susam Sokağı'ndaki minik kuş, kurabiye canavarı, kaptan mağara adamı, çıtır kızlar ve bir kaç iyi adamlar.. Sabaha kadar değil, günlerce uzar bu liste, uzatırım da, uzatırız da.

Önce bazıları gitti. Sonra da sırayla gittiler. Gökhan Semiz, Ajlan, Kerim Tekin, Onno Tunç, Uzay Heparı ve tabii ki sıranın bu olmadığını biliyorum. 90'larda Türkçe Pop ile gayet haşır neşir biriydim ve ilk kasetimi ve paramı o koca beyaz şapkalı kadına vermiştim. Seden Gürel - Bir Yudum Sevgi idi. En favorimdi o dönem. Sonra Sibel Tüzün - Ah Biz Kızlar oldu. Sibel sonra kafayı ciddi anlamda kazıttıp cayır cayır Rock albümü yaptı ki o albüme dinlemeden bok atanlara birer tane bok fetişi gönderiyorum ödemeli kargoyla. Ümit Sayın 1996 sonrası favorim olarak kaldı ve 13 yıl geçti neredeyse. Hala duruyor bazılarımı gönlüm de. Çok eğlenirdik hani ? Söylerdik, söyleşirdik, söylettirirdik okuldaki o sesi güzel tınlıyan yaşıtlarımıza. Ama hep onlardı en popüler ve genelde çalışkan olanlar değil mi ? Biz hep o ezik takımdaydık ? Ben ve benim gibi onlarcası evet diyebilirken bunlara en üzüldüğüm el fatihalık durum Gökhan Semiz'de olmuştu. Grup Vitamin'in en baş adamıydı ki çok güldürdü bizi allah var şimdi. Değil mi ? Vitamin halen kasetlerini topladığım dinlediğim, dinlettirdiğim bir proje olarak kaldı gönlümde. Ondan sonra da bir bok yapamadılar zaten biliyorsun. Tekrar yeni albüm kayıtlarına başlamışlar yalnız ha. Benden duymuş ol.

1996'ydı yine ve o bağıran kadınla tanışmıştır Türkiye. Adı: Şebnem Ferah'tı. Herkes Rockır olmaya adaydı artık ama daha önemlisi bence Kargo - Yarına Ne Kaldı albümüyle hepimize "A hey hey hey" dedirtmişti. Onun önceside Sil Baştan albümünü nasıl olduysa 1993 yılında basmışlar ama neredeyse hiç birimiz bilmiyorduk. Sonra da bulamadıkta zaten. O dönemlerde Deniz adlı o acaip sesli bayan varmış grupta. Çok merak ediyordum. Yıllardan hatırlayamadığım ama 1999 dönemi olabilicek olan bir yıldı ve ben bu sefer Ychorus'u beraber kurduğum yakın adamım Paslı Salıncak ile Basmane yakınında pazar günleri kurulan o salaş bit pazarında Sil Baştan albümünü bulmuştum ve şokla karışık bir halde atlamış, bu zamanın parasıyla 25 kuruşa almıştık neredeyse. Şoktu ve uzun süre dişlerimi göstermiştim insanlara gezerken sanırım. Bu arada bir albüm alabilmek için 3 saatlik bir Tren yolculuğu sonrası Ödemiş'den, İzmir'e varıyorduk. Bütüün biriktirdiğim paraları kaset, cd ve müzik dergilerine veriyordum ki hiç bir şey değişmedi aslında. Kuru kuru simit yiyiyor, yinede bir kaset olsun fazladan alabiliyorduk. En sevdiğim alet olan o güzelim gri Walkmen eşliğinde büyük bir heyecan ve merakla kasetleri tek tek ve yavaş yavaş açıyorduk Tren'le geri dönerken.. Gözlerimiz daha bir büyüyordu albüm kapağına bakarken ve albümü dinlerken hiç elimizden düşürmüyorduk. Gözyaşlarımın yanağımdan züzülüp kazağıma ulaşırken bile hep o kapaklar elimde oluyordu. Bambaşka diyarların adamıyımdım, bambaşka yerlerin. Herşeyin farkındaydım ve farkındaydık. Hiç bir zaman paracı bir adam olmadık şu an olduğumuz ve bu durumu koruduğumuz gibi.. Walkmen 1 tane olurdu genelde. 1 şarkı ben dinlerdim, 1 şarkı Mehmet. Yılları böyle geçirdik. Artık bacaklarımız otobüste birbirine değsede hissedemez olmuştuk. Kardeş gibiydik belki de. O güneş gözlüklerinin arkasına saklanan tiplerden hiç bir zaman olmadık. Olamadık. Olmak istemiyorduk..

Hiç bir şey değişmedi biliyormusun.. Değiştiremiyorum ben. Değişemiyorum. Hala ot gibi yaşıyor ve aynı şeyleri yapıyormuşum onlara göre. Laf anı gelince sokmayı biliyorlar, bilirsin. Sana da olmuştur bu anlar hep ve hep onlardan tiksinmeye yakın durmuştur kalbimiz. Organlarıma vuran o müzik ateşi hiç bir şeye mani olamazdı. Kaset alıyorum diye babamdan yediğim dayaklar bile uslandırmıyordu beni. Gizli gizli o kasetleri dinlediğimi, sakladığımı ve arabesk kültürünün tavan yaptığı bir halkın içinde büyüdümü gören o gözler tekrar tekrar soruyorlardı aynı soruları hafiften değiştirerek. Alnım ak ama boynum dik değildi. Hiç de olamadı aslında. Hep eğik çocuktum. Ne annem, ne de babamın boyundaydım. Tam ortada kalmıştım, çıkış noktamın denge olduğu burcum gibi. Sonra Ayşegül Aldinç - Alev Alev kasetim vardı. Ve onlarca kasetim olduğu gibi. "Yeniler" çok önemli bir şarkıydı albümde ve yıllardır öyle kaldı içimde. Öyle böyle derken Nirvana ve Cranberries keşfedildi. Zombie çok fazla sevilmedi. Ama Nirvana - Milk It dedirttirdi. Hala da o zevki verdirir, bilirsin. Metallica'cılar ve Nirvana'cılar diye ayrılırdık aslında farkındamısın ? Metallica severler hep sertti, Nirvana severler ise leş. Nirvana alternatif demekti, Metallica adı gibiydi. Sonra malum şeyler oldu. Ama 90'lar hep içimde kaldı. Top Pop, Popsi, Number One dergilerim ve oturduğum yerden bana bakan eski kasetlerim, dergilerim, tişörtlerim, tanıdıklarım, arkadaş kaldıklarım, dostluk denizinde yüzdüğüm bedenler ve beraber yaşlanıcağımız hatta belki de beraber diğer taraflara göç edeceğim kadim insanlar, düğünlerine bile gidemediğim ve bazılarının ne iş yaptığını bile bilmediğim akrabalarım, akranlarım, akıttığım kanlar, pislikler, sıvılar, sıvacılar.. neredesiniz.. Ve daha onlarca müzisyen, solist, proje.. beni bıraksanız da ben sizi bırakmadım. Bilesiniz..

Bu önemli bir müzik projesi. Daha ilk duyma anlarında önemli olduklarını anlayabiliceğiniz türden. Gırtlaktan çıkan ses oynamalarını seven kızlar ve erkek var kadroda. Büyük ihtimalle Jeff Buckley sevgilerinin yüksek olduğu ve bunu duymaktan haz aldığımız anların olduğu bir albüm bu. Kollarımdan akan terlerin hattı hesabı yokken, bu önemli müzik projesini Ekvator sıcağındaki bir İzmir anında paylaşmaktan oldukça mutluluk duyuyorum. Bu albümle keşfetmedim tabii New York çıkışlı Dirty Projectors'u. 2009 çıkışlı olduğunu gördüğünüz bu albüm için aslında baya şey söylenebilir ama an itibariyle odamı dolduran ev sakinleri ve yılda 3 defa gördüğüm yakın akrabalarımın muhabbetsel konuşmalarını fonda Robin Guthrie & Harold Budd eşliğinde dinlerken hiç bir şey yapılamıyacağının da farkında olduğunuzu biliyorum.. Kaçırmayasın.

Offical Website


0 com

Rökkurro - Şağ kólnar í kvöld (2008)


Bloga yazamadığım birkaç ay oldu. Nedeni tamamıyla ( yine ) kendi kişisel sebeplerim iken bu gün Cocteau Twins Liselim’ in yazdığı bir Robin Guthrie yazısı attı ki, gerçekten her şey bi anda aydınlandı!

Bu albüm; İzlandalılar, aptallar aslında! Neden mi? Bunu düşünürken sadece aklıma 2008 yılı box Office listesinde İzlanda insanlarının en çok görmeye gittiği filmin ABBA ile alakalı olması geliyor. Ulan biraz ülkenizin ambiyansından çıkan müziği düşünün … olmadı 101 rejkjavik filan izleyin. Neyse çok saptım konudan.

Rökkurro ile alakalı çok fazla bi bilgiye sahip değilim. (myspace aracılığıyla buldum kendilerini)Şimdi yazsam; Last fm çevirisi olcak, işte en nefret ettiğim grup yazısı tanımlaması da budur. Hatta geçenlerde buna rast geldim bir yerde; Tom Waits’ in 2004 yılında yaptığı Real Gone albümü konumuz, adam ya da bey yazmış; “the first Tom Waits album without piano” diye. Eee ben wikide de gördüm onu hem onun başında “This is also” yazıyordu. Ne yani bu mudur basiretin! Ha gel gel gel! Neyse yine saptım.

Rökkurro ile alakalı bir şeyler söyleyeyim, bir gün İzlanda ya gidersem, (ki o tarih yakın geliyor nedense) ilk konserlerini izleyeceğim gruplardandırlar. Sound itibariyle içine Yann Tiersen kaçmış Sigur Ros gibiler.(tabii ilk zamanlar) (bakın tüm samimiyetimle söylüyorum, İzlanda’ lı olupta, başka bir İzlanda’ lı gruptan etkilenmemek, hele ki; o grup domestik bazda değil, dünya çapında tanınıyorsa, imkansız ötesidir. Çünkü Dagur Kari beyfendimiz de der “izlandik miüyzik siin bir aile gibidir” diye) Bir de bir vokalistleri var ki (bir hanımefendi) hafif sesinde “motown” hissetsemde; aslen tam bir post rock’ er! (hell yeaaaa)

Gruba dair bunları söyleyebilirim. Aslında pek bir şey de söylemedim tamamıyla gevezelik yaptım da, çok seviyorum bu albümü; lakin, şu anda indirdiğiniz şeyi (Tabii indiriyorsanız) Gogol Bordello filan sanmayın bu kadar geyikten sonra…. Benim favorim; 05 Hetjan +а fjallinu dur bu arada.

Rökkurro - Şağ kólnar í kvöld (2008)
1 com

Robin Guthrie - Angel Falls EP (2009)


























Hey sen! Sana dediğimi biliyorsun. Ne istiyorsun benden ? Daha neyimi almayı yeğliyorsun ? Çok mu canını acıttım ? Yoksa hep sen mi acıttın ? Ha ? Ne diyorsun. Bunu düşündün mü hiç. Kaçtın değilmi bu düşünceden. Evinde olan tüm aynalardan kaçtığın gibi.. Aslında bocalıyorum ben vargücüme yakınken. Ama hep sensin en güçlü olan ve dokunulmazlarda kalan. Çekip gitsem demiyormuyum. Diyorum. Ama biliyorsun ki hiç olamıyor kaçışlarım, kendimce dokunuşlarım. Varolmayı biliyorsun. Ama hep can yakıyorsun.. Hep alıyor, hiç veriyorsun.. Herşeylerin farkındasın. Biliyorum, biliyorsun.

Ne kemiklerim kaldı artık, ne de organlarım. Hepsi beni benimle birlikte acıtıyor. Seviniyorsun. Kimse anlam veremiyor sana. Biliyorsun. Kimden aldın bu nefreti ve acımasızlığı bilemiyor, anlam vermekte her daim zorlanıyorum. Ne geçiyor eline lütfen bana söylermisin artık ? Lütfen diyorum bu adam görünümlü halimle. Adam bile değilim aslında, biliyorsun. Ne idüğüm hep belirsiz, hep nedensiz. Sadece akıtıyorum geçenleri ve gelicekleri. Sen hep ordasın. Hiç bir yere gitmiyor, gidemiyorsun.. Yetmez mi bu çektiğim kıvranmalar ? Bitmez mi sana dair düşüncelerim. Bunu ben bile bilemiyorken, yanında olmamayı yeğliyorum artık giderken..

Her yerim sızlıyor artık. Etrafımdakilerinde evrimsel hallerini de sen yapıyorsun değil mi ? Farkında hiç olamadığımı sanma. Sen hep ordayken, ben hep teoriler peşinde olduğumu bildiğini düşünüyordum oysaki. Ne kadar da aptalmışsın! Seni bir bok sanmıştım. Ki hala sanıyorum aslında ama durduramıyorum işte ne yaparsın. Ama yapma artık.. lütfen. Lütfen ve lütfen.

Hayalci bir yaklaşımı neredeyse hiç bir zaman sergilemediğiminde farkındaydın oysa ki. Gerçekleri sevdim hep ve gerçekçiliği. Seni olduğun gibi kabul etsem de, hiç bir zaman yanaşmadın kabullenmeye. Biliyordum. Suratımda oluşan o donuksal sert ifadenin suçuda hep sensin. Herşeyi biliyor ama hep kıs kıs gülmeyi yeğlemeye devam ediyorsun. Kimseye yardım ettiğin yok. Kimseye küfrettiğin de yok. Çünki sana az geliyor her şey. Hep daha fazlasını istiyor, hepsinin senin olmasını istiyorsun. El uzatana taktığın çelmeler okyanus boyunu geçmişken, seni hiç bir zaman sevenin olmıyacağının da farkında olmak istemiyorsun. Acı gerçekleri bana naklederken, içinde ki nefret kusmağını en garnitür haliyle gösteriyorsun. Hiç utanmadan, hiç sıkılamadan. Seni sevmiyorum. Sevemiyeceğim de. Sana son bir sözüm var desem de bu bir abartı olduğunu biliyorsun. Ama keşke bu albüm kadar güzel olsaydın.. Şimdi gidiyorum ama hiç bir zaman sana köle olmıyacağımı da belirtmek istiyorum. Piçsin. Hemde en alasından.. Geber artık kahrolası varolan. Yoksa sen beni geberticeksin. Biliyorsun..

İçim de beni kemiren, görünmeyen, elleşilmeyen ve öldürülemiyen kahrolası duyguya..



4 Ocak 1962'li bir İskoç olan Robin Guthrie yine yapacağını Mayıs ayında yaptı ve bu güzelim kapaklı ve her daim özel olan sound anlayışlı yeni EP'sini vazgeçemediği Darla Records etiketiyle yayınladı. Cocteau Twins'de 1981-1997 arası yani tarihleri boyunca gitaristliğini ve baş adam rolünü inanılmaz derecede süsleyen bu hayatımın adamına kulak kabartanların Muş misali geri dönemediklerini de eklemek ister ve kulaklarınıza sunmak isterim.

Robin Guthrie - Angel Falls EP (2009)

Camera Lucida
Love Never Dies A Natural Death
Red Moon Rising
Delicate

.

.

Öpücük