0 com

Zelienople - Pajama Avenue

Pajama Avenue, Chicago'lu bağımsız/deneysel topluluk Zelienople'ın 2002 yılında çıkardığı ilk albüm.. fısıltılı Ian Curtis'vari vokaller ve leziz atmosferik sesler içeren bu albüm post-rock olduğu kadar post-punk esintileri de içeriyor bolca.. biraz kişisel bir ayrıntı olacak ama: U2'nun 84 yılında, ambient gurusu Brian Eno ile çalışmaya başladığı ve dolayısıyla atmosferik yönü yüksek olan "The Unforgettable Fire" albümünü çağrıştırıyor bana bu albüm, gerek The Edge'vari gitarları, gerekse ruhani havaları dolayısıyla.. (fakat bu durumun, U2'ya özel bir gıcıklık besleyenler için herhangi bir sorun oluşturacağını da sanmıyorum, bu albümü dinlerken..)


DWNLD
2 com

Suicide

New York'lu Alan Vega ve Martin Rev ikilisinden oluşan Suicide, her ne kadar tamamıyla elektronik altyapılı müzikler icra etmiş olsa da, belki de sahip olduğu tavırlardan ötürü, 70'li yılların sonlarında patlayan punk akımına dahil sayılmış kült bir grup.. yine o yıllara ait ve yine New York'lu bir başka grup Television gibi, punk'tan ziyade bence post-punk'a daha yakın duruyorlar.. hatta kendilerinin synth-pop, new wave vb. tarzları öncelediklerini de rahatlıkla söyleyebiliriz sanırım..


Suicide [First Album] (1977)

Ghost Rider
Rocket USA
Cheree
Johnny
Girl
Frankie Teardrop
Che
Cheree (Remix)
I Remember
Keep Your Dreams

DWNLD


Suicide [Second Album] (1980)

Diamonds, Fur Coat, Champagne
Mr. Ray
Sweetheart
Fast Money Music
Harlem
Touch Me
Be Bop Kid
Las Vegas Man
Shadazz
Dance
Super Subway Comedian
Dream Baby Dream
Radiation

DWNLD
0 com

Misty Roses - Komodo Dragons



2 com

Debut Yazı


Merhaba. (Evet hep böyle bir giriş yapmak istediğim bir teksir olmuştur) Tolga, Nam- ı değer Cocteau Twins ile tanışıklığımızdan yaklaşık 4-5 ay geçti ki, artık sıkı blogger olmamın zamanının geldiğini anladım. Bu Tolga ile alakalı pis fikirlerimi başka postlara saklıyorum...


Bir müzik fasilitesinde yeni gelene ilk sual şu olabilir, gayette normaldir; "sen ne dinlersin?" vallahi, ben de tam bilmiyorum ama Tolga gibi arada açıp Mezdeke dinlemem! :) Last fm vereyim, ordan bakın. (lastfm.com.tr/user/jackmeg)


Devam etmem gerekirse, dinlediklerimden sonra, "sen bu bloga ne katacaksın?" suali ile karşı karşıya kalabilirim, açıkcası ben bu bloga katsam katsam İzlandikî Sentimentalizasyon katabilirim... Evet efendim, İzlanda diyince bende garip bi şeyler oluyor; hatta ortalıkta duyduğum kadarıyla bi sürü İzlanda blogu da varmış. Blog fakiriyim bilmem... Neyse, İzlanda dışında katmaz mıyım Twee Pop şeyler? Solo proceler filan. Hadi onları da yaparım.


İşte böyle, az yazarım, çünkü tembelimdir. Daha da ötesi; blog işlerinden yeni yeni çakar oldum. Hatta son 3 (üç) günüm Tolga Bey' imiz ilen bloga nasıl yazılabileceğimin sağlamasını yapmakla geçti ( o nasıl bir yazma yeridir yahu bi sürü kod mod çıkıyor) hadi öbdüm. Gelene kadar, freş kalın. Bir de etiket işinden anlamam Tolga sen yap:)


0 com

Diamanda Galas - The Divine Punishment (1986)


























O loş ışıklı restoranlarda görünce insanları, öyle bir kayboluyorum ki gerçek dünyamdan.. amansızlaşıyor herşey beynimde. "Neden bende giremiyorum öyle yerelere yada şık lokantalara" düşüncesi değil bu. "Ne diye gireyim ki" düşünceside değil.. Düpedüz acaipleşiyorum işte. Kıyafetini bile beğenmeyip seni içeriye almayan bir konsept hakim. Şakadan öte mi ? Yoksa sınıfsal farkları bire bir göstermek için özellikle yapılmış bir davranış biçimi mi ?. Apayrı bir boyut orası. Çocukkenden beri hep o boyalı ekranda gördüğümüz ve nedense kanal değiştiremediğimiz mekanların yanından geçerken hep şöyle bir bakarım dikkatlice.. İçerdekilerin rahat ve güngörmüşvari olan hal ve tavırlarına, mimiklerine, ne yediklerine, nasıl bir şey olduklarına, oturdukları sandelyelerin tasarımına, garsonların onlara hizmet ederken ki disiplin kokan oyunculuklarına.. ve daha onlarca şeye. Evet, gayet kısa süre içinde bakarım o kadar şeye. Bilirsiniz bazı şeyler için bir kaç saniye bile yeterlidir. Oranın kapısında öylece durmanıza gerek yoktur. Dışarıdakiler daha farkındadır herşeyin.. ve yüzlerce insanın yardıma ihtiyacı olduğunun. Maddiyat yüzünden elinden bir şey gelmediği için, içinin kanadığını her gün hisseder.. ve yüzlerce kat daha merhametlidirler içerdekilerden. Yedikleri o miktiriboktan şeylere o kadar çok para verirler ki, bu sadece o güne mahsustur. Ayda, yılda ne edicektir o paralar umursamazlar. Paraları her yerdedir çünki. O aynalı güneş gözlükleriyle dahada küstahlaşırlar dışardakilere karşı. Bakakalırız sadece. Hiç bir şey yapamadan, söyleyemeden ama bolca söylenerek.. Ve hep içeride yine dışarıdakilerin pek dinlemediği ama içeridekilerin de ne denli dinlediği belirsiz olan Jazz yada Klasik müzikler çalmaktadır. Ayrıca neden hep Jazz dinleyenler genelde içerdekiler gibi anılır. Neden hep onlar gider o tür konserlere yada neden o türde şeyler çağırırlar yaptıkları partilerine. Elit dediğimiz kesimin ant içerken listede olan bir unsurmudur Jazz. Misal, neden bizim gittiğimiz yerlerde çalan şarkılar, türküler orada hiç çalmamakta hatta kaka gözüyle bakılmaktadır. Çok mu kekoyuzdur onlara göre, yoksa biz mi farkında değilizdir bunlara ? Bunca anlatımdan sonra anlatılmak istenilen içerdekilerin hayatta en kaka insanlar olduklarımıdır yoksa ? "Keeşke çook param olsaydı da herkese maddi destek sağlasaydım"cılıklarımız ne zaman gerçekleşicek hiç bilemezken, gerçek hayatın alabildiğine olan tozlu havasınıda ciğerlerimize çekip, karşı ki dağları yıkarcasına bir OF çekmekte yine bize kalıyorken, bir bok istemediğime de emin oluyordum..

Git, git, git.. gidebildiğin kadar + öpücük.


Durun! Bu albüm çok ağır. "Dead Can Dance" vokalisti "Lisa Gerrard"ın sesiyle yaptığı Bass seslerden hani. Piano var, yer yer çok basslaşan ses oynamaları da, Fransızca söylemler de. Kimini tokatlıyacak, kimine yüz ton gelecektir. Yunan uyruklu ailenin Amerika doğumlusu.



4 com

.strangers die everyday-aperture for departure.


.iç burkan keman seslerine doyamayanlardansanız, denemelisiniz kesinlikle bunları. last.fm de okuduğum yazıda godspeed ile black heart procession arasında olmaları yorumu önce bir düşündürdü beni ama evet var, vokal olmaması daha çok post-rock tabanlı bir müzik gibi anlaşılmasına sebep oluyor olabilir ama black heart ın karanlığı var üstlerinde.
.bugün dolunay var, gece çıplak kayalarda bekliyor olacağım, ve belki de kulağımda strangers die everyday, slow bike'ın yıkıcı yaylılarıyla beni herhangi bir yabancı gibi öldürüyor olurlar. bu aydınlık yaz günlerinde benden uzak durun, daha koyu tonlarla ortalıkta zehir saçıyor olmam mümkün.
buyrun
0 com

Ychorus Volume 52



















En son Ychorus Volume serisininden 50. ve 51.yi aynı anda basmış, bol seçenek sunmuştum yeni kapılar için.. Umarım iyi keşifler yapanlar olmuştur. Bize yada bana Ychorus'dan keşiflerini ileten yada mesajlayan hatta yorum gibi şeyler atan pek olmadığı için bilemiyor ama yinede hiç bilmediğim ve tanımadığım insanlara yol gösteren olmaktan kıvanç duyuyorum (Harbiden, kıvanç ne biçim bir kelime aslında. Yıllardır tam anlamını bilemiyoruz bence). Kafama göre seçtim yine bazı kayıtları. Ben güzel olduğunu düşündüğüm için buraya koydum ki siz de güzel olduğunu düşünebilirsiniz hani.. Ayrıca şu üstte görmüş olduğunuz teyze bizzat anannem olur ve gözündekilerde 3 boyutlu gözlükler dediğimiz 3D olayındandır. Gayet çılgın bir anannem olduğunu söyler yakın çevrem. Pentagram tişörtüyle tarlaya çalışmaya gider. Her an evinde kuru kafalı tişörtlerle iş işlerken görülebilir, görüldüğünde anında kaçılmalıdır. Yok şakaydı, kaçmayın.

Alttaki düşüncelivari duran kızcağızda 2007 Ağustos / Barışarock festivalinde habersizce çekildiğini düşündüğüm, biricikvari yazarımız "giz" hanımlardır.. Toplamayı indirdiğinizde içinde 2 farklı Ychorus Vol. 52 kapağı daha çıkıcak, birinde benimde bir görüntüm yer alıcaktır. Bu arada toplama kapaklarında benimde çektiğim bir foto olsun, hatta dur ya en güzeli ben olayım direk kapakta diyorsanız bana fotoğrafvari şeyleriniz atabilirsiniz. Adresim aynısı, marketin karşısı : ychorus@windowslive.com





Ariel Pink's Haunted Graffiti - Cant Heart My Eyes

Psychic TV - United

Henry Gale - The Constant

Flow - Zoophilia

Microfilm - The Night Of J&B

Thee Headcoatees - Have Love Will Travel

Benni Hemm Hemm - Sól á Heyhóla

Squarepusher - Circlewave 2

Tara Fuki - Majli

Muslimgauze - Azzazin

Pacific UV - Ljiv

Sol Seppy - 1 2

Stereolab - Nothing To Do With Me

Aidan John Moffat - I Will Walk

A Drive By - Nothing Left To Say

A Sleeping Theory - Today's Wasted Hours

Stereolab - Tone Burst (Country)

Mijo Feo - Waltz






1 com

Sol Seppy - The Bells Of 1-2 (2006)



























Neu!, Fujiya & Miyagi, Psapp, gibi isimlerin albümlerini basan ve genel anlamda Pop tadı hakim olan (Serdar Ortaç gibi bir Pop elbette değil) projelerin albümlerini basmayı yeğleyen "Grönland Records" sahiplerinden çıkma bu albüm, Trespassers William, Mazzy Star, Hope Sandoval & The Warm Inventions gibi isimlere benzeşen havasıyla bir kaç gündür defalarca dinlemek zorunda kaldığım bir albüm oldu. Uzun süre öncesi indirmeme rağmen bolca dinlemek geçen haftaya nasipmiş. Bir şey kaybediceğinize pek sanamıyorum. Bulunası. Almanya çıkışlılar.. Açılış kaydı olan "1 2" adlı beste alışkanlık yapabiliyor. Şarkıdaki tuşlulara seçilen tonun hastasıyım ayrıca..

Hatta albümden " Slo Fuzz" çekilen klibede şurdan gidilebiliyor: http://www.lastfm.com.tr/music/Sol+Seppy/+videos/3099802


1 2 (3:58)
Human (4:28)
Come Running (3:27)
Move (3:25)
Gold (2:22)
Injoy (4:30)
Slo Fuzz (6:25)
Loves Boy (3:46)
Farewell Your Heart (2:51)
Answer To The Name Of (3:54)
Wonderland (3:33)
Enter One (6:15)

4 com

Neler dinledim/dinliyorum..
















Lastfm radyosunu dinlemek, bildiğiniz yada şu an bileceğiniz üzere artık paralı! Bir kaç yuro sonrası size geri dönüyor radyo ama işin iyice cıvkını çıkardıklarını düşünüyorum şahsen.. E zaten lastfm göstergelerinide blogdan kaldırdığıma göre, uzun bir aradan sonra "Bugünlerde Neler Dinliyorum" köşesine bir el atayım dedim.. "Gizliden, gizliye beni takip eden ne çok da insan varmış yahu" diye söylenip ve ekleyip, geçiyorum neler dinlediğime.

Ha bunları tavsiye etmek mi.. Aşure gibi adamım ben müzik konusunda. Her an beni takip edeni ve yanımdakini şaşırtma duygusunu hat safhaya çıkarırım. Yarı yolda da bırakmak istemem. Dikkat-i etiketi.


Proudpilot
DDR
Hayvanlar Alemi
Felt
Swans
Jarboe
M. Gira
Lodos
Slint
Sonic Youth
Lee Ranaldo
Kim Gordon, Ikue Mori, Dj Olive (SYR 5)
Wire
(Grup) Vitamin
Ece Dorsay
Maya
Brian Eno
My Bloody Valentine
İlhan İrem
Labradford
Bülent Ortaçgil
The Seven Moon Times
Morrissey
The Smiths
Sol Seppy
Kitar0
Rodan
Sigue Sigue Sputnik
Spectrum
Magazine
Engineers
Pink Opaque
Shop Assistans
X
Bark Psychosis
Diamanda Galas
Zelienople
Bell Hollow
Stereolab
Ariel Pink's Haunted Graffiti
Flow
Tara Fuki
Sigur Ros
Disco Inferno
Aidan John Moffat
Benni Hemm Hemm
Microfilm
Uman
Kerem Görsev
Ron Sexsmith
The Cure
Ayşen
Boran
Beck
Replikas
Cenotaph
Mezdeke
Cocteau Twins

Ve daha aklıma şu an gelemeyen biiir sürü şey daha.. Ayrıca, Pc'den müzik dinlemeyi hiç sevmediğimide tekrar dile getireyim. "Ne varsa müzik setinde var" felsefesini yıllardır sürdüren biri olaraktan sizleri paranıza kıyıp ve tabii biriktirerek orjinal CD yada kaset almaya teşfik etmek, mp3'den ne denli farklı bir ses çıktığını tekrar tekrar farkettirmek istiyorum..

Esenlikler.

.

.

Öpücük