0 com

Fennesz - Live @ BRG2002, Braga (2.March.2002)



















Şu badanasal işler bitince geri dönüceğimi biliyorsun. Bazı şeyler benim olmalı. Geri kalanlar da onların. Bekleyelim birbirimizi ki devam edebilelim herşeye ve herkese.

Ayrıca basılmamış bir albüm bu. Detayları ikimizde seviyoruz, biliyoruz. Öpücük.




1 com

Thomas Köner

5 com

Anjelika Akbar-Vivaldi Four Season

Vivaldi Rüzgari Anjelika Akbar ile esmeye devam ediyor!!! Çıta yükseliyor "Vivaldi"nin "Dört Mevsim" eseri ilk kez solo piyanoda Besteci "Anjelika Akbar", Dört Mevsim temasından yola çıkarak, insanın doğa ile bütün olduğunu yansıtıyor. Tıpkı doğa gibi her yeni günde yeniden doğabilmeyi kendi içinde barındıran insan, Akbar'a göre doğaya yabancılaştıkça aslında kendi özünden uzaklaşıyor. Gerek solo yorumu, gerekse olağanüstü performansının ardındaki birlik felsefesi ile Akbar, Vivaldi'nin Dört Mevsimine yepyeni bir pencere açıyor. Dinleyiciyi "bir"den "Bütüne" bir yolculuğa çıkarıyor.Aslında hepimiz Vivaldi'nin bu eşsiz eseriyle büyüdük. Dört Mevsim keman konçertolarının insan ruhu üzerinde ilginç bir etkisi vardır. İlk duyduğumuz andan itibaren tüm benliğimizi uzun zamandır görmediğimiz bir dost gibi sarar ve özlem gideririz.Anjelika Akbar, Vivaldi Dört Mevsim serüveninde kendi payına düşeni yaşadı. Bu eseri içindeki piyanist ve besteci bilinciyle başka bir boyuta taşımayı hedefledi. Sanatçı, "Ben sadece dinlemek istemiyor, eseri kendi parmaklarımla seslendirmek ve bu mutluluğu bizzat yaşamak istiyordum" diyerek ifade ediyor. Hiç partisyon kullanmadan Vivaldi Dört Mevsim keman konçertosunu piyanoya uyarlamak çok zor bir karardı. Amaç; keman, orkestra tınısı ve tekniğinden uzaklaşmadan piyano tekniğine bu eseri uyarlamaktı. Akbar sahip olduğu mutlak kulak yeteneğiyle duyduğu tüm sesleri tanımlayabildi. Böylelikle bu eseri müzikle arasına partisyon gibi teknik bir araç dahil edilmeden doğal ses aktarımını tercih ederek uyguladı. Akbar'a göre öncelikle teknik açıdan birkaç bölümün piyanoda uygulanması imkansız gibi görünüyordu. Ancak bu zorlukları piyanoda değil aklında çözebileceğine karar verdi. Ve haftalarca gece gündüz aklından geçen melodileri tekrar tekrar dinledi ve en doğrusunu bulmaya odaklandı. İşte böylesi bir maratonun sonunda Vivaldi Dört Mevsim solo piyano uyarlaması ortaya çıktı. On yıl önce Türk vatandaşı olan Anjelika Akbar'ın yorumladığı ve uyguladığı Vivaldi Dört Mevsim TURKCELL'in katkılarıyla hayat buldu. Ayrıca proje, Sony Müzik bünyesindeki SONY CLASSICAL etiketiyle yayınlanan ilk ve tek yerli proje. Türk halkı için bir gurur vesilesi olan bu önemli atılım, tüm dünyada Vivaldi rüzgarlarını estirmeye devam ettiriyor. Müziğe çok küçük yaşlarda başlayan Anjelika Akbar, insan ve müzisyen kimliğini paralel olarak geliştirdi ve hep müziğiyle dünyaya katkıda bulunmak istedi. Onun için müzik asla amaç değil, araç oldu. Duyguları uyandırmanın en hızlı yolunun bu olduğunu savunuyor. Akbar, insan, doğa ve evrenin "bir" olduğu anlayışından yola çıkarak Dört Mevsim'i piyano için uyarlarken sadece müzikaliteyi değil, bunların arasındaki dengeyi de hatırlatıyor. Zaten sanatçı, yaşamı boyunca doğu ve batı öğretilerinden hep insanın, doğanın ve evrenin bir ve tek gerçek olduğunu özümsedi.
ESERLER
İlkbahar
01 - Allegro
02 - Largo
03 - Allegro
Yaz
04 - Allegro non molto
05 - Adagio
06 - Presto
Sonbahar
07 - Allegro
08 - Adagio molto
09 - Allegro
Kış
10 - Allegro non molto
11 - Largo
12 - Allegro
0 com

Jochem Paap - Vrs-Mbnt-Pcs 9598 2


DWNLD
1 com

Slagsmålsklubben - Boss For Leader!




0 com

Clock DVA - Thirst (1981)

























Yine az öncesi uynadığım bir başka yeni günümün şu anında kafamda dönen yada beni döndüren garip bir geilmişlik hissi halen geçmiş değil. Gözlerim kapalı olduğunda gördüğüm ve aslında ne kadar da olağanüstü bir durum olduğunu bildiğimiz halde nedense üzerine pek kimsenin gitmediği yada gitmediğimiz durumlarım başında gelen rüyalar.. en etkilendiğimiz şey belki de ama farkında olmakta istemiyoruz bence. Es geçiyoruz yolda gördüğümüz onlarca dilenci gibi. Bazılarının cidden çok kötü durumda yada kötü bir halde olduğunu biliyor ama görmezden de geliyoruz genelde değil mi. Hep bir işimiz var zaten. Acilen bir yere yada birine gitmemiz lazımdır hep. Hızlıca uzaklaşırız onların yanından ve gün, zaman her zaman ki umursamaz hızlılığından ödün vermeden ilerler.. biliriz. Onlar gibi olmak hiç istemediğimizin en büyük gerçeğidir bunlar ve her daim kaçınılmaz kalıcaklardırlar. Havalar kadar insanlığımız da hep dengesiz kalmaya mahkum olucaktır. Oysa ki herşeyin farkında olmak ve olabilmek değilmidir en büyük lüksümüz ?. Değerimiz kendimizce paha biçilmez olsada, acı ve tatlı gerçekler de hep bizimle olucak ve herşeyin farkında olupta polyanna olmaya devam edeceğizdir kanımca. Hatta dün uyurken yine burnum kanadı. Ve sağ burun deliğimden gelen o nahoş tatla aniden uyanıverdim. Sonra da lavabo.

Türbanlı bir kızla evlendiriliyordum rüyamda. Hatta nişanım bile olmuş ve sanırım düğün arifesindeymişiz. Babasını tanıyor ama diğerlerini genelde tanımıyordum. Evlendirildiğim o kızı da.. Görücü usulüydü bunun adı ve ben çok acaip bir hale girmiştim olanları kendi üzerimde görünce. Bir nevi kuşbakışı, tepeden bakıyordum olanlara ve kendime. Telaşlıydı herkes. Onu da alalım, şunu da ayarlıyalım, damatlığım.. kabus gibi geldi ve ne denli korktuğumun farkına vardım. Evlilik. Beni tedirgin yapıyordu ama ciddi anlamda korku dolu olduğumun da farkına vardım. Türbanlı olduğu için mi ?. Elbette hayır. Türbanlı kızları severim. Bu sevmenin açılımı; Herkes istediği gibi yaşamalı, herkes özgür olmalı, kimse kimseye karışmamalı. O meşhur kelimeden hani; Kim kime dum duma.

Öyle bir boşluktayım ki ve öyle büyük hislerim var ki, durduramıyorum. Kötü bir şey olucağına dair ve hayatımı o durum yüzünden şekillendirmeye başlıyacağıma dair büyük bir his. Biri yada birileri hatta bir kaçları tamamen uzaklaşıcak dünyadan, yakınımdan, çevrelerinden ve herşeyden. Yazılarımda olan ve süreklelişen grisel havadan kopmadığım farkındayım ama bu renkte olması için de kasmıyorum hiç. Yada o denli bunalımvari takılan insanlardan değilim. Hayat hep kötü felsefesini benimseyen insanlardan hiç değilken, yazıların sırf bu hale gelmesi gelip geçici bir şey belki denin ötesinde bir durum bu aslında. Herşeyi her zaman olduğu gibi oluruna bırakıyorum ve başa gelenin her daim çekileceği gerçeğinin oramdan çıkarmıyorum hiç.


Clock DVA benim için önemli bir grup olduğunu bu ele aldığım albümün daha ilk şarkısında belirtmişti. Müziklerinde en ilgimi çeken şey, çıkış noktam olan Deneysel tadın olması ve bunun özellikle Saksasonla yapılmasıydı. albüm kapağında o 80'ler kokan ihtişamını ve ele alınan unsurun güzelliği de cabası. 80'lerin başında kurulan Clock DVA, Industrial yapının değer taşlarından birisi diyebiliriz. Akranları olan ve yüzlerce kişiyi halen şoktan çıkarmadan yola o dönemler bile şaşalı bir biçimde devam eden Throbbing Gristle'ın verdiği havaya dahil olan insanlar ve eleştirmenlerce üst sıralara fırlatılmış bir proje görevi görmüştür Clock DVA. Charlie Collins'in nefes verdiği Saksofonun tadı, arıza ruhunu tepelere çıkarabilen bir yapıya sahip ve John Zorn'sal tepkiler verebildiriyor sevebileceklerine. Herhangi bir iş yaparken dinleseniz bile kendisini gösteren bir müzik bu ve ben önemli bulduğum için yine bir albümü paylaşıyorum sizlerle. Ayrıca Post Punk ruhlu insanların da gayet sevebileceği türden bir durum olduklarını da es geçemeden estiririm. 1977 Sheffield doğumlu bu projeye kulak kabartın derim.

Offical Website: http://www.clockdva.com/
Dimdip Not: Yazı yazılırken kulağıma üflettirdiğim albümler ise; İlhan İrem - Romans, Tim Hecker - Radio Amor.


Clock DVA - Thirst (1981)


0 com

Ovum - Microcosmos (2008)



















Siz bunu indirekoyun, bir duş alıp geliyorum. Düş alıpta gelebilirim belki.. Belki de hiç gelmeyebilirim de. Belki de sadece ben gelebilirim. Sen de gelsen olur, ben de. Gittiğim yağmurla da gelebilirsin, kaldığın anla da. Ne olursan ol, olsun! geri gel..

























Ovum - Microcosmos (2008)


.

.

Öpücük