William Fowler Collins - Perdition Hill Radio (Type Records, 2009)



Bazı şeylere akıl fikir vermekte çıkmaza gireriz ya, işte öyle bir şey aslında anlatıcaklarım.. Toplam 2 ayı çoktan dolduruğumun İstanbul'un da bazı şeyler ne yazık ki beni gördüğüm kadarıyla üzdü. Aslında onlarca cümle dökebilirim buraya ama çok uzatmamın bir anlamı olmadığı gibi, her şeyin de farkında olduğunuz halde, bazılarınızın farkına varmak istemediği de çok açık bir gidişat. Türkiye'nin 4 bir yerinde bazı durumlar farksız değildir elbet ama İzmir'den geldiğim için ve İstanbul'da gördüğüm, yaşadığım ve gözlemlediğim durumlara değinmek/değdirmek istiyorum, gözlerinizden müsade alıp..

Nereden başlıyacağımı bilmeden karambol dalıyorum. Şimdi. İzmir'de var olan sakinlik, telaşsızlık, günde 4 mevsim yaşanılan hava, ısının daha fazla olması, insanların daha sıcakkanlı, yardımsever ve minumumda seyreden egosal durumları ve üreten müzik gruplarını geçtim, bir şeyler dinleyen adamı bile bulmak çok büyük bir sorun olan durumlarını bırakıpta İstanbul'a yerleşmemin nedenini buraya gelince sorgular olduğum, bu yazıyı yazmam da ki en büyük sebeptir.

2 Ay içerisin de onlarca insanla tanışık, ahbap ve arkadaş oldum. En başta insanlar da şunu rahatlıkla görebiliyor bir gözlemci; koskoca bir yalnızlık.. Aynayı bakmanın korkaklığı ve uzun süre baktıkların da yaşamsal güçlerinin değerlerinin ne kadar da zayıf olduğunu o çok acı olan gerçekle öğrenmek istemiyorlar. Örnek kafayla devam edicem. Müzik yapan ve belirli barlar da sahne alan müzisyenler de bir çeteleşme söz konusu. Yani gruplaşma diyebiliriz başka bir tabirle. Muhabbetler şöyle ilerliyor; "Ya bırak kardeşim onları burunları bir karış havada, yoo yoo onlarla asla çalmam, ya herifin yanından geçiyorum banamısın demiyor, geçen yolda gördüm bana selam bile vermedi, çalamıyorlaaar ya ne o öyle basit basit şeyler, çok sikko bir konserdi hep aynı şeyleri yapıyorlar, off daha çok ilerlemeleri gerekiyor, adamların tanıdıkları var tabi her yere çıkıyorlar, ya haaala metal kafalarda kalmışlar büyüsünler biraz artık, ben dinlemem öyle şeyler adamlardan da bana ne, yok o herifleri istemiyorum abi, en güzel günlerde hep onlar çalıyor kılım onlara, bu müzik mi yaaa bırak allah aşkına, ben sigara içmeye çıkıyorum diğer grup çıkınca gelirim, o adamlarla muhattap olmak istemiyorum, çok pop'lar yaa, zengin çocukları işte o ekipman bende olcak var ya, neyse ben eve kaçıyorum görüşürüz"

En anlayamadığım konu; Yahu zaten kaç kişisiniz üreten ya da kaç kişiyiz ki dinleyen. Birlik beraberlik sıfıra yakın. Gruplaşma dediğim halde bir birlik, beraberlik var o kadar. Bir de şu var; bu gruplaşma dediğim insan topluluklarından bir sürü insanla iletişimim var ve aslında hiç biri de kötü insanlar değil. Gerçi kimse kimseyle konuşmak zorunda da değil ama bu bilmeden, anlamadan, anlamaya çalışmadan, araştırmadan, iyi gözlemlemeden ya da o kişiyi tanıyan arkadaşınla onun hakkında konuşmadan oluşan yargısız infaza üzülüyorum en çok.. Sonra herkes şikayet ediyor; "Neden konserlerimiz boş geçiyor, neden hep aynı insanlar geliyor, gelenleri hep tanıyorum, yine çok boş bir konserdi, insan olmayınca moralim bozuluyor iyi çalamıyorum" gibi. E kardeşim sen onun konserine gitmiyorsun, o senin konserine gelmiyor, birbirinizi desteklemiyorsunuz bile ve çeteleşme sayınız gün geçtikçe çoğalıyor. Küçük küçük kümeler oluşmuş ve böyle akıyor müzik piyasası İstanbul'da.. İşin özeti bu işte ve 2 tane tanımadıkları insan konserlerine gelince de çok mutlu oluyorlar. Herkes yorum bekliyor, herkes bir şekilde beğenilsin istiyor, herkes kötü eleştiri gelmesin istiyor, herkes dinlenilmek, sevilmek ve parmakla gösterilsin istiyor. Ben ne yazsam, ne yazmasam hatta bu konuda Taksim meydanında binlerce kişilik eylem de yapılsa bu gidişatın duracağı ve değişeceği yok ne yazık ki.. İçler acısı bir durum. Ve en önemlisi de şu. Birilerine bir şekilde gaddarca yorumlar ya da eleştiriler hatta yalan, yanlış kişilik bilgileri vereceğize, evinizde ki en büyük aynanın karşısına geçip bir süreliğine sessizce oturun.. Belki de böylelikle bir şeylerin farkına varıcak ve çok özel birlikteliklerin, arkadaşlıkların, dostlukların başlangıcına hem kendiniz hemde başkaları için ön ayak olabileceksinizdir. Gözükmediğini düşündüğünüz egolarınıza metrelerce derinlikte bir mezar açın ve var gücünüzle örtmeye devam edin.. Lütfen, lütfen ve lütfen..


"İstanbul'da kişilik çatışması" alt yapılı kendi fikirlerimden ve gerçeklik kokan yazıma yakında değineceğim ama yukarıdakileri de neden yazdım pek bilemiyorum.. Biraz gözlemlediğiniz de zaten herşeyin farkına varıyor ve istem dışı bir şekilde, sanki siz de böyle bir kümeciğin içine girmek zorundaymışsınız gibi hissettilebiliyorsunuz. Felaket bir şey bu. Ben hissettim demiyorum çünkü dediğim gibi her kümeden insanlarla muhabbet ediyorum, hepsinin özün de ne olduğunu iyi kavrıyabiliyor ve onlarla arkadaş olmaya devam edebiliyorum.. Şimdilik her neyse, görüşüceğiz elbette bir gün yine nasıl olsa. Burada ya da bambaşka bir alanda. Tüm çıplaklığımla geri dönmek adına..




Bu albüm aslında ölümcül ve anlayabildiğiniz de ya da iyiice alışabildiğiniz de sizi bırakmıyacak ve resmen soundun diğer dinlediğiniz şeylere ya da kategorilere sokamıyacağınız bir etkisi var. İnanması güç ama çok büyük bir örümcek ağında huzurlu bir şekilde uyuyor ve örümceği çoktan başka diyarlara postaladığınıza emin olduğunuzun rahatlığıyla ama olduğunuz yerin saykodelik havasını kulaklarınız da hissedebiliyorsunuz.. Herkesin kaldıracağı bir ağırlık değil bu ama meraklı sound bekçilerinin gözünden kaçmaması gereken bir güzellik olduğunuda vurgulamak kulağımın borcu.

Type Records zaten başlı başına bir olayken, albüm de ikibinli yılların son Mexico topraklı bombalarındandı.

Offical Website

Myspace



William Fowler Collins - Perdition Hill Radio (Type Records, 2009)

Tracklist:

1
The Hour Of Red Glare 8:57
2
Grave Robbing In Texas 8:24
3
Dark Country Road 21:30
4
On Perdition Hill 10:00
5
Slow Motion Prayer Circle 5:30
6
The Ghosts Of Eden Trail 8:29

Şarkıları buradan dinleyebilirsiniz: Link

Dim Dip Not: William Fowler Collins bugün attığı mail de albüm download'ını kaldırmamı rica etti ve kaldırıyorum. Albümü merak edip, dinlemek isteyenler bana mail atabilir ve linki edinebilirler. Durumun hassasiyeti yüzünden kaldırmak zorunda kalıyorum, üzgünüm ne yazık ki..

ychorus@windowslive.com

3 Kişi Yaladı :

air guitarist | 16 Şubat 2010 17:20

harika bir yazı Tolga, tebrikler.. bazı gerçekleri tokkat gibi yüzümüze çarptığın için de teşekkürler.. müzikle bir şekilde uğraşan herkesin, senin bu söylediklerinden ibret alması gerekiyor gerçekten de.. müzik için emek ve çaba sarfettiğimiz her bir an kendimizi sorgulamamız gerekiyor: bu çabaları, müzikle ilgili sahip olduğumuz derin ve içten gelen doğal bir tutku için mi sarfediyoruz; yoksa başkalarından gelecek 3-5 gram övgüyle şu zavallı, acınası egolarımızı tatmin etmek için mi? senin bahsettiğin o gruplaşma ve çatışmaların sebebi olan başkalarını çekememe, kıskançlık ve aşağılık kompleksi gibi haller de, bana kalırsa kesinlikle bu egosal çabalardan kaynaklanıyor..
bu konuyla ilgili gerçeklere dair tarafsız gözlemlerini cesurca ifade etmeye lütfen devam et Tolga.. merakla bekliyorum diğer söyleyeceklerini..

Cocteau Twins | 16 Şubat 2010 22:43

Çok teşekkür ederim Sadi'm. Çok mutlu oldum detaylı yorumunu okuyunca..

Bende merakla bekliyorum, beynimdekileri ne denli ayrıntılı dökeceğimi.

Görüşelim !

ilder | 17 Şubat 2010 14:31

kendi düşünceni düzgün bir şekilde ifade ettiğin için seni tebrik ediyorum.müzik camiasındaki insanların önceliklerini kendilerine değil de müziğe vermeleri gerektiğine bende katılıyorum.yani aslolan müzik olsun yalnızca, popülist camia tutumlarına kimsenin girmesine gerek yok.

Yorum Gönder

.

.

Öpücük