down-tempo etiketine sahip kayıtlar gösteriliyor. Tüm kayıtları göster
down-tempo etiketine sahip kayıtlar gösteriliyor. Tüm kayıtları göster
0 com

Bardeux




30 yıl sonra keşfettiğim bu HI-NRG tarzında ki ikilinin albümü, yıl biterken beni de değiştirdi aslında. Bu müzik türüne alışık olmasamda, çocukluğumdan kalan bu sound anlayışına alışığım. Bazen, farklı tarzlarda albümler ve gruplar dinlemek çok keyifli olabiliyor. Kasetten dinlemekte ayrı bir güzel ve mutluluk verici oluyor. Kaseti, 1988 yılında, Topkapı Müzik etiketliyle az sayıda basıldığı için zor bulunuyor.
Herkese, ummadığı kadar güzel ve sürprizlerle dolu bir yıl diliyorum. Sevgiler..



2 com

Gnac - Biscuit Barrel Fashion (Poptones, 2001)




Eğer 21. yüzyılda büyük bir şehirde yaşıyorsanız muhtemelen çevrenizde sayısız insanın size ne kadar meşgul olduklarını anlattığına tanık olmuşsunuzdur. Herhangi birine “Naber?” dediğinizde alacağınız yanıt ya “Meşgulüm bu ara” ya da “Bu aralar çok yoğunum” olur. Bu yanıttaki yakınmanın arkasına gizlenmiş bir böbürlenme olduğu da bariz.

Dikkatinizi çekmek istediğim husus ise bunu söyleyen insanların fabrikada çift vardiya çalışmaya zorlanan veya kenar mahalledeki evinden asgari ücretle çalıştığını işine saatlerce otobüs yolculuğu yapan insanlar olmadığı. Bu emekçiler meşgul değil tükenmiştir, yorgundur – ayakta uyuyacak kadar yorgun.



Meşguliyeti nedeniyle ağlayıp sızlayanlar neredeyse her zaman bu meşguliyetlerini kendileri yaratırlar: işleri, gönüllü olarak üstlendikleri yükümlülükleri, dersleri ve çocuklarının aktiviteleri. Kendi hırsları, dürtüleri ve kaygıları yüzünden, meşguliyete bağımlı oldukları için meşguldürler. Meşgul olmadıklarında, serbest zamanları olduğunda karşılaşacakları boşluktan ürküyorlar.



HERKES ÇOK MEŞGUL

Neredeyse tanıdığım herkes çok meşgul. Çalışmadıkları veya işlerinde yükselmelerine yardımcı olacak bir şey yapmadıkları zaman suçlu ve endişeli hissediyorlar. Arkadaşlarına ayırdıkları zaman ise bütün sınavlardan yüz alan öğrencilerin CV'lerinde güzel gözüksün diye gönüllü çalışmalarına benziyor.


Geçenlerde bir arkadaşıma “Bu hafta bir şeyler yapmak ister misin?” diye yazdım. Verdiği yanıt ise “Çok zamanım yok ama bir şeyler olacaksa haber ver, bir iki saatliğine işi ekip gelebilirim” oldu. Bu hafta içinde gerçekleşme ihtimali olan bir etkinlikten bahsetmediğimi, yazdığım şeyin başlı başına bir buluşma daveti olduğunu açıkça belirtmek geldi içimden. Lâkin meşguliyeti sürekli artmakta olan bir gürültü kaynağı gibiydi, aramızdaki iletişimi engelliyordu. Anlaşabilmemiz için birbirimize bağırmamız gerekiyordu ve ben de ona geri bağırmaktan vazgeçtim.



ÇOCUKLAR DA ÇOK MEŞGUL

Günümüzde çocuklar bile meşgul. Okul içinde ve dışında bütün günleri yarım saatlik programlara varana kadar ayarlanmış durumda. Günün sonunda eve ebeveynleri gibi yorgun dönüyorlar. Çalışan anne babaların çocuklarına ev anahtarlarını verdiği, çocukların okuldan çıkıp evlerine ve mahallelerine dönerek 3-4 saat özgürce oynadığı nesildendim. Okul sonrası geçireceğim zaman programlanmamıştı. Ben de keyfime göre ansiklopedi okuyor, animasyon yapıyor, sokakta arkadaşlarım oynuyordum. Bu şekilde geçirdiğim zaman hayatımın geri kalanı için önemli ve işe yarayan yetenekler, içgörüler kazandırdı bana. Dilediğim gibi geçirdiğim bu saatler hayatımın geri kalanını nasıl yaşamak istediğimle ilgili bir model oldu benim için.


BİRBİRİMİZE KOLEKTİF 

DAYATMALARIMIZ
Bu histeri hayatın gerekli ve kaçınılamaz koşulu değil, aksine tercih ettiğimiz, boyun eğdiğimiz bir durumdur. Bir süre önce yükselen kiralar nedeniyle kenti terk etmek zorunda kalan ve şimdi Fransa'nın güneyinde bir köyde yaşayan bir arkadaşımla Skype üzerinden görüştüm. Kendisini yıllardan sonra ilk defa mutlu ve rahat olarak tanımlıyordu. İşlerini yine yapıyor, ancak bunlar bütün gününü ve beynini tüketmiyormuş. Kendini tekrardan gençliğinde, öğrenciliğinde gibi hissettiğini anlattı – akşamları arkadaşlarıyla kafelere gidiyormuş. Hatta bir erkek arkadaşı bile olmuş (New York'taki ilişkiler için “Herkes çok meşgul ve herkes 'daha iyi' birisini bulabileceğini düşünüyor” demişti bana). Kendi kişiliğinin bir parçası olduğunu düşündüğü hırslılık, depresiflik, huysuzluk ve huzursuzluğun çevresinin bozucu etkilerinden kaynaklandığını anlamıştı. Aslında hiçbirimiz böyle yaşamayı istemeyiz, kimsenin trafikte beklemek veya liselerdeki gaddarlık hiyerarşisinin bir parçası olmak istemediği gibi. Aksine, bunlar birbirimize kolektif olarak dayattığımız şeylerdir.



Meşguliyet bir tür varoluşsal sigorta, boşluğa karşı bir set görevi görüyor; eğer meşgulseniz, her saatiniz programlanmış ve doluysa, size sürekli ihtiyaç duyan birileri varsa hayatınız saçma, aptalca veya anlamsız olamaz. Maalesef bu sahte vazgeçilmezlik durumunun arkasındaki gerçeği görmek, bunun yapısal bir kendini kandırma hali olduğunu fark etmek epey zor.



Günümüzde gittikçe artan sayıda insan somut, elle tutulur bir şey üretmiyor. Bu yüzden bu yapmacık meşguliyet ve tükenmişlik halinin, insanların şu hayatta yaptıklarının kimsenin umurunda olmayan şeyler olduğunu gizlemekten başka bir işe yaramadığını düşünüyorum.



TUTKULU BİR TEMBELİM

Ben meşgul bir insan değilim, tanıdığım en tutkulu tembel olduğumu söyleyebilirim. Çoğu yazar gibi, yazmadığım tek bir günde bile yaşamayı hak etmeyen günahkâr bir serseri olarak hissediyorum. Bir yandan da günde 4-5 saat çalışarak bu dünyada bir gün daha geçirmeme yetecek bir para kazanabileceğimin farkındayım. En güzel sıradan günlerimde sabahları yazar, ardından uzun bir bisiklet turuna çıkar, öğleden sonraları ayak işleri yapar ve akşamları da arkadaşlarımla görüşür, kitap okur veya film izlerim. Bence bu, yaşamak için makul ve hoş bir gün. Ve eğer beni arayıp görüşmek istediğinizi söylerseniz meşgul olduğumdan, planlarımdan bahsetmek yerine “Ne zaman?” derim.


Ancak, sadece geçtiğimiz bir iki ay boyunca profesyonel zorunluluklar nedeniyle sinsice meşgul olmaya başladım. İlk defa beni davet eden insanlara doğrudan çok meşgul olduğum için katılamayacağımı söyleyebiliyordum. İnsanların neden böyle demekten keyif aldığını anlamaya başladım: kendinizi önemli, rağbet gören ve el üstünde tutulan bir insanmış gibi hissettiriyor. Buna rağmen meşgul olmaktan nefret ettim. Her sabah e-posta kutum, bana yapmak istemediğim işleri yapmamı söyleyen, çözmem gereken sorunlar getiren e-postalarla doluyordu. Her geçen gün artarak daha da katlanılmaz hale gelen meşguliyetimden uzaklaşmak için kenti terk ettim ve bu satırları yazdığım gizli adrese geldim.



DÜNYANIN AKIŞINA DAHİL OLMALI

Burada beni taciz eden yükümlülükler yok. Televizyon yok. E-postalarıma bakmam için uzaktaki bir kütüphaneye gitmem gerekiyor. Haftanın büyük bir kısmını tanıdığım tek bir insan görmeden geçiriyorum. Burada düğünçiçeklerinin, sünelerin ve yıldızların ne olduğunu tekrar hatırladım. Okudum. Ve aylardan sonra ilk defa gerçekten bir şeyler yazdım.


Dünyanın akışına dahil olmadan hayat hakkında yazacak bir şey bulmak nasıl imkansızsa, tekrardan bu akıştan kopmadan yazacak şeyin ne olduğuna ve bunun nasıl yazılması gerektiğine karar vermek de imkansız.



Boşluk, aylaklık sadece bir tatil değil aynı zamanda bir zaruret. Yani örneğin D vitamini vücudumuz için nasıl bir gereklilikse boşluk da beyin için aynı şekilde gerekli. Yokluğunda zihinsel sorunlar baş gösterir. Aylaklığın getirdiği sessizlik ve açık alan, hayattan dışarı bir adım atıp bütünü görmemizi, sıra dışı ve beklenmeyen bağlantılar kurmamızı, yaz ortasında ilhamın vahşi yıldırımlarını beklememizi sağlar. Paradoksal olarak, aylaklık, herhangi bir işi iyi yapmak için şarttır. ABD'li roman yazarı Thomas Pynchon “Yaptığımız işin özü genellikle aylak aylak düşünmektir” demişti miskinlikle ilgili makalesinde. Arşimet'in küvetteki evrakası, Newton'ın elması ve daha birçok örnekte görebileceğimiz gibi tarih boş boş otururken ve hayal kurarken gelen ilham hikâyeleriyle doludur.



“Geleceğin hedefi tam istihdam değil tam işsizliktir, böylece sürekli oyun oynayabiliriz. Mecvut sosyo-ekonomik düzeni yıkmaya işte tam da bu yüzden ihtiyaç duyuyoruz.” Bu sözlerin ot içen bir anarşistin zırvalamaları diye olduğunu düşünebilirsiniz – ancak bunu söyleyen, scuba-diving ve langırt oyunları arasındaki boş vaktinde Childhood's End kitabını [Ç.N.: Bu kitap Türkçe'ye Son Nesil olarak çevrilmiştir] yazan ve günümüzün iletişim uyduları çok önceden hayal eden Arthur C. Clarke'tı.



ÇALIŞMAK YERYÜZÜ İÇİN CEZADIR



İŞarkadaşım Ted Rall bir köşe yazısında geliri işten bağımsız kılmamız ve her yurttaşa bir maaş garantisi vermemiz gerektiğini yazmıştı. Bugün kulağa deli saçması olarak gelse de önümüzdeki yüzyılda kürtaj veya oy hakkı gibi evrensel bir hak haline geleceğini düşünüyorum.



Püritenler çalışmayı bir erdem, iyi ahlakın bir parçası haline getirdiler – oysa unuttukları şey, Tanrı'nın çalışmayı bir ceza olarak yeryüzüne göndermesiydi.


Belki de herkes benim gibi davransa dünyanın çivisi çıkar. Lâkin ben ideal insan yaşamının benim aykırı aylaklığım ile dünyanın geri kalanının bitmeyen çılgın aceleciğinin arasında bir yerde yattığını düşünüyorum. Benim rolüm sadece çocukluğunuzda evde çalışırken camınıza çakıl taşı atıp, bağırarak sizi sokağa oynamaya davet eden çocuk gibi 'kötü' bir çağrıda bulunmak. Benim azimli aylaklığım bir erdemden çok bir lüks. Ama ben bunu bilinçli bir tercih sonucunda gerçekleştirdim: Yıllar önce zamanı paraya tercih etme kararını aldım. Çünkü bu dünyada geçireceğim sınırla zaman ile yapabileceğim en iyi yatırım, bu zamanı sevdiğim insanlarla geçirmek. Bir gün ölüm döşeğimde bu kararımdan pişman olma, “keşke daha fazla çalışsaydım” deme ihtimalim de var. Ancak ben o sırada pişman olmaktansa “keşke Chris ile bir bira daha içebilseydim, Megan ile uzun bir sohbete daha dalabilseydim ve Boyd ile son bir defa kahkaha atsaydım” diyeceğimi düşünüyorum. Hayat meşgul olmak için çok kısa.

TIM KREIDER 






Gnac - Biscuit Barrel Fashion (Poptones, 2001)


Limit Doldu / "limit has been reached"



Limited Download: 21
0 com

Soul Whirling Somewhere – Pyewact EP (Projekt, 1997)




- Başlar -





- Şöyle bir etrafıma baktım da..Rutin bir şekil de her gün gördüğümüz, komşular, esnaflar, satıcılar, çocuklar, evler, ağaçlar, parklar, köşede ki yıkık duvar, o merdiven çatlağı, demir çubuk, kafesteki kuş, sokakta ki köpekler, panolar, afişler, kağıtlar ve daha nicesi.. Her şey yavaş yavaş, bir bir yok oluyor ve biz önce hüzünleniyor, sonra da herşeyi unutup, hayata ve yeniliklere de alışıp, devam edebiliyoruz. Ne garip..

- Evet de; ne olmuş yani ?

- Nasıl ?

- Ne olmuş diyorum ? Hayat, yüz yıllardır bu gidişatla sürmüş ve sürecek. Biri gider, biri gelir. Yenilenmek güzeldir. Boş şeyler bunlar düşünmek, sal gitsin.

- Hımm. Kaç yıllık arkadaşız  ama şu an anladım ki; aynı dili konuşmuyoruz artık ya da hiç konuşmamışız da;  ben yeni anlamışım. Yazık..

- Anlayamadım ne diyorsun ? 

- İşte bu dediğimi bile anlamıyorsun. Görüyorsun, her şeyimiz orta da.

- İyi de, bu karara, iki kelimem ile mi vardın ? Güldürme beni allah aşkına. Herneyse, az kaldı bak, şimdi okuldan çıkacak.

- Yok arkadaşım. Biz çok ayrı dünyaların ve ayrı rüyaların insanlarıymışız.

- Ne oluyor ya! Abarttın ama..

- Neyse, boşver. Konuşmaya bile halim yok artık. Konuyu uzatmanın da anlamı olmadığı gibi...

- Öff yaa! Vallaha sıkıldım ha! Daha şu çocuğu görüp, markete gidicez ve havada çok sıcak zaten, iyice baydım ha!

- Neyse abi, ben gidiyorum!

- Nereye yahu ?

- Her zaman gittiğim yerlerin birine. Bilmiyorum! Bir yere giderim işte. 

- Sapıttın yalnız, yeter artık! Ayrıca, halaev kirasını ödeyemedik. kaç gün geçti, bugün ödeyelim artık diyorum. Ne dersin ?

- Tamam. Al şu benim payıma düşeni. Zor durumda kalmayın benim yüzümden. Ben şimdi gidiyorum.

-Nereye oğlum ?

- Bilmem... Aysel'ler de kalırım bir süre. Sonra da, ev arayıp, birinin yanına çıkarım..

- Vallaha, iyice delirdin ha! Ben çok gerildim şu an , imdat diye bağırıcam yalnız ha!

- Yok abi, sen kasma ve bozma kendini hiç, benim yüzümden.. Böyle devam, her şey için teşekkürler.

- Olm! Terden yapış, yapış oldum bak! Ne desem ters anlıyorsun bugün. Dur bi ya! Anlayamıyorum!

( Bir süre sessizce bakıştılar)

-  Bak, herşey ama herşey için çok teşekkür ediyorum. Eşyalarımı alırım birkaç güne. Bu aydan sonra da, birini bulursunuz yanınıza, böylelikle de sorun hallolmuş olur. Ne demiştin; "biri gider, biri gelir" değil mi ? İyi ki vardın.. Kal sağlıcakla..

- Ne! ?

- Hoşçakal..

- .....

- .....

-  Eee, market ?

- ......

- ......




- Biter -


Limit Doldu / "limit has been reached"



Limited Download: 52
0 com

Korallreven - An Album By Korallreven (2011)



Bahçelievler Katliamı


9 Ekim 1978 akşamı daha önceden hazırlanan plan yürürlüğe konacaktır. Planı Reis kod adlı Abdullah Çatlı yapmıştır. Plandan önce İdi Amin kod adlı Haluk Kırcı saldırılacak daireye giderek keşif yapar. Keşif yapılan adres Bahçelievler’deki 15.Sokaktaki 56 numaralı binanın 2 kapı numaralı dairesidir. Kırcı kapıyı gizlice dinler ve içeride 2-3 kişinin olduğunu bildirir. Planı o akşam gerçekleştirmeye karar verirler. Ercüment Gedikli Dadaş Kahvehanesine giderek destek için adam ararken Ömer Özcan ve Duran Demirkıran’ı bulur. Gece saat 22:00’de harekete geçilir. Duran Demirkıran sokakta gözcü olarak bırakılır. Ömer Özcan ise apartman girişinde gözcü olur. Abdullah Çatlı ise sokağın sonunda arabanın içinde beklemektedir. Plana göre 4 kişi içeri girecektir: Haluk Kırcı, Ercüment Gedikli, Mahmut Korkmaz ve Kürşat Poyraz. Grup gizlice apartmana girer ve daire kapısına gelince silahlarını doğrulturlar. Ercüment Gedikli kapıyı zorlamaya çalışır ancak kapı açılmaz. Zili çalarlar ve kapı aralanınca yüklenerek içeri girerler. İçeride Türkiye İşçi Partisi üyesi 5 üniversite öğrencisi vardır:

  1. Hacettepe Üniversitesi Fen Fakultesi, Matematik bölümü öğrencisi Serdar Alten (23)
  2. Ankara Devlet Mühendislik Akademisi öğrencisi Hürcan Gürses (26)
  3. Ankara İktisadi ve Ticari Bilimler Akademisi Gazetecilik Bölümü öğrencisi Efraim Ezgin (23)
  4. Hacettepe Üniversitesi İstatistik Bölümü öğrencisi Latif Can (20)
  5. Hacettepe Üniversitesi İstatistik Bölümü öğrencisi Osman Nuri Uzunlar (20)

Önemli not: İçerideki öğrenciler televizyon seyretmekteyken baskına uğrarlar.Saldırganlar devrimci öğrencilerin silahsız olmalarına şaşırmışlardır. Öğrencilerin ellerini arkadan bağlayarak yüzükoyun yere yatırırlar. Saldırganlar evde sandıklarından çok sayıda kişiyle karşılaşınca ne yapacaklarını bilemeyip Çatlı’ya danışmaya karar verirler. Kürşat Poyraz ve Ercüment Gedikli arabada bekleyen Çatlı’ya giderler. Çatlı, Kürşat Poyraz’a hemen geleceğini söyleyip beklemelerini söyler. Az sonra elinde eter ve pamukla gelir. Daireye giren saldırganlar sırayla üniversite öğrencilerini eterle bayıltırlar. Tam bu sırada kapı çalınır, saldırganlar hiç telaşlanmayıp eve arkadaşlarını ziyarete gelmiş olan iki Türkiye İşçi Partili öğrencisi Faruk Erzan ve Salih Gevence’yi de etkisiz hale getirirler. Bir anda içeride toplam 11 kişi olur. Durumu yine dışarıda bekleyen Çatlı’ya bildiren saldırganlar Çatlı’nın emriyle sonradan gelen iki öğrenciyi arabaya bindirirler. Onlarla beraber arabaya Kürşat Poyraz ve Haluk Kırcı biner. Çatlı arabayı Eskişehir yoluna doğru sürer. 10 dakika sonra araba durur. Araba çalışır durumda ve farları sönük halde TİP üyeleri yoldan uzaktaki tarlaya doğru götürülür ve 600m ötede Faruk Erzan ve Salih Gevence kafalarına sıkılan üçer kurşunla Haluk Kırcı ve Kürşat Poyraz tarafından öldürülür. Arabadakiler son hızla Bahçelievler’deki eve dönerler. Çatlı’nın planına göre evde bayıltılmış olanlar ikişer ikişer Eskişehir yoluna götürülecektir. Uyanmaya başlayan Serdar Alten’i arabaya taşırlarsa da Çatlı, geçmekte olan polis arabasından şüphelenerek içeridekilerin işlerini dairede bitirmelerini Eskişehir yolundaki cesetlerin bulunmuş olabileceğini söyler. Saldırganlar ellerindekileri nasıl öldüreceklerini tartışmaktadırlar. Haluk Kırcı Osman Nuri Uzunlar’ı mutfağa alarak tel askıyla boğmaya çalışır, başarılı olamayınca yüzüne havluyla bastırarak zorlukla boğar. Haluk Kırcı TİP’lileri böyle öldüremeyeceğini anlar ve içerideki saldırgan arkadaşlarından dışarı çıkmalarını ister, kendisi hepsini teker teker tabancayla öldürecektir. Az önce Eskişehir Yolu cinayetlerinde kullanılan silahı alır. Ercüment Gedikli, Kürşat Poyraz ve Mahmut Korkmaz daireden dışarı çıkarlar. Ercüment Gedikli gözcüler Ömer Özcan ve Duran Demirkan’a görevlerinin bittiğini bildirir. Sonra Çatlı arabayla gelir ve arabanın geldiğini duyan Kırcı yerde yüzükoyun elleri bağlı yatan gençlerin üzerine tabancasını boşaltır ve koşarak dışarıya çıkar. Serdar Alten karın ve barsaklarından 3 kurşunla, Hürcan Gürses kalp ve böbreklerinden 3 kurşunla, Efraim Ezgin başından 4 kurşunla, Latif Can akciğerlerinden 2 kurşunla vurulur. Tam karşı binada oturan polis memuru Tuncay Özkul silah seslerini duyup balkona çıktığında binadan koşarak uzaklaşan uzun ve ince birisini görür. Yine aynı apartmandaki meslekdaşı Seyfi Eroğlu’nu uyandıran polis silahınıda alarak karşı binaya geçerler. Kapıyı kırarak içeri girince dehşet görüntüleriyle karşılaşırlar. Gençlerden Serdar Alten ise hayattadır. Serdar Alten saldırganları tarif eder ve Hacettepe Hastanesine kaldırılır. Haluk Kırcı ise ertesi sabah Talatpaşa Bulvarı Numara 154/9 adresindeki Çatlı’nın dairesine gelir. Silahı ona teslim eder. Haberlerden 1 kişinin ölmediğini öğrenince korkuya kapılırlar ve Ankara’yı terk etmeye karar verirler. Çatlı Nevşehir’e, Kırcı da Erzurum’a gider. Serdar Alten ise savcı Mehmet Bağış’a ifadesini verebilmiş ve saldırganları ayrıntılı şekilde tarif etmiştir. Ülkücülerin saldırısına uğradıklarını belirten Alten kendisine “Reis” diye hitap edilen birisinin varlığından bahseder ve 34 PD plakalı bir araca bindirildiğini söyler. Alten 8 gün boyunca ölümle savaşacak ve sonunda 17 Ekim 1978 günü hayata veda edecektir. Polis bu plakalı bir aracı bulamaz. Buna rağmen olayın çözülmesini iki tesadüf olay sağlayacaktır. Nevşehir-Avanos yolundaki Kozaklı Petrol İstasyonundamavi Amerikan bir araç şüpheli olarak polise bildirilince aracın 34 PD 137 olan plakasının 34 yazan kısmının kartonla yazıldığı anlaşılır ve kartonun altında 06 sayısı görülür. 06 PD 137 plakalı araç araştırıldığında aracın Ülkücü Mustafa Mit’e ait olduğu ve örgüt adına bu kişi üzerine alındığı anlaşılır. Mustafa Mit gözaltına alınır ve Deniz Kuvvetleri Savcısı Yüzbaşı Enis Tunga dava dosyasında Mustafa Mit ile yapılan görüşmeyi detaylı yazar. Aracın örgüt için alındığını ve Ali Şerit tarafından sürüldüğünü, sürekli olarak ise Muhsin Yazıcıoğlu ve Abdullah Çatlı’nın emrinde olduğu belirtilir. Mustafa Mit ayrıca Bahçelievler Katliamının yapıldığı gün aracı Abdullah Çatlı’nın kullandığını öğrendiğini bildirir. Mustafa Mit, ülkücü camianın bilinen isimlerinden olduğu için Cebeci’de Acem Çayevinde yine örgüt üyesi Şevkat Çetin ile yaptığı konuşmada Bahçelievler olaylarıyla ilgili soru sorduğunda cevap olarak Şevkat Çetin’den “Bizim Çatlı’nın işi” cevabını aldığını açıklar. Abdullah Çatlı 8 Kasım 1978 günü Adapazarı’nda yakalandığında aracın Sivas’da cezaevinden salıverilen Muhsin Yazıcıoğlu’nu almak için kullanıldığını söyleyecektir. Bu açıklamaya inanan devlet yetkilileri Ankara yerine İstanbul Emniyetine götürülecek ve kısa süre sonra Gayrettepe’den salıverilecektir. Aracı Sivas’a götüren şoför Selahattin Sarı ise aracı Sivas’tan getirdikten sonra anahtarları 9 Kasım 1978 akşamı Ülkücülerin derneğine bıraktığını söyler. Olayın aydınlanmasında etken olan diğer bir olay ise tamamen şanstır. Bahçelievler Katliamından 2 ay sonra Semiha Üstündağ adlı bir ev kadını dostlarıyla konuşurken ortaya çıkacaktır. Bahçelievler semtinde oturan ve alışverişe giden kadın iki kişiyi konuşurken duyduğunu ve birbirlerine 5-6-2 sayılarını söyleyip onaylaştıklarını söyler. Ertesi gün Bahçelievler Katliamının yapıldığı dairenin numarasının 56/2 olduğunu görünce olayla bağlantısını anladığını bildirir. O grup içerisindeki polis memuru Recep Oktay durumu meslekdaşı Selami Ünal’a aktaracak o da polis komiseri Dürüst Oktay’a bildirince saldırganlar teşhis edilebilecektir. Teşhis edilen kişi ünlü ülkücü Duran Demirkıran’dır. Demirkıran 18 Aralık 1978 günü yakalanacak ve Bahçelievler Katliamı çözülecektir. Ayrıca Numune Hastanesi başhekimi Dr.Turhan Temuçin yaptığı açıklamayla olayda kullanılan eterin ülkücü İbrahim Çiftçi’nin talimatıyla hastanede çalışan bir sempatizan tarafından çalındığını belirtecektir.


Aynı silahlı grupların ve polislerin katıldığı katliamlarda 16 Mart 1978 günü Beyazıt Meydanında devrimci öğrenciler katledilmiş, 23-24 Aralık 1978 tarihinde Kahramanmaraş Katliamında111 Alevi katledilecektir. Abdullah Çatlı, 1976-80 yılları arasındaki terör eylemlerinden sorumlu olarak ülkenin 12 Eylül Darbesine yaklaşmasına yardımcı olacaktır. Ayrıca Eylül 1982’deMiami’de ünlü neo-faşist lider Stefano Delle Chiaie ile beraber görüştüğü belirtilmektedir. Çatlı 1996 yılında Susurluk Skandalı’nın ortaya çıktığı trafik kazasında ölecektir.


Öldürenlerin akibetleri


  • Abdullah Çatlı: 1996 yılında trafik kazasında öldü, yargılanamadı.
  • Haluk Kırcı: idama mahkûm edildi, iki kez "yanlışlıkla" tahliye edildi. 2005 yılında Kartal Cezaevine girdi. 28 Mayıs 2010 tarihinde tahliye oldu.
  • Ünal Osmanağaoğlu: 1980 yılında Kemal Türkler'i öldürdü.Yurtdışına çıktı ve gizlice yurda döndü.1999 yılında Kuşadası'nda yakalandı ve yedi kez idam cezasına çarptırıldı. Kemal Türkler davasının zaman aşımıyla düşmesi sonucu 1 Aralık 2010 tarihinde serbest bırakıldı.
  • Bünyamin Adanalı: 1999 yılında Pendik'de yakalandı ve yedi kez idam cezasına çarptırıldı. Halen cezaevinde.
  • Ercüment Gedikli: 1980 yılında yakalandı. Aldığı idam cezası müebbete çevrildi ve 1991 yılındaki afla salıverildi.
  • Mahmut Korkmaz: Yakalanamadı
  • Kadri Kürşat Poyraz: Yakalanamadı









As Young As Yesterday
Sa Sa Samoa (feat. Julian Barwick)
The Truest Faith
Keep Your Eyes Shut
Loved-Up
Comin Closer
Pago Pago
Honey Mine
A Surf On Endorphins
Comin' Down



Limit Doldu / "limit has been reached"



Limited Download / Sınırlımınırlı Download: 39
0 com

The Future Sound of London – Environments 3





0 com

Naono - Sleepy Pebbles



Taze, organik, aydınlık, rahatlatıcı.
myspace



0 com

Ramadanman - Ramadanman


Dubstepin bol bassları ile dolu enfes bir albüm
http://www.myspace.com/ramadanman



4 com

Múm- Summer Make Good (2004)


''Sorgunuzla eşleşen kayıt yok.''

Múm'un blog'ta bulunup bulunmadığını kontrol için yaptığım aratmada beni bir kez daha şaşırttı bu ibare.
Müziğin ABC'lerinden, İzlanda'nın demirbaşlarından, bir denizfenerinde kaydedilmiş, naif vokalli, bozuk akortlu, tempo dışı, buzlu, buruk masallar demeti. Üsküdar, yağmur sağanağı, çıldırmış deniz, karanlık gökyüzü, deniz fenerleri, Kızkulesi, sallanan motorlar, gıcırdayan botlarla (''Oh, How the Boat Drifts'') ruhunuzu yerden yere çalan bir doz aşımı...

Plağın içine düşülmüş bir not:
''FEAR blew somewhere in the faraway now, this fear that had gripped my breathing when I lay in bed at night. Watching the storm window. I just could not put down my telescope anymore and kept imagining my teeth breaking. I was having violent dreams where me and other kids would commit horrible acts and then run away in guilt. I needed to put down my telescope, so I walked down to the sea. My boots were full of fog. Lying on a rock I stuck my head in the cold water. From under the waves that kissed my shoulders, I could hear it's faint bells drifting closer. But would the summer make good for all of our sins?''


Ey bu satırları okuyan musikişinas, bu albümü ilk kez dinleyeceksen, seni kıskanıyorum.

BURADAN


0 com

Dextro - Winded (2009)





0 com

Misty Roses - Komodo Dragons



0 com

The Cinematic Orchestra - Les Ailes Pourpres




0 com

Howie B - Music For Babies (1996)


Howie B - Music For Babies (1996)

1. Music For Babies (5:28)
2. Cry (9:45)
3. Shag (6:16)
4. Allergy (9:04)
5. Away Again (3:05)
6. How To Suckie (4:29)
7. Here Comes The Tooth (4:03)
8. On The Way (2:30)

0 com

Meso Meso - Mitten (2008)


Meso Meso - Mitten (2008)



1. Alice
2. Danro
3. Night River
4. Frost
5. Locomotive
6. Stroke
7. Pola
8. Kira Kira

0 com

People Press Play - People Press Play


Morr Music icadi, Danimarka'li, ucundan IDM gondermeli, myspace adresli falan filan. Seviyorum...


PEOPLE PRESS PLAY

01. Girl
02. Always Wrong
03. These Days
04. That Walk
05. Handing On
06. Frail
07. Studio
08. Before Me
09. Everything
10. Stop






1 com

The Future Sound of London


The Future Sound of London, nam-ı diğer FSOL. İki Britanyalı'nın 80'lerde tanışıp kurdukları grup, müzik tarihine müthiş işler katmış kuşkusuz. Onlarca EP, albüm, promo yetmezmiş gibi Dead Can Dance'den tanıdığımız Lisa Gerrard, Cocteau Twins'den tanıdığımız Elizabeth Fraser gibi isimlerle çalışmış, film ve oyunlara müzik üretmişlerdir.

Akıllı dans müziğine boyut katıp içine biraz saykodelik, biraz jazz, biraz dub, biraz electro, biraz techno gibi birbirlerinden farklı disiplinden tınılar katıp harmanlamışlar. Ortaya tatsız bir bulamaç çıkacağı beklenirken aşure çıkmış. Yerler diyoruz. Aşureyi duyup ilgisi daha da artanları daha fazla bilgi için hemen şu ve bu bağlantılara yönlendirmek isterim.

Alışılmışın dışında sample'ları, video, animasyon, 2D ve 3D ye olan bakış ve icraatlarıyla başımın tacı olmuşlardır son dönemde.

Henüz keşfetmemiş olanlar için Dead Cities'in mükemmel bir başlangıç olacağını düşünmekteyim. ISDN Show adlı promonun ise yemekten sonra tatlı olacağını düşünüyorum. Evet, acıktım bir de.





DEAD CITIES (1996)

01. Herd Killing
02. Dead Cities
03. Her Face Forms in Summertime
04. We Have Explosive
05. Everyone in the World Is Doing Something Without Me
06. My Kingdom
07. Max
08. Antique Toy
09. Quagmire
10. In a State of Permanent Abyss
11. Glass
12. Yage
13. Vit Drowning








ISDN SHOW (1997) (Promo)

01. Yage
02. My Kingdom
03. Womb
04. Psycho-Crab
05. Her Face Forms In Summertime
06. G Eletro
07. Tingler '96
08. Glass
09. Womb 2
10. Herd Killing
11. Max
12. Carlos
13. Everyone In The World
14. Sitting Around


2 com

Massive Attack - Inertia Creeps


(1998)

01 - Inertia Creeps [album version]
02 - Inertia Creeps [radio edit]
03 - Inertia Creeps [manic street preachers version]
04 - Inertia Creeps [state of bengal mix]
05 - Inertia Creeps [alpha mix]
06 - Back She Comes
07 - Reflection

1 com

Plat - Compulsion



Gerçek bir IDM, gerçek bir başyapıt. Buz kadar kaygan, bulut kadar yoğun.


COMPULSION
01. Paling (Muse)
02. Flokt (Shiver)
03. Aftur (Recurrence) Fakemix
04. Trainers
05. Astand (Dualism)
06. Plat
07. Kverkatek (Stranglehold)
08. Hverfandi (Vanish)
09. Blindfold
10. Aratte (Compulsion)




3 com

Alpha - Come From Heaven

Tracklist:

1- My Things

2 - Rain

3 - Sometime Later

4 - Delaney

5 - Hazeldub

6 - Slim

7 - Come From Heaven

8 - Back

9 - Nyquil

10 - Apple Orange

11 - With

12 - Firefly

13 - Somewhere Not Here


Rapidshare:
Alpha - Come From Heaven

Hotfile:
Alpha - Come From Heaven
0 com

Sun Electric - 30.7.94.


Bir dönem fazlaca tükettiğim bir albüm.. "Run Lola Run" filmininde Soundtrack olayında yer almışlardı. Bilen bilir, bilmeyende bilsin artık. Tekrardan başlıycaz yakında abanmaya bloga. olanaklar el vermiyor bir süredir, farkındasınız..


0 com

Bohren & der Club of Gore - Geisterfaust


.

.

Öpücük