live albüm etiketine sahip kayıtlar gösteriliyor. Tüm kayıtları göster
live albüm etiketine sahip kayıtlar gösteriliyor. Tüm kayıtları göster
0 com

Don Mandarin - Regional Collection (2024)

0 com

My Bloody Valentine - Live in Toronto, Canada (1992)




Limit Tüketildi / Sold Out



Limitsel Konser/Limited: 23
0 com

Tatsumi Ryusui - Madame Claude, January 16, 12 (Selektives Hören Archiv, 2012)



Yedi Uyurlar / Ashab-ı Kehf

Bu efsane Hristiyanlık'ta "yeniden dirilme" inancının kanıtı olarak gösterilmektedir.

Efsane'ye göre 250 yılları civarında Dakyus (Dakyanus veya Decius) adlı bir kral'ın yönettiği putperest bir ülkede 7 genç Hristiyalık'la suçlanır. İnançlarını değiştirmeleri için bir süre verilir fakat, onlar dünyevi eşyalarını bırakıp dağa ibadet etmeye giderler. Putperestliğe karşı bu tavrı gören kral öldürülmelerini emreder. Gençler ve köpekleri mağaraya sığınırlar. Kral mağaranın girişine duvar örülmesini emreder. Yedi Uyurlar yıllarca burada kalırlar.

Uzun yıllar sonra, (genelde 379-390 yılları) ağıl yapmak isteyen bir çiftçi mağara girişini açar ve Yedi Uyurlar'la karşılaşır. Şehir'de haçlı bir sürü bina görüp hayrete düşerler. Dakyus zamanında kalan altınları harcamaya çalıştıkları zaman Psikopos'un karşısına çıkarılırlar. Hikayelerini dinleyen psikopos bunun bir mucize olduğunu söyler.

Bunlar Hristiyanlıkta Malta, Malchus, Martinianus, Dionysius, Joannes, Serapion, ve Constantinus adındaki azizlerdir. Başka kaynaklar başka isimler verir.

Efsanenin bu sürümü ise Kuran'da ki Kehf suresinde(18. sure) anlatılanlara benzemektedir. Bahsi geçen kişiler Philedelphia (Bugün Ürdün'deki Amman şehri) şehrinin soylularıdır. Liderleri Maximillian (Yemliha), o sırada şehri ziyaret eden Roma İmparatoru "Haderanius" (Hadrian)'a başkaldırır ve put tanrıları inkar ederek sadece Nuh'un, Musa'nun, İbrahim'in ve İsa'nın Tanrı'sının tapılmaya değer olduğunu söyler. İmparator idam edilmelerini emreder.

Kapatıldıkları zindandan kaçarlar ve sığınacakları bir mağara bulurlar. Yedisi ve bir köpek (Kitmir veya Kıtmir) mağarada uyuya kalırlar. Bu mağaraya gelen askerler şaşırmış ve isteri içinde geri dönerler. Bunun üzerine komutanları mağara girişinin taş ve harçla kapatılmasını emreder. Yedi kafir'in burada ölüme terkedildiklerini anlatan bir levha bırakarak giderler.

300 yıl kadar sonra uyandıklarında, Maximillian'ı şehre yiyecek almak üzere gönderirler. 300 sene önceki paradan şüphelenen fırıncı onun bir hazine bulduğunu zanneder ve bunu kendisiyle paylaşmazsa onu ele vereceğini söyler. Askerler gelir Maximillian'ı yetkililere götürürler. Yetkililer ilk önce ona inanmasalar da daha sonra ikna olurlar ve bunu bir mucize sayarlar.

Efsanenin birkaç değişik sürümü bulunmaktadır. Bunlardan birinde kaçan beş genç vardır, yolda bir çoban ve çobanın Kitmir adındaki köpeği de bu beş gence katılır. Çoban onları saklanmak üzere bu mağaraya götürür. Başka bir sürümde ise çoban bu yedi genç ve köpeğin bulunduğu mağaranın yerini kralın askerlerine göstermiştir.

Ashab'ül Kehf ile ilgili mağaranın ise sınırları içinde olduğunu iddia eden 33 kentin dördü Türkiye'dedir: Afşin, Efes, Selçuk, Lice ve Tarsus. Hırıstiyanlar tarafından kabul edilen sürümdeki mağara Selçuk ilçesindeki Efes antik şehrinin yakınlarındaki Panayır Dağı eteklerinde bulunmaktadır




Limit Doldu / "limit has been reached"


Limited Download / Sınırlıgınırlı: 30



0 com

Hamid Drake & Joe Mcphee - Emancipation Proclamation, A Real Statement of Freedom (1999)


1. Cries and Whispers (18:37)
2. Mother Africa (For Miriam Makeba) (17:10)
3. God Bless the Child (4:18)
4. Emancipation Proclamation (14:30)
5. Hate Crime Cries (3:14)

Emancipation Proclamation, A Real Statement of Freedom Pt.1

Emancipation Proclamation, A Real Statement of Freedom Pt.2


Joe McPhee
— pocket trumpet, tenor saxophone
Hamid Drake — drums, percussion


recorded at:
the Empty Bottle, Chicago
June, 25 1999
1 com

Albert Ayler - Lörrach, Paris (1966)


1 - Bells
2 - Jesus
3 - Our Prayer
4 - Spirits
5 - Holy Ghost
6 - Ghost
7 - Holy Family
8 - Ghost II

Recording Date:
Nov 7, 1966 / Nov 13, 1966
0 com

Aidan Baker - Live In London 05.14.2007 (2007)


1 - Part One
2 - Part Two
3 - Part Three

7 com

Bülent Ortaçgil - Rüzgara Söylenen Şarkilar (1984)




Kendimi sorguluyorum.. Ne diye halen bir şeyler paylaşıyorum burada diye. Gerçekten bunu düşünüyorum artık. Sonu olmayan dipsiz kuyularımın dibin de ne var olduğunu sanıyorum da hala devam ediyorum bir şeylere ve bu çatı altın da sizlerle bir şeyler paylaşmaya.. İyice bittiğimin bir ispatıyım aslında artık. Gram gücüm yok inanın ki artık bir şey paylaşmaya.. Ama içimde ki o nedensiz paylaşım isteği dürtüyor hep beni ve yine de devam ediyorum paylaşımlara.. Bazı şeylerin sonuna geldim artık. Hissediyor ve hiç bir şey yapmadan izliyorum kendimi. Sözün kısası ise..
Döndürüp durduğum ve çok geç elime geçen bu güzelim albümü paylaşmazsam huzursuz olucağımı bildiğim için eylemimi gerçekleştiriyorum. Uuzun süredir bir şarkıyı dinlerken kendimi ağlarken bulmamıştım. Sadece şarkının güzelliğinden ağlamak.. Zor bir şey olduğunu biliyor ve bunu gerçekleştirebilen biriyle bir gün rastlaşmak istiyorum. Sözlere
bakıp ağlamak değil dediğim, anlarsın..
Şarkının adı "Suna Abla", geri vokaldeki ses tonunun ahengine kapıldığım isim ise bir kere daha çok çok üzülerek rahmetle andığım.. "Nükhet Ruacan" ve gitarın baş kahramanlarından "Erkan Oğur".
Piyasa da bulunmayan bir konser albümü..








Bülent Ortaçgil - Rüzgara Söylenen Şarkilar (1984)

Tracklist:



1- yağmur
2- sen ben ve değirmenler
3- mum
4- suna abla
5- kediler
6- sevgi
7- zamana sıkışmış
8- arada sırada düşünür
9- deniz kokusu getiriyorum
10- ak kuşlar kara kuşlar



0 com

The Album Leaf - Live Mains Doeuvres May 27th 2005 (2005)



:Tracklist:

1 - Window
2 - Thule
3 - On Your Way
4 - Twenty Two Fourteen
5 - The Outer Banks
6 - Brennivin
7 - Eastern Glow
8 - Micro Melodies
9 - Vermillion
10 - Spinnig Makes Me Dizzy
11 - Malmo
12 - Belladonna
13 - Another Day

0 com

Keiji Haino - Saying I Love You, I Continue (1996)


Noise'ın en çok konuşulan bir-iki isminden biri olan Keiji Haino'dan 1996 çıkışlı live bir albüm. Sınır tanımayan ve kimseye takmayan, bol elverişli noise tutkusuyla 1981 yılından beri 61 solo albüm yayınlayan 3 Mayıs 1952'li olan bu güzelim insanın aslında müzikal geçmişi 1970 yılına dayanmakta. Solo halinden ayrı 8 tane de yan projesi bulunan, en sevdiğim 2 yan projesi Fushitsusha ve Nijiumu olan Keiji Haino'nun ara ara es veren ve genelde olduğu gibi nadir bulunan bu live albümünü paylaşmak istedim.
Herkesi tokat gibi çarpmıyacağı elbette kesin ama elektrik gitar tabanlı Noise konusunda hassasiyeti olanlar için bire bir olucağı da başka kesinlik kazanan bir durum tabii. Fotoğrafta albüm kapağıdır, evet.
Cover Photo: Uncredited
Keiji Haino - Saying I Love You, I Continue (1996)

Untitled Guitar & Voice 43:41
Untitled Rudra Vina & Voice 17:57

Part 1

Part 2

1 com

Joy Division - 02-28-1980 Preston Live / Shadowplay (1980)



"hozhanunal " için..

Joy Division - 02-28-1980 Preston Live / Shadowplay (1980)
1 Incubation
2 Wilderness
3 Twenty Four Hours
4 The Eternal
5 Heart & Soul
6 Shadowplay
7 Transmission
8 Disorder
9 Warsaw
10 Colony
11 Interzone
12 She's Lost Control

0 com

Explosions In The Sky - 41308 Variety Playhouse Atlanta GA (2008)







Çok komik bir şey oldu geçirdiğim saatler için de. Askerlik öncesi olan 2002 dönemlerin den tanıdığım bir arkadaşı asker sonrası yolda, orda, burda görüp hep selam verirdim hatta ismiyle hitap edipte selam verirdim vs.. ama o her daim soğuk bir şekilde selam verir hatta yolda karşılaştığımızda yüzüne bakardım öylece hiç oralı bile olmazdı. Elbette bunun nedenini bilmiyordum ve biraz geriyordu beni. Karşıma alıp soruşturma yapmayı bile düşünüyordum neden diye. Derken 2 gün önce her zaman tezgah açtığım yerin önünden daha öncesi de olduğu gibi rastgele geçiyordu ve beni görüp yıllardır görmeyen ve özleyen insanlar gibi gülümseyerek geldi.. "Naber yaa" diyerek bana doğru geliyordu ve ben çaktırmadan arkama bile göz attım acaba kime diyor diye. Hiç bozmadım. Yanıma geldi ve konuşmaya başladı heyecanlı bir şekil de. "Nerelerdesin ya, ben seni görmüyorum uzun zamandır, hep geliyormusun pazarlara, burada mı açıyorsunuz vs. vs. vs." sorularına cevap verdim ve öylece kalakaldım hatta gittikten sonra kahkaha bile attım. Dün yine geldi ve "Özledim ya, biraz konuşalım mı" dedi, konuştuk ve sonra da gitti. Hayatımın gidişatına dair ortak dertlerimiz ve düşüncelerimiz olduğunu farkedip gülümsedik ikimiz de. O kadar.. O değil de, saçlarım aynı, kıyafetlerim yine aynı ve yıllardır tezgah açtığımız yerler de aynıydı. Herşeyim hatta komple ben bile aynıydım ama bu insan nasıl olup ta bilmem kaç seferdir öyle yapıyor sonra da hiç bir şey olmamaış gibi böyle yapıyordu. Şaşkın ve halen gülümseyerek buluyorum kendimi. Güzel bir his bu. Keşke böyle olsa hep yaşam yada tüm beklediklerim... Onlar ve halen var olamayanlar. Nerelerdesiniz diyorum bir kucak dolusu..

Geçtiğimiz hafta için de uzun zamandır gitmediğim 2 müzik dükkanına gittim oturduğum küçük kasaba da. İşime yarayan CD'ler olduğunu hatta gittigidiyor.com üzerinden 25-30 lira istenilen CD'yi buldum ki o parayı vermeyi bile istiyordum benim olması için. 90'lar Türkçe Pop diyelim onların türlerine. Onlarla büyüdük ve neden elimin altın da olmasınlar ki derim hep. 90'lar da çok şey yaşadık, çok da şey yaşayamadık. En heyecan verici günlerin tarihiydi 90'lar. Körpeydik ve içimizde ki ateş boylu boyuncaydı.. Herşeyi mi götürmeye yakın oldu 2000'ler. Ayrıca eski günlerinden utanan ve o dinlediklerini hiç bir yerde söylemeyip, küçük bulan insanlarla hiç işim olmaz. Ben onlarla büyüdüm, onlarla zevk aldım, onlarla hayal kurdum, onlarla birilerine dokundum, onlarla dostluğu bildim, onlarla kahroldum, onlarla saçımı uzattım, onlarla yere düştüm, onlarla en yükseğe kalktım, onlarla devam ettim.. Umrumda bile değil utananlar ve küçük görenler. Ben kendimin ne istediğini ve ne istemediği mi bildiğim sürece ve aklıma mukayet oldukça bu böyle gidecektir. Indie yine benimle, bazı agresif, ölümcül soundlar da, 90'ler Türkçe Pop'da. Herşey sıkıcıyken, daha fazlasına katlanamıyacağım da artık kesinleşti. Bitirdiniz bazı şeyleri mi, bari geri kalanları almayın. Gidin artık gölgemden ve beni sevdiğim insanlara bırakın. 3-5 kişi onlar. Geri kalan her şey sizin olsun, bıraktıklarınız da benim..

Eskisi gibi artık yazı yazamıyacağım sanırım. Ya bir süre ara vericem yazılara yada bambaşka şeylere yolculuk edicem. İnterneti bile kapatmayı düşünüyorum aslında. Eski günlerim de yaptığım okumaları, boş kasetlere rastgele şarkı yüklemelerini, kasetlere büyük bir aşkla bakmayı, onları dokunmayı ve hiç bırakmamayı, saçma sapan giyinmeyi, öylesine gezmeyi, alakasız insanlarla bile oturup muhabbet etmeyi, halı üzerinde öylece oturmayı, tek noktaya takılıp tüm şarkıları bir şey düşünmeden dinlemeyi, hayaller kurmayı, düğünlere gitmeyi, neden gittiğimi bilmeden insanların oynamalarına bakmayı, onları gözlemlemeyi, gülümsemeyi ve dahası onlarca olan yaptığım şeyleri yapamıyorum artık. İnternet dünyasına 10 sene öncesi adım attığımdan beri bu böyle gidiyor ve artık sanırım geri çekilmeyi planlıyorum. Bana yine ulaşmak isteyenler bir yolunu bulucaklar yada neden ulaşmak isteyeceklerini bilemiyor ve sanamıyorken artık susmaya karar veriyorum şimdi. Ychorus elbet kapanmaz malum tam gaz ilerliyoruz bu sıralar. Ha belki ben yine dönerim yazılarla o da belli değil ama albüm paylaşımlarım da artık alakasız bir şekilde oluşan listeler yapmayı yada yemek tarifleri vermeyi düşünüyorum. Hatta güzelim yazarımız "temiz" gibi sadece albüm kapağı koyup paylaşmayı.. Bakalım, her şeyi zaman göstericek. Ben de beklemedeyim yapıcakları mı ve artık yapmıyacakları mı..

Explosions In The Sky ilk ve son kez 2004 yılında bu topraklara ayak basmış ve gidememiştim. Aslında o an askerlik yapıyorumdum ve geldikleri esas toprağin ismi olan İstanbul'daydım. Neredeyse 5 sene geçti ve bizimkilerden halen bir haber yok. Onu da geçtim, onlarca underground grup getirildi bu 5 sene içerisin de İstanbul'a. Halen nasıl olup ta getirmeyi akıl edemiyor bu organize ekipler anlayamıyorum. 5 Sene öncesi ben bile sadece isimlerini biliyorken, şimdi onlaarca insan dinliyor, biliyor, takip ediyor ve en önemlisi değer veriyor gruba. Biri el atsın artık şu işe diyorum. Yoksa ben çıkıcam geceleri otoban da çalışıp para kazanıcam bunları getiricem diye. Ha parayı kazandıktan sonra neden gitmeyesin ki yurtdışından izlemeye diyebilirsiniz.. Onlarca seveni burada gelmeleri için can atıyorken, benim yurtdışında tek başıma izlemek şerefsizlikten başka bir şey olmazdı herhalde. Tamam kabul ediyorum, çok halkcıl bir laf ettim ama öyle. Ben kendini düşünen bir insan hiç olmadığımı yakın çevrem her daim parmak ısırarak bir birlerine belirtti. Hiç bir şey değişmedi. Halen burdayım ve halen aynı fikirlerle devam ediyorum. Bana elini uzatana itmedim hiç bir zaman. Her daim sırtını sıvazladım. Herneyse.. uzatmanın bir alemi yok. Bu albüm basılmamış bir konser albümüdür ve Explosions In The Sky'ın zaten hiç bir live albümü basılmamıştır da. Bulmanız elbette zor. O yüzden arşivlik değeri yüksek. Tracklisti klasör içinden çıkan not defterin de bulabiliceksiniz. Ama şunu da ek geçeyim ki: Konsere Explosions In The Sky'la tanışmama nail olan beste Memorial ile başlıyorlar. Şu live albümler de en sevdiğim olay ateşi yüksek olan insanların, ağızlarından ses çıkarmalarıdır. Gittim..

Not: Yazılarım da ki imla ve bilmem ne hatalarına karışmıyorum. Öylece kalsınlar ki zaten ne anlatmak istediğimi o salak şeyler yüzünden anlayamıyacak insanlara da bir el sallıyorum. Öpücük.


Part 1




Part 2

0 com

Fennesz - Live @ BRG2002, Braga (2.March.2002)



















Şu badanasal işler bitince geri dönüceğimi biliyorsun. Bazı şeyler benim olmalı. Geri kalanlar da onların. Bekleyelim birbirimizi ki devam edebilelim herşeye ve herkese.

Ayrıca basılmamış bir albüm bu. Detayları ikimizde seviyoruz, biliyoruz. Öpücük.




7 com

DNA - Last Live At CBGB (1993)



Az önce uyandığımda 06:30 bile yoktu. Oysaki, gece yatmadan önce yorgunluktan hissettiğim belimin zor tutması ve aşırı yoğun bir iş temposu yaşadığım Cumartesi gecesi ateşi bile bana fazlaydı.. En azından biraz daha fazla uyuma isteğim vardı 23:30'da yatmama rağmen. Ama uyuyamıyor, uyuyamıyor, uyayamıyorum. Alışkanlıktan olsa gerek aynı saatte kalkma durumlarımız. Ayrıca sevmiyorum uyumayı, uyuyupta öğlen kalkmayı, koca günün yarısını bitirmeyi. Hiç bir şey yapmadan hemde. Hiç bana göre değil. Gece geç de yatsam, sabaha erkenden uyanıyorum yine. Herneyse, iyice uzattığımın farkındayım..

Uyanmamın saniye öncesi şöyle bir konuşma duydum rüyamda. Tanımadığım bir kadın telefonda birine anlatıyordu. "Ohoo çoktan başladı bayram, 8'de başladı ve hemen kasnak gösterisine başladılar, devam ediyorlar". Bayram ? "19 Mayıs Gençlik ve Spor Bayramı" idi bunun nedeni. Gerçi ne alakaydı bu tarz bir rüya görmem onuda hiç bir zaman anlıyamıyacağız sanırım. Rüyalar her zaman çok garip. Hepimiz için belki de.. Habercisi olduğuna inandığımız olaylarda olmuyor yada gerçekleşmiyor da değil hani. Pek çok kez rastlaştım bu duruma. Ve yine gülümsedim olduğunda. Uyandım. Hani şöyle bir düşünce vardır "Sabah, sabah ne dinlesem gider şimdi, beni ne açar, ne uykumu getirir, ne dinlemeliyim vs. vs.". Bu soruyu kendime sormuyorum. En azından psikolojik durumumu düşünüpte açtığım müzikleri saymayalaım. Ne açtım ? "Windy And Carl" ikilisini. Pek çoğumuza göre, sabah sabah uykusunu tekrar getiricek olan bir müzik icra ediyorlar. Karanlığa yakın bir Ambient, Drone, Experimental, Shoegaze, Post Rock karması olan müzikal anlayışlarında ki samimiyeti, herşeyi ağırdan almalarını, sözlerin hep geri kalmasını, bolca ses üretmelerini ve pazar günleri sabahı olan o insansız, telaşsız, sessiz ve donuk gözlerle size bakan iki çift göz misali halini çok seviyorum sokakların. Öyle mutlu oluyorum ki. Caddeler de yere uzanmak istiyorum belki de. Yoksa insanları sevmiyormuyum ? Çok sıcak kanlı, samimi, paylaşımcı, yardım sever, ara bulucu vs. vs. gibi tanımlamalar duydum birilerine beni anlatırlarken. Öyleyimdir de.. Ama her daim bin tonluk bir yalnızlıkla yapıyorumsanırım tüm bunları ve öyle gösteriyorum görülen yerlerimi..

19 Mayıs 2002 sabahıydı. Erkenden uyanmalıydık ve bazılarına göre oturduğumuz kasabada ki en entel tipler olaraktan toplaşıp, öylesine gezip muhabbet etmeliydik. Uyandık da. Uyanmanın öncesi hava kararmıştı ve ben o gördüğüm açık yeşil tonları olan, gördüğümde vurulduğum tişörtü almalıydım. O yaşıma kadar ilk defa bu kadar güzel bir tişörte sahip olucaktım. Hiç yapmadığım bir şeyi yapıp babamdan o tişörtü almak istediğimi ve para istediğimi söyledim. Bu bile kendimden büyük ödün verdiğim anlamına gelmişti. Ama almalı ve üzerimde görmeliydim. Benim olmalıydı. Kapanan tezgahı açtırmak zorunda kaldım sırf o tişörtü alabilmek için ve biraz da anlayış göstermeleri için yakardım tişörtü satan karı-koca'ya. Halimi anlayıp, olduğu yerden çıkarıp bana verdiler ve alışveriş bitmişti. Sabah olmuş, güneş ışınlarını pencereme vurmuş, bir an önce kalkmıştım. Hafif soğuktu ama sadece o tişörtü giymeliydim. Giydim ve dışarıya çıktım. Günün ve dış dünyanın aydıklık olmasıyla, tenimin beyazlığı ve tüylerimin sarılığından gelen parlaklıkla olağanüstü görünüyordum. Tişört benim için daha büyük değere binmişti ve gerçekten çok yakışmıştı. Yolda giderken hep dükkanların vitrininden kendime baktım sanırım.. her zaman ki gibi. Kendimi seviyorum evet. Bencilliğin yakınından geçmeyen bir sevgiyle.
Ve 4 kız, 4 erkek olarak buluştuk. Bayram yerinde öylece gezip muhabbet ettik, yüzlerce kişinin arasında. Ama kasabada dikkat eken 3 erkektik. Saçlarımız uzun, iki tanemiz küpeli, allaha şükür yüz güzelliklerimiz de yerindeydi ve ülkü ocağı tayfasının baş gıcık olan tipleriydik. Aldırmıyorduk. Buluştuğumuz da, aldığım ve artık benim olan tişörtüme yapılan yorumlar ve ne denli yakıştığını onlardan duyduğum sesli sözleri, her zaman ki mütevaziliğimle kabul edip gülümsemiştim..

Sonra şöyle bir ses geldi ve olduğumuz yer bayram yerinin çıkış taraflarındaydı ki insan da azdı. "Şişşt! Koray bir gelsene, bir şey konuşucağız". Bende arkadaşı olarak yanlarına gittim ve onlar 4 kişi ülkü ocağı adamlarından hatta 1 tanesi en pis adamıydı. Sonuçta bayram yeriydi ve anca 2 laf söyleyip giderler diye düşünüyorduk. 3 Erkek onların yanındaydık. 1 Tanemiz ise daha önceden onlarla ufak bir tartışması olmuştu. O yüzden yanımızdan gitmiş ti. 4 Kız ise bizi hemen karşı kaldırımdan izliyordu meraklı gözlerle.. Onlar devam etti: "Anama küfretmişsin Koray bıdı bıdı bıdı (Ki genel anlamda ülkü ocağı tayfasının en unutulmaz ve kilişe ötesi bir lafıdır bu, sevmediği bir adamı tartaklayabilmesi için küçük beyinlerin yapabileceği en büyük cümle belki de)

- Ne küfretmesi kardeşim. Ben seni tanımıyorum bile (Ki elbette şahsen tanımıyordu/tanımıyorduk)
- Kes çeneni anama küfretmişsin diyorum, sen nasıl küfredersin laan. Çat! (Surata bir tokat).

Bu arada bunu yapan elemanı ilk okuldan tanıyordum. Karşı sınıfımdaydı sadece ama o zamandan belliydi cüssesi ve ensesi kalın olucağı.. O an öyle bir tokat ses geldi ki birebir hiç bir zaman öyle bir ses duymamııştım ve bir daha da hiç duymadım da. Eli çok ağırdı.

- Seni tanımıyorum diyorum. Naapıyorsun ?
- Kes lan sesini, Nasıl küfredersin bıdı bıdı bıdı. Çat! (Bir okkalı tokat daha)
- Bak seni biliyorum. Sanayi de çalışıyorsun, hiç iyi olmıyacak bırak diyorum. (Ki eskiden ülkü ocağından bir sürü arkadaş edinip sonradan kendini ordan çeken ve 360 derece boyut değiştiren bir adamdı Koray. Arkası halen istese sağlamdı belkide. Hatta bir eniştesi vardı, herkesi tanıyan cinsinden hani)

Ben.. Hiç bir şey yapamamamın verdiği donuklukla sadece bakabiliyordum ve karşımızdaki kız arkadaşlarımızda telaşlıca bakıyorlardı. Hafiften duruluyor gibiydi muhabbet ve kızların yanına gidip 2 kelam edip geri dönmüştüm onların yanına. Bu sefer o en pisleri olan hani, benimle konuşmaya başlamıştı. Ki daha öncelerinden bir kaç muhabbetim olmuştu ufak çaplı kötü olmayanından. O an dediklerini pek hatırlamıyorum. Kısa olan boyumun omzundan tutup hemen yanlarında duran beyaz arabaya doğru yürüdüğümüzü hatırlıyorum. Tip ve müzik dinleme anlamında gayet normal olan arkadaşım ise sadece olanları izliyor ve bir şey yapamadığı için sinir oluyordu. Derken.. Çat, çat, çat diye 3-4 defa en okkalısından tokatlar yemiştim ve biri sol kulağıma gelmişti. Aşırı çınlıyordu. O an dediği hiç bir şey duyamadım o yüzden. Hemen yanında ki ben boylarda olan arkadaşıda bir kaç tokat salladı yüzüme. Doymuyor, vurdukça vuruyor bir yandan klasik ve içinde her daim İBNE kelimesi geçen o küfürlerinden yapıyorlardı. Saçlarım uzundu ve tokam ucu ucuna tutuyordu. Burnumdan oluk oluk kan akıyor, üst dudağım neredeyse patlama anına gelmişti.. Sadece yürüdüğümü ve Koray'ın "yapmayın, yapmayın, bırakın onu" gibi laflar söylediğini hatırlıyorum. Arkamdan küfretmeye devam ediyorlardı. Normal tipli arkadaşım da ben yürürken onlara 2-3 laf etmiş ve ona bir şey yapmamışlardı..

Tişört.. Tişörtüm dü hani. Her yeri kan olmuştu.. Yeşille kırmızı karışmış ortaya berbat bir şey çıkmıştı. Artık onu sevemezdim, giyemezdim. Hep o anı hatırlıyacaktım ve aileme bu durumu söylemiyecektim. Polis hiç bir işe yaramıyordu çünki. Biliyorduk. Onlara yapmaya devam ediceklerdi yapıcaklarını. Çoktular. Çok. Biz ise fazladan azdık. Az.

İlk bulduğumuz çeşmede suratımdan kanları temizlediğimi, saçlarımı toparladığımı ve o esnada yine 4 kız, 4 erkek olarak bir cafede şoku atlatmaya çalıştığımızı hatırlıyorum. Kızların hepsi gayet şokta "Ah canım, allah kahretsin onları, bazen bakamadım yüzümü kapattım" gibi laflar ediyorlardı. Sadece biri, bana yanık olanı: "Yoo, ben gayet baktım valla herşeye, hiç de yüzümü kapamadım" dedi. Daha sonra ki günlerde peşimizi uzun süre hiç bırakmadı ülkü ocağı tayfası, nerede birimizi görseler girişmeye başladılar. Hiç bitmeyecek gibiydi, psikolojiken batık durumdaydık. İntihar vs. herşeyi düşünür olmuştuk belki de. Dışarı çıkaamıyor, int. cafeye bile belirlediğimiz sokak aralarından gidiyorduk. Öyle yapmamız gerekiyordu. Onları gördüğümüzde hemen yol değiştiriyor, ya bir yere saklanıyor ve her zaman korkuyorduk. Polis halen hiçti bizim için. Daha sonra ki olan bir olayda polise gidildi de ne oldu. Hiç bir şey.. Yapıcaklarından vazgeçmeyen bir çoğunluk söz konusuydu. "Ne yani sırf sizi tipiniz için mi dövdüler, siz hiç bir şey yapmadınız mı" gibi çok leziz bir de soru sormuşlarmış hatta.

Daha sonraları öğrendim ki, ben çeşmeye doğru yürüdüğüm esnada kızlarda arkamızdan geliyorlarmış, onlar ise: "Hadi şunları bir daha dövelim bıdı bıdı bıdı" diye söylenip arkamızdan geliyorlarmış ki kızlar da hemen yol değiştirip bayram yerine doğru yürümüşler ve onlarda arkamızdan gelmekten vazgeçmişler. Herhalde kızlara rezil olduk onlarda bizi umursamayıp gezmeye devam ediceklerini düşündükleri için arkamızdan gelmemişler sanırım.. Hani o bana yanık olan kız ise bir süre sonra o tayfaya yakın biriyle çıkmaya başladığını duydum benden yüz alamadığı için belkide. Garipti. Onlara normal gelen tipli arkadaşımın bekar evine gidip tişörtü çıkarmış ve başka bir tişört giymiştim. O tişörtte o evde kalmıştı ve bir daha giyemiceğimi belirtmiştim ev sahibine ve kendime. Yıllar sonrası rastladığım bir fotoğrafta gördüm o tişörtü. Ev sahinin kardeşi giymiş, arkasını doğayı aldığı ve gülümseyen bir poz vermişti. Sadece baktım, baktım ve baktım..





















Yazıyı yazarken aslında çok garip ama bana garip gelmeyen ve bu tür duurmlara alışık olduğum bir durum oluştu. "Windy And Carl" dinlediğimden bahsetmiştim hani ve o çalıyordu o esnada. Tam da "Tokatların biri kulağıma gelmiş ve kulağım aşırı çınlıyordu" kelimesini yazacağım anda dinlediğim şarkıdan aynı türde bir ses geldi.. Sadece gülümseyip yazıya devam ettim.

Bir misyonerin oğlu olarak Brezilya topraklarından doğan gitarist-vokalist "Arto Lindsay" Amerikan vatandaşlığına üniversiteye gitmek için geçmiştir. 1978 dönemi kurulan "No Wave" olayı "DNA" pek uzun soluklu bir proje olamamış ama seven insanlarca çok fazla etkileşim bırakmıştır. Bayan davulcuları "Ikue Mori" 17 Aralık 1953'te Tokyo'da helloyu çakmış, 2000 yılında yanına "Sonic Youth"dan "Kim Gordon"ı, yine önemli bir isim olan "Dj Olive" ile bir üçlü olmuş ve SYR serisinden "SYR 5" olayına adlarını müzik tarihine kazımışlardır ki merak edenler için Ychorus içi bir aramaya davet veririm.
Sonic Youth - SYR 5 olarak. Bassistleri olan 1952 Ohio doğumlu "Tim Wright" ise New Wave, Post Punk, Experimental Rock, Art Punk tadlarını dokunuş yaptıran Ohio'lu grup "Pere Ubu" güzelliğine rastgelmiştir. "Arto Lindsay" zaten çok üretken biri olaraktan solo albümlerine imza atar ama ne hikmettir ki "DNA" tadıyla uzaktan, yakından alakası olmayan ama yinede çok leziz olan huzursal kayıtlar yapar. Çalıştığı bazı isimler ve albümlerde çalan konuk müzisyenleride şöyle bir sıralayıp yazıyı bitirmek istiyorum artık. Ayrıca bir not düşmekte fayda görüyorum ki o da, 1973'te kurulan ve onlarca Punk tadlı projelerin sahne aldığı ama 2006'da kapanmak zorunda olup pek çok insanı hüzüne boğan, o güzelim mekan "CBGB "de verilen bir konser esnasında kayıt altına alınmıştır. Albümün basılış tarihi 1993'tür ama elbette konser o zaman verilmemiştir. Zaten 1982 dönemi bu grubun bir arada olmasının üstüne bir el fatiha çoktan okunmuştur.

"Arto Lindsay" ile çalışmayı gönül borcu bilmiş olan insanlar: John Zorn, Marc Ribot, Ryuichi Sakamato, Brian Eno, Peter Scherer, Vernon Reid, Bill Frisell, Blonde Redhead'den Amadeo Pace ve es geçilemiyecek güzellik Ambitious Lovers projesinden baş adam olmayı uygun görmüş 1984-1991 arası 3 albüm kaydetmiştir. Lounge Lizard kadrosunda yer almış, daha pek çok yere imzasını basmıştır.. Offical Website: http://www.artolindsay.com/


"DNA".. Dağınıktır, kirlidir, rahattır, hırçındır, salmışlıktır, kan dolaşımıdır, haykırışdır, isyandır, güçtür, yerlerde süründürür.. bazende güldürür.

Dimdip Not: Yazıyı yazmam 3 saat sürdü, dinlediğim albümlerde şunlardı:
Windy And Carl -
Windy And Carl -
Xela -



0 com

Talk Talk - Hammersmith Odeon, London Live (1986)


























Direk albümdeki gibi çalıyorlar. Görüceksiniz.

Git gidebildiğin kadar.


0 com

Keiji Haino [灰野 敬二] & Coil - Play The Blues (2003)






















Pek fazla sevdiğim Japon avant-garde adamı "Keiji Haino" ve aynı oranda tuttuğum, sulara gömülen o özel proje "Coil" bir araya gelip böyle bir konser albümünü tarihe geçirmiş.. "Blues"dan çok ötesi olmasa Ychorus'da göremiyeceğimiz bir albümdü. Doğaçlamalı anlarla gülümseten kayıtlar..





1 com

DDR - Babylon Live (2009)





























Basılamamış 30 Kasım 2008 tarihinde gerçekleşen konser kayıtları.. Şimdilik başka yerde bulmanın imkanı zor. Arşivlik.


New Link:

0 com

Morrissey - Greant Western Forum USA Live (1991)


Morrissey - Greant Western Forum USA Live (1991)

0 com

Cocteau Twins - Sunburst Lullabies (Recorded Live In Europe) 1983



Yine nadir bulunan ve basılmamış olan bir konser albümü.. Topluluk henüz 2 yaşındayken verdikleri Hollanda ve Paris konserleri. E tabi yaş itibariyle "Post Punk"vari tadlarda daha belirgin.. Hadi yine iyisin, sen işini bilirsin.




Disc 1



Disc 2
0 com

Cocteau Twins - Black Sessions Live France 1995


Basılmamış ve gayet nadir bulunan konser albümü.. Acil yatmam gerek, sonra görüşürüz..






Cocteau Twins - Black Sessions Live France 1995




2 com

Mazzy Star - The Black Sessions France 1993





Dream Pop, Slowcore, Indie alanlarında yer edinmiş ama esas çıkış noktası ve belirginleşen hava misali ise "Psychedelic" olan, 1989-1996 döneminde 3 albüm, 6 EP basan bu oluşumun ismi Mazzy Star.. Halen çok konuşulan ve dinlenen gruplardan olan "Mazz Star"ın bebeksi vokalisti "Hope Sandoval" daha sonrası boş durmayıp "Hope Sandoval & the Warm Inventions" adında bir projeyle devam etmiş, kadroda Davul çalan isim ise "Shoegaze"in en kült topluluğu "My Bloody Valentine" grubundan "Colm Ó Cíosóig" olmuş. "Mazzy Star" gitaristi "David Roback" ise "Opal" adlı "Psychedelic" olayında baş adam olmuştur.. Ama bu olayı 1983-1989 arasında gerçekleştirmiştir ki buda "Opal"in sonu, "Mazzy Star"ın başlangıcı demektir. Ayrıca "David Roback" ne kadar istekli bir müzik adamı olduğunuda anlayabilceğimiz gibi 1981-1984 arasıda Los Angeles çıkışlı topluluk "Rain Parade" kadrosunda bulunmuştur..

Devam ederiz yine nasipse.Şimdi konumuz olan albüme dönelim.. Basılmamış bir konser albümü bu. 1993 yılında Fransa'da verdikleri bir konserden çekilen kayıtlar..

Yine nadir bir kopya, yine arşivlik değeri yüksek bir download fırsatı. Haydi göreyim sizi.. Ychorus sürprizlere devam edicektir siz istekli olunca.




The Black Sessions (Sessions Noires) France 23. 10. 1993

.

.

Öpücük