0 com

Sudden Infant (LIVE)


0 com

Datashock & Aidan Baker & Leah Buckareff, Nadja - Untitled (Meudiademorte, 2007)




"Bazı balinalar ekolokasyon yeteneğine sahiptir. Çoğu dişli balina ekolokasyon seslerine benzer sesler çıkarırlar, fakat bu balinaların bu sesleri ekolokasyon için kullandığı gösterilememiştir. Mysticeti, ekolokasyonla tespit edilemeyecek kadar küçük avlarla beslendiğinden ekolokasyona çok az ihtiyaç duymaktadır. Odontoceti'nin Yunus gibi bazı üyeleri ekolokasyonu kullanırlar. Bu balinalar, yarasalar ile aynı şekilde, bir nesneye çarpıp sonra geri dönecek şekilde bir ses çıkarırlar. Bunun sayesinde nesnelerin şekillerini, boyutlarını, yüzey karakteristiklerini, hareket şekillerini ve uzaklığını anlayabilirler. Bu yetenek ile balinalar zifiri karanlıkta hızlı yüzen küçük avları yakalayabilirler. Çoğu Odontoceti'de ekolokasyon öyle gelişmiştir ki, bir nesnenin av olup olmadığını ayırt edebilirler. Esaret altındaki balinalar çeşitli şekil ve büyüklükteki topları ayırt edecek şekilde eğitilebilirler.
Balinalar iletişim için de sesleri kullanırlar. Bu sesler; inlemeler, tıklayışlar, ıslıklar ve Kambur balina'daki gibi kompleks şarkılar şeklinde olur".






Limit Tüketildi / Sold Out





Limitsel varlıklar / Limited: 17

0 com

Comando Bruno - Clise Hermetico (Zeal SS, 1985)











Erdal Acet, 1966 yıllında Türk-Macar ve İsrail yüzücüleri arasında Pendik-Burgaz-Fenerbahçe parkuru üzerinde yapılan ilk milletlerarası yüzme maratonunda ilk üçte yeralmıştır. 1 Eylül 1976 tarihinde Erdal Acet, Manş Denizi'ni 9 saat 2 dakikada geçerek dünya rekoru kırdı. Bu süre tüm zamanların en iyi süresidir. Bu süre son 102 yıllık döneminde yapılan en iyi 10 dereceden biridir. 








Limit Tüketildi / Sold Out




Sınırımın dili / Limited: 12
0 com

My Bloody Valentine - Live in Toronto, Canada (1992)




Limit Tüketildi / Sold Out



Limitsel Konser/Limited: 23
0 com

Shrine - Harmony, Bliss, Rust (Mirakelmusik, 2006)



Sümerlerde halka ait cenazeler, evin zemini altına ya da duvar kalınlığı içine gömülür. Ayrıca açık arazide açılan mezara gömülüp, baş ucunda süslemeli ve yazıtlı mezar taşı olan örnekler de vardır
Sümerlerde büyük şahsiyetlerin gömüldüğü iki tür mezar görülür : Hipoje ve Tolos. Bu mezarlarda asıl ölünün dışında onun için kurban edilmiş ölüler ve çok kıymetli eşyalar da bulunmaktadır. Ancak bu tip mezarların büyük çoğunluğu daha önceki dönemlerde soyuldukları için gerçek zenginliklerini göstermekten uzaktır.
  • Hipoje : Daha çok kral mezarları olan hipojeler yer altına gömülü 1 ya da 4 odası olan girişleri gizlenmiş yer altı mezarlarıdır.
  • Tolos : Bunlar üzeri pişmiş toprak kapak ya da kubbe ile örtülmüş, dairesel planlı ve tek odalı yer üstü mezarlarıdır. Bu tür mezarların girişini ana yapıya bitişik üstü açık, dikdörtgen planlı bir koridor oluşturur.









Limit Tüketildi / Sold Out






Limited / Limitli kişilik: 22
0 com

The Haters / Live, 1988


0 com

Havan - Yajna


0 com

Ychorus Volume 63












Sınırlı / Limited : 113
0 com

Athena - One Last Breath (Hammer Müzik, 1993)







Backster etkisi parapsikoloji'de bitkisel algılamayı ya da bitkilerdeki psişik algılamayı ifade eden bir terimdir. Bu alanda ilk incelemeleri gerçekleştiren ve bitkilerin de belli ölçülerde paranormal bir duyarlılığa sahip olduğu varsayımını ilk ortaya atan Cleve Backster’a ithafen bitkisel duyarlılık tepkileri onun adıyla adlandırılmıştır.

Aynı zamanda “yalan makinesi” olarak bilinen aygıtın da mucidi olan Backster’ın bu alandaki ilk önemli çalışması, 1966’da bir ev bitkisinin yapraklarına bağladığı elektrotlar aracılığıyla bitkilerde bir bellek bulunup bulunmadığını deneysel olarak anlama çalışmasıdır. Bir süre sonra daha güvenilir ve daha ayrıntılı bilimsel ölçümler elde etmek üzere, poligraf verileri yerine kalp ve beyin elektrolarını dikkate almaya başladı. Çalışmalarının ilk sonuçlarını “Journal of Parapsychology”nin 1968 kış sayısında yayımladı. Çalışmalarına tıp dünyası ilgisiz kalmamış ve Medical World News dergisi 21 Mart 1969 sayısında Backster’in çalışmalarından övgüyle söz ederek, çalışmalarının tümüyle bilimsel olduğunu bildirmiştir.
Backster’in “hücresel düzeyde ilgel algılama” olarak sözünü ettiği bitkisel duyarlılık günümüzde Backster etkisi ve bitkisel psişizm adları altında incelenmektedir.

Backster’in yalan makinesinin elektrotlarını bitkilere bağlayarak yaptığı ilk deneylerde, makinenin ibresinin insanların heyecan halleri sırasında çizdiği çizgilere benzer çizgiler çizdiğini saptamıştır. Örneğin bir tehdit veya yaşamsal bir tehlike karşısındaki insan ve bitkinin heyecan halleri esnasında ibre aynı zikzakları çizmekteydi. Ayrıca bir bitki önceden bir yaprağını kesmiş olan insan tekrar kendisine yaklaştığında ibre yine bu zikzakları çizmekteydi; yani bitki o kişinin kendisine yaklaşmakta olduğunu hem hissedebiliyordu, hem de o kişiyi unutmamış olduğunu gösteren bir belleğe sahip olduğunu gösteriyordu.










  1. Volvera
  2. Make My Stand
  3. Dr. Jekyll & Mrs. Hyde
  4. Bazil
  5. Serpent And The Rainbow
  6. Derived
  7. One Last Breath
  8. The Soothsayer
  9. In The Dreams
  10. Trash Till The End
  11. The Trap





Limited/Sınırsal boşluk: 93
0 com

Ömer Sarıgedik - Anomalı (Müzik Hayvanı, 2011)






Bitkisel psişizm, psişik araştırmacılarca bitkilerdeki psişik fenomenler bütününü ifade eden bir terim olarak kullanılmaktadır. Bitkiler üzerinde çalışan parapsikologlara göre, bitkiler, çevrelerindeki insanların heyecan ve düşüncelerine duyarlıdır, onların da birtakım heyecan halleri ve bellekleri bulunmaktadır ve insanlarla iletişim kurmalarını sağlayacak birtakım güçleri vardır.
Bitkiler üzerinde parapsikolojik araştırmalar 1960’lı yıllarda başlamıştır. Bitkiler üzerinde psişik deneyler yapmış ve bu alanda en fazla katkı sağlamış isimler arasında, Backster etkisini keşfeden ve yalan makinesinin mucidi olan Cleve Backster (ABD), Uluslararası İş Makineleri Kurumu’nun araştırma kimyageri Marcel Vogel, Ambrose ve Olga Worrel sayılabilir. Rus bilim adamlarının da bitkisel psişizm alanında önemli katkıları olmuştur.
Bitkiler üzerinde çalışan Parapsikologlar bitkisel psişizmle ilgili şu sonuçlara varmışlardır:
Bitkilerde kendilerine özgü bir algılama mevcuttur.İnsanların heyecan ve düşüncelerine duyarlıdırlar. Aralarında yüzlerce kilometre uzaklık da olsa sahipleriyle psişik irtibatta olabilirler.
İnsanlarla iletişim kurabilir, onlara yanıt verebilirler.
Çeşitli enerji yayınlarında bulunurlar. Bitkilerin çevrelerinde de Kirlian fotoğrafçılığı yöntemiyle saptanabilen, bazı vibrasyonlardan etkilenen bir enerji alanı vardır.
Klasik müziğin yanı sıra dua, şefkat, ilgi, sevgi ve şifacı medyumların tesirleri bitkilerin gelişiminin hızlı ve verimli olmasını sağlar. Buna karşılık, kin, nefret, düşmanlık duygularına da duyarsız değildirler, bunları da algılarlar. Çağımızın modern müzik türleri içinde ahenksiz gürültü içerenlerinden ıstırap duyarlar.
Bir tür bellekleri vardır. Elektrotlar bağlanarak yapılan deneyler göstermiştir ki, bir ev bitkisi daha önce bir yaprağını kesmiş bir kişi bulunduğu odaya girdiğinde grafiklerde korktuğunu gösteren çizgiler belirmekte, kişi odadan çıktığında, grafik çizgileri normale dönmektedir. Yani bitki kendisine önceden zarar vermiş kimseyi unutmamıştır.
Bitkilerin de heyecansal bir yaşamları vardır. Çevrelerinde bulunanlardan hoşlanabilir, felaket anında “kendini kaybetme” denilebilecek hale girdiklerini gösteren grafik çizgileri çizerler.









Limited/Limit: 72
0 com

The Haxan Cloak - The Drop


0 com

Machinefabriek - Duotoon


0 com

Expo 70 - Exquisite Lust (Kill Shaman, 2006)







Artık, markette alınan yiyecekleri poşete koyup, eve taşıyan ve her seferinde sabırı taşan taşıyıcı olmaktan fazlaca sıkılıp, hüzün okyanusunda boğulanlara..





(Limit has expired/Limit doldu)


Sınırımın Sınırı/Limited Edition: 14
0 com

Fougou - Further From The Centre Of Disturbance (Greengage Sounds, 2012)







Resimine baktığım o kişiler hep bendim ama o kişiler hiç ben değildim..



(Limit has expired/Limit doldu)







Kişilik hak/Limited download: 19
0 com

Monopoly Child Star Searchers - Bamboo For Two (Olde English Spelling Bee, 2010)




Terhis olduğum ve en sevdiğim gün olan Pazartesi'ye ve en sevdiğim sayılardan olan 13. güne denk düşen bu önemli günün öğle öncesine en yakın zaman dilimin de otobüs durağında bekler iken, benim binmeyeceğim otobüsün önümden geçerken ki yolcularına bakarken anlamıştım; hiç bir şey değişmemiş ve bütün bıkkınlığı ile yolun bitmesini oturarak bekleyen yolcuların yüzlerinde ki ifadesizliği görmüş olmamla birlikte, bana hak olan özgürlüğün tadını, her zaman olduğu ve olacağı gibi yapayalnız hissetmek, hissetmenin verdiği yoğun huzur ile birlikte de, en sevdiğim ay olan Aralık ayının, o anlamsız güneşini tüm bedenimle tatmış ve yutmuştum ama aklıma çok da takılmadan, hemen verdiğim sorunun cevabı da bulmuştum ki; o otobüsde ki bütün yolcuların ve özellikle orta bölümde ki eşarplı teyzenin kafasın da çalan albümün bu olduğuna da, kalıbı basmıştım. İşte o günden beri kalıbı basmaya devam ediyor ve bu albümü..




(Limit has expired/Limit doldu)




Yutmak Hakkı+Limited Edition: 13
0 com

Audrey Chen





AUDREY CHEN: Chinese-American musician who was born outside of Chicago in 1976. Now, using the cello, voice and analog electronics, Chen’s work delves deeply into her own version of narrative and non-linear storytelling. A large component of her music is improvised and her approach to this is extremely personal and visceral. Her playing explores the combination and layering of a homemade analog synthesizer, preparations and traditional and extended techniques in both the voice and cello. Recently, her primary focus has been her solo project but she is also involved in many various collaborations with Phil Minton, Tetuzi Akiyama, Tomomi Adachi, Matana Roberts, Elliott Sharp, Aki Onda, Phill Niblock, etc. Chen has performed in Europe, Russia, Australia, New Zealand, China, Japan, Taiwan, Brazil, Canada and the USA.




Live Performance: 6 Nisan 2013 / İstanbul






0 com

Thisquietarmy(Canada) / Soundcollage(Turkey)









4 Nisan 2013 / Kadıköy / arkaoda / 20:30 



Konser/Event: Lastfm



Offical Website: www.thisquietarmy.com/



Live: Youtube







0 com

-











Beni, ben yapanlara dair; iplerimin uçları..







0 com

Dif Juz

0 com

Vaykorus





İlk defa böyle oldu.. 5. Yılı bitirdiğim(iz) ve 6.ya doğru yol aldığım(ız) bu blog oluşumun da, artık bundan böyle yalnızım.


A-periyodik yaklaşmaya devam edeceğim buradan, 5 yılı paylaştığımız, onca yazarımın ve destekçilerimin önün de eğiliyorum ve yepyeni bir oluşturacağım oluşumun habercisi olsun bu yazının sonu diyorum. Susuyorum.


Yalnız dinlemeye, yıllardır devam ettiğim
 gibi, devam..
0 com

The Triffids - Wide Open Road




0 com

SWANS




Swans, 7 Nisan'da İstanbul'da!
0 com

Ychorus Volume 4: THE CURE saygı gecesi!





Bu, 35. yılını çoktan deviren, karanlıklar prensi THE CURE olayına dair; kabararak eğilip, büzülmemizin gecesidir. Geceyi, yorumlarıyla canlandıracak olan kabarık saçlı prensler, bu olay uğruna, atları üzerinde çok yoğrulup, çok yoruldular. 

35 Senede bir olabilecek olan bu buluşmaya gelirken, kara prensler kırmızı rujlarını, kara prensesler ise her yerlerini boyamadan gelmesinler ki; buluşmamızın bir anlamı ve bir anısı olsun! Sakının ve gelin! Daha çoklu güzelleşeceğiz...






Dijeys: Organize Sesler & Ychorus



Salon (ayakta) 150 kişi ile sınırlıdır.
Giriş ücretine herhangi bir promosyon dahil değildir.
18 yaş sınırı vardır.
Ayrıntılı bilgi için info@kargart.org adresine ileti atınız.







1 com

ALBOTH! - Juerg Solothurnmann (1991)




Yakın da / Coming Soon
0 com

Hot Hail (Liverpool)




Site    

0 com

Fougou - Reversed Dreams Of This Nature (Ikuisuus Records, 2010)







Güneşli bir pazar gününün öğle sonrasını, akşam üzerine bağlayan saatlerin ortasın da, sırtım, 1-2 metrelik boşluğa dönük şekil de, tek başıma, pirekitler üzerine, oturmaya çalışıyordum ve oturmuştum. Saniye sonrasını hatırlamamakla beraber, sırtım yerde, ayaklarım ise havaya kalkmış bir biçim de, kendimi uyanırken bulmuştum. Bayılmanın verdiği etkiyi, ~saç altım da oluşan acıyı hissedemesem de~ 5-6 yaşında böylelikle yaşamış olmuştum ama o anlamsız sarhoşluğun nedenini, dakikalar sonra kavrayabilmiş ve "Baağk, yeşil yeşiil" adlı nadide eseri söylemeyi ise, bir kaç sene daha devam etmiş ve herkesin kulağına sallamasını da iyi bilmiş, alkışların beni mutlu etmesinin tadını da, ilk kez o dönem de hissetmiştim.

 Ormanlık alanın var ettiği ılık havanın etkisiyle, daha bir özel şakıyan kuşların; ben uyanırken ki sesi, hala kulaklarım da.. Kendime armağan ettiğim bu albüm, 6 ay gecikmeyle, 16 kişilik bölüşmesini, ayın 16'sın da, an tadıyla, yaşıyor..  Öldürmeyin, 'var' edin ki; kulaklıkla dinlemeyi, hiç bir zaman, ihmal etmeyin!







Limit Doldu / "limit has been reached"


Fougou - Reversed Dreams Of This Nature (Ikuisuus Records, 2010)

1.
Bicones 13:29
2.
Ladram Bay 07:54
3.
Oculus 03:47
4.
Urnfield 09:12
5.
The Sentinel Watches 10:55





Limited / Sınırsal:  16

0 com

Ashberry




0 com

Wounded Wolf (Label / Turkey)

















0 com

Dror Feiler - Music for Dead Europeans




Coming Soon / Yakın da
3 com

Robin Guthrie




Robin Guthrie, 19 Ocak'ta İstanbul'da!



0 com

Cindytalk - Dream Ritual




1 com

Günebakan Distro






Günebakan Distro ne mi? 

Günebakan Distro benim yıllar önce bıraktığım Salvation adlı distromun yeni adı. Farkı ne mi? Zamanla müzikal beğenilerim değişti yenileri eklendi dolayısıylada eskiden sadece extrem metal gruplarının ürünlerini dağıtırken şimdi buna etnik, jazz ve türevleride eklendi. Şu anda yerli ve yabancı bir çok metal ve metal dışı ürünün dağıtımını yapmaktayım. Listemde sıfır ve ikinci el olmak üzere Fanzin'ler, Kaset'ler, CD'ler, 7" EP ler yer almakta. Hangi ürünlerin elimde kaldığını ve fiyatlarını öğrenmek için şu adrese mail atabilirsiniz: gunebakandistro@gmail.com

Ayrıca benim listemdeki ürünlere denk ürünlerle takas yapabilirim.

İrtibat: 
GÜNEBAKAN DİSTRO
P.K. 227 SEMİH ŞİMŞEK KADIKÖY / İSTANBUL 

Not: Özellikle Türk grupları benimle iletişime geçsinler.


0 com

Shelley HIrsch & Joke Lanz (Sudden Infant)








Shelley Hirsch: voice // Joke Lanz: turntables



live at NK Berlin, July 1 2011

camera: Ursula Peer, Ute Waldhausen
cut: Ursula Peer
thanks: Farahnaz Hatam, Julian Percy, Mauro Martinuz


http://www.shelleyhirsch.com
http://www.suddeninfant.com
http://www.nkprojekt.de
2 com

Gnac - Biscuit Barrel Fashion (Poptones, 2001)




Eğer 21. yüzyılda büyük bir şehirde yaşıyorsanız muhtemelen çevrenizde sayısız insanın size ne kadar meşgul olduklarını anlattığına tanık olmuşsunuzdur. Herhangi birine “Naber?” dediğinizde alacağınız yanıt ya “Meşgulüm bu ara” ya da “Bu aralar çok yoğunum” olur. Bu yanıttaki yakınmanın arkasına gizlenmiş bir böbürlenme olduğu da bariz.

Dikkatinizi çekmek istediğim husus ise bunu söyleyen insanların fabrikada çift vardiya çalışmaya zorlanan veya kenar mahalledeki evinden asgari ücretle çalıştığını işine saatlerce otobüs yolculuğu yapan insanlar olmadığı. Bu emekçiler meşgul değil tükenmiştir, yorgundur – ayakta uyuyacak kadar yorgun.



Meşguliyeti nedeniyle ağlayıp sızlayanlar neredeyse her zaman bu meşguliyetlerini kendileri yaratırlar: işleri, gönüllü olarak üstlendikleri yükümlülükleri, dersleri ve çocuklarının aktiviteleri. Kendi hırsları, dürtüleri ve kaygıları yüzünden, meşguliyete bağımlı oldukları için meşguldürler. Meşgul olmadıklarında, serbest zamanları olduğunda karşılaşacakları boşluktan ürküyorlar.



HERKES ÇOK MEŞGUL

Neredeyse tanıdığım herkes çok meşgul. Çalışmadıkları veya işlerinde yükselmelerine yardımcı olacak bir şey yapmadıkları zaman suçlu ve endişeli hissediyorlar. Arkadaşlarına ayırdıkları zaman ise bütün sınavlardan yüz alan öğrencilerin CV'lerinde güzel gözüksün diye gönüllü çalışmalarına benziyor.


Geçenlerde bir arkadaşıma “Bu hafta bir şeyler yapmak ister misin?” diye yazdım. Verdiği yanıt ise “Çok zamanım yok ama bir şeyler olacaksa haber ver, bir iki saatliğine işi ekip gelebilirim” oldu. Bu hafta içinde gerçekleşme ihtimali olan bir etkinlikten bahsetmediğimi, yazdığım şeyin başlı başına bir buluşma daveti olduğunu açıkça belirtmek geldi içimden. Lâkin meşguliyeti sürekli artmakta olan bir gürültü kaynağı gibiydi, aramızdaki iletişimi engelliyordu. Anlaşabilmemiz için birbirimize bağırmamız gerekiyordu ve ben de ona geri bağırmaktan vazgeçtim.



ÇOCUKLAR DA ÇOK MEŞGUL

Günümüzde çocuklar bile meşgul. Okul içinde ve dışında bütün günleri yarım saatlik programlara varana kadar ayarlanmış durumda. Günün sonunda eve ebeveynleri gibi yorgun dönüyorlar. Çalışan anne babaların çocuklarına ev anahtarlarını verdiği, çocukların okuldan çıkıp evlerine ve mahallelerine dönerek 3-4 saat özgürce oynadığı nesildendim. Okul sonrası geçireceğim zaman programlanmamıştı. Ben de keyfime göre ansiklopedi okuyor, animasyon yapıyor, sokakta arkadaşlarım oynuyordum. Bu şekilde geçirdiğim zaman hayatımın geri kalanı için önemli ve işe yarayan yetenekler, içgörüler kazandırdı bana. Dilediğim gibi geçirdiğim bu saatler hayatımın geri kalanını nasıl yaşamak istediğimle ilgili bir model oldu benim için.


BİRBİRİMİZE KOLEKTİF 

DAYATMALARIMIZ
Bu histeri hayatın gerekli ve kaçınılamaz koşulu değil, aksine tercih ettiğimiz, boyun eğdiğimiz bir durumdur. Bir süre önce yükselen kiralar nedeniyle kenti terk etmek zorunda kalan ve şimdi Fransa'nın güneyinde bir köyde yaşayan bir arkadaşımla Skype üzerinden görüştüm. Kendisini yıllardan sonra ilk defa mutlu ve rahat olarak tanımlıyordu. İşlerini yine yapıyor, ancak bunlar bütün gününü ve beynini tüketmiyormuş. Kendini tekrardan gençliğinde, öğrenciliğinde gibi hissettiğini anlattı – akşamları arkadaşlarıyla kafelere gidiyormuş. Hatta bir erkek arkadaşı bile olmuş (New York'taki ilişkiler için “Herkes çok meşgul ve herkes 'daha iyi' birisini bulabileceğini düşünüyor” demişti bana). Kendi kişiliğinin bir parçası olduğunu düşündüğü hırslılık, depresiflik, huysuzluk ve huzursuzluğun çevresinin bozucu etkilerinden kaynaklandığını anlamıştı. Aslında hiçbirimiz böyle yaşamayı istemeyiz, kimsenin trafikte beklemek veya liselerdeki gaddarlık hiyerarşisinin bir parçası olmak istemediği gibi. Aksine, bunlar birbirimize kolektif olarak dayattığımız şeylerdir.



Meşguliyet bir tür varoluşsal sigorta, boşluğa karşı bir set görevi görüyor; eğer meşgulseniz, her saatiniz programlanmış ve doluysa, size sürekli ihtiyaç duyan birileri varsa hayatınız saçma, aptalca veya anlamsız olamaz. Maalesef bu sahte vazgeçilmezlik durumunun arkasındaki gerçeği görmek, bunun yapısal bir kendini kandırma hali olduğunu fark etmek epey zor.



Günümüzde gittikçe artan sayıda insan somut, elle tutulur bir şey üretmiyor. Bu yüzden bu yapmacık meşguliyet ve tükenmişlik halinin, insanların şu hayatta yaptıklarının kimsenin umurunda olmayan şeyler olduğunu gizlemekten başka bir işe yaramadığını düşünüyorum.



TUTKULU BİR TEMBELİM

Ben meşgul bir insan değilim, tanıdığım en tutkulu tembel olduğumu söyleyebilirim. Çoğu yazar gibi, yazmadığım tek bir günde bile yaşamayı hak etmeyen günahkâr bir serseri olarak hissediyorum. Bir yandan da günde 4-5 saat çalışarak bu dünyada bir gün daha geçirmeme yetecek bir para kazanabileceğimin farkındayım. En güzel sıradan günlerimde sabahları yazar, ardından uzun bir bisiklet turuna çıkar, öğleden sonraları ayak işleri yapar ve akşamları da arkadaşlarımla görüşür, kitap okur veya film izlerim. Bence bu, yaşamak için makul ve hoş bir gün. Ve eğer beni arayıp görüşmek istediğinizi söylerseniz meşgul olduğumdan, planlarımdan bahsetmek yerine “Ne zaman?” derim.


Ancak, sadece geçtiğimiz bir iki ay boyunca profesyonel zorunluluklar nedeniyle sinsice meşgul olmaya başladım. İlk defa beni davet eden insanlara doğrudan çok meşgul olduğum için katılamayacağımı söyleyebiliyordum. İnsanların neden böyle demekten keyif aldığını anlamaya başladım: kendinizi önemli, rağbet gören ve el üstünde tutulan bir insanmış gibi hissettiriyor. Buna rağmen meşgul olmaktan nefret ettim. Her sabah e-posta kutum, bana yapmak istemediğim işleri yapmamı söyleyen, çözmem gereken sorunlar getiren e-postalarla doluyordu. Her geçen gün artarak daha da katlanılmaz hale gelen meşguliyetimden uzaklaşmak için kenti terk ettim ve bu satırları yazdığım gizli adrese geldim.



DÜNYANIN AKIŞINA DAHİL OLMALI

Burada beni taciz eden yükümlülükler yok. Televizyon yok. E-postalarıma bakmam için uzaktaki bir kütüphaneye gitmem gerekiyor. Haftanın büyük bir kısmını tanıdığım tek bir insan görmeden geçiriyorum. Burada düğünçiçeklerinin, sünelerin ve yıldızların ne olduğunu tekrar hatırladım. Okudum. Ve aylardan sonra ilk defa gerçekten bir şeyler yazdım.


Dünyanın akışına dahil olmadan hayat hakkında yazacak bir şey bulmak nasıl imkansızsa, tekrardan bu akıştan kopmadan yazacak şeyin ne olduğuna ve bunun nasıl yazılması gerektiğine karar vermek de imkansız.



Boşluk, aylaklık sadece bir tatil değil aynı zamanda bir zaruret. Yani örneğin D vitamini vücudumuz için nasıl bir gereklilikse boşluk da beyin için aynı şekilde gerekli. Yokluğunda zihinsel sorunlar baş gösterir. Aylaklığın getirdiği sessizlik ve açık alan, hayattan dışarı bir adım atıp bütünü görmemizi, sıra dışı ve beklenmeyen bağlantılar kurmamızı, yaz ortasında ilhamın vahşi yıldırımlarını beklememizi sağlar. Paradoksal olarak, aylaklık, herhangi bir işi iyi yapmak için şarttır. ABD'li roman yazarı Thomas Pynchon “Yaptığımız işin özü genellikle aylak aylak düşünmektir” demişti miskinlikle ilgili makalesinde. Arşimet'in küvetteki evrakası, Newton'ın elması ve daha birçok örnekte görebileceğimiz gibi tarih boş boş otururken ve hayal kurarken gelen ilham hikâyeleriyle doludur.



“Geleceğin hedefi tam istihdam değil tam işsizliktir, böylece sürekli oyun oynayabiliriz. Mecvut sosyo-ekonomik düzeni yıkmaya işte tam da bu yüzden ihtiyaç duyuyoruz.” Bu sözlerin ot içen bir anarşistin zırvalamaları diye olduğunu düşünebilirsiniz – ancak bunu söyleyen, scuba-diving ve langırt oyunları arasındaki boş vaktinde Childhood's End kitabını [Ç.N.: Bu kitap Türkçe'ye Son Nesil olarak çevrilmiştir] yazan ve günümüzün iletişim uyduları çok önceden hayal eden Arthur C. Clarke'tı.



ÇALIŞMAK YERYÜZÜ İÇİN CEZADIR



İŞarkadaşım Ted Rall bir köşe yazısında geliri işten bağımsız kılmamız ve her yurttaşa bir maaş garantisi vermemiz gerektiğini yazmıştı. Bugün kulağa deli saçması olarak gelse de önümüzdeki yüzyılda kürtaj veya oy hakkı gibi evrensel bir hak haline geleceğini düşünüyorum.



Püritenler çalışmayı bir erdem, iyi ahlakın bir parçası haline getirdiler – oysa unuttukları şey, Tanrı'nın çalışmayı bir ceza olarak yeryüzüne göndermesiydi.


Belki de herkes benim gibi davransa dünyanın çivisi çıkar. Lâkin ben ideal insan yaşamının benim aykırı aylaklığım ile dünyanın geri kalanının bitmeyen çılgın aceleciğinin arasında bir yerde yattığını düşünüyorum. Benim rolüm sadece çocukluğunuzda evde çalışırken camınıza çakıl taşı atıp, bağırarak sizi sokağa oynamaya davet eden çocuk gibi 'kötü' bir çağrıda bulunmak. Benim azimli aylaklığım bir erdemden çok bir lüks. Ama ben bunu bilinçli bir tercih sonucunda gerçekleştirdim: Yıllar önce zamanı paraya tercih etme kararını aldım. Çünkü bu dünyada geçireceğim sınırla zaman ile yapabileceğim en iyi yatırım, bu zamanı sevdiğim insanlarla geçirmek. Bir gün ölüm döşeğimde bu kararımdan pişman olma, “keşke daha fazla çalışsaydım” deme ihtimalim de var. Ancak ben o sırada pişman olmaktansa “keşke Chris ile bir bira daha içebilseydim, Megan ile uzun bir sohbete daha dalabilseydim ve Boyd ile son bir defa kahkaha atsaydım” diyeceğimi düşünüyorum. Hayat meşgul olmak için çok kısa.

TIM KREIDER 






Gnac - Biscuit Barrel Fashion (Poptones, 2001)


Limit Doldu / "limit has been reached"



Limited Download: 21

.

.

Öpücük