0 com

Zarasai - Place Muzik (Sangoplasmo Records, 2011)




Evde keyifli bir akşam yemeğindeydik. “Her şey bir anda değişebilir” dedi konuklarımdan biri. Daha yaşlı olan gülümsedi: “Doğru, ama hangi an?”, “Ah, o anı bir bulabilsek!” diye iç çektim ben. Sohbet, hayattaki bazı unutulmaz anlara kaydı sonra. Tanıdık kişiler, bildik şehirlerden söz edildi. Şarabın sonuna ve tatlıya gelindiği zaman kapsamlı bir dünya turu yapmış durumdaydık. Dünyanın değişik ülkelerinde aynı insanları tanıdığımızı, aynı yerlerde benzer duyguları hissettiğimizi keşfetmek hoştu.
Zaman üzerine düşüncelere daldım konuklar gittikte sonra. Geçen yazı düşündüm örneğin. İçimdeki delici acıyı, hayatımı saran hüzün bulutunu... Hâlâ kalbimi kırsalar bile, şimdilerdeki uzaklıkta çok farklı görebildiğim pek çok ayrıntıyı... Diğer yazları düşündüm. Her birinin farklı renklerini, tatlarını,  sonsuza kadar kalacak olan bazı anlarını... Sonra geleceği düşündüm. Bilememenin verdiği kaygının yanı sıra giden bir heyecanla, düşündüm geleceği... Geçmişle başa çıkabilmişsem gelecek de ne getirirse getirsin, o kadar korkulu değil diye bir iyimserliğe kapıldım. İki şeyin bana güç verdiğini fark ettim sonra. Birisi hayatta her şeyin başıma gelebileceğine dair bir kabul ve buna dair bir iç hazırlık. Diğeri ise yalnızlığımla ve ona eşlik eden iç sesimle kurabildiğim güçlü bağ.
Başka şeyler de düşünüyorum şimdi. Hayallerin, idealizmin ve akılcılığın iç içe geçebileceğini örneğin. İçtenliğin, gerçekten kaçmamanın önemini... Duygusallığın ve kırılganlığın hayatı zorlaştırmasına rağmen o kadar da kötü olmadığını...
İnsanın başa çıkamayacağı pek çok ruh hali ve durum var kuşkusuz. Dışarıdan yöneltilen türlü türlü zulüm mesela. Kurumlar ya da bireylerden gelebilecek acımasızlık ve kötülük... İnsanın hayatını karartan önyargılar, yanlış anlaşılmalar, görmezden gelinmeler... Kabarık bir liste oluşturulabilir.
Önemli olan bütün bunların varlığının kabulü ve bunlarla başa çıkabilecek zeka, beceri ve dirence sahip olmak galiba... Hayat, acı-tatlı sürprizlerini getirebilecektir.
Yaşadıkça pek çok şeye karşı bileniyor insan. Eskiden beni yataklara düşürebilen gönül kırıklıkları yok artık... Hayretle görüyorum bunu... Şaşırmıyorum mesela eskisi gibi... Sonra pek çok şeyi hiç de üstüme alınmıyorum. Birçok insandan bize gelen bir davranış, bizden çok o insanın kendiyle ilgili çünkü... Bizim için kurulduğunu sandığımız bir cümle aslında cümleyi kuranla ilgili. Bazı insanlar bizi çok sevip beğeniyorken bir diğerleri aynı bizi hiç sevmeyip beğenmiyorlarsa bu bizden çok onlarla ilgili bir durum değil midir? Her şey bir anda değişebilir ama o an aslında sonsuz anların toplamını içinde taşıyan bir an değil midir? Ayrıca, yaşadığımız her an, böylesi anları biriktirmekle ilgili değil midir?
Bazen son yıllarda edindiğim bir tutumu sorguluyorum. Her şeye geçiciymiş gibi davranıyorum örneğin... Sonsuz ve koşulsuz bağlanmalardan kaçınıyorum. Uçucu zamanların dikey derinliğiyle ilgileniyorum daha çok da. Lineer bir zaman algısından uzaklaştım artık. Her şey her an bitebilir, herkes her an gidebilirin gizli kabulünü taşıyorum içimde. Birisi beni ölene kadar seveceğini söylüyor. Hoşuma gidiyor bu, yalan olduğunu bilsem de... Bu ana sunulmuş bir armağan gibi kabul ediyorum daha çok böyle bir cümleyi...
Sonuna kadar kendimleyim. Emin olduğum tek birliktelik bu... O yüzden iyi bakmak istiyorum kendime... Yaralanmaktan kaçamayacağım biliyorum. İyileşmeyi de biliyorum ama..
Tut ki herkes gitmiş. Kendimle, iç sesimle var olabilmeliyim. En tepelerdeyken en diplere inebileceğimi, her şeyin hayata ve insana dair olduğunu bilebilmeliyim.
Her şey bir anda değişebilir. Doğru bu... Ama gökten zembille inmiş bir an değildir bu... Geçmişte işaretleri vardır mutlaka.
Kavurucu bir yaz günü daha başlarken içimden geçenler bunlar. Bir dokunsam mutluluk, bir dokunsam mutsuzluk biliyorum bunu... Bir dokunsalar mutluluk, bir dokunsalar mutsuzluk. Bunu da biliyorum.
Elimden geldiği kadar mutluluk için dokunacağım hayata... Mutsuzluk da gelirse hoş gelmesin, fazla durmayıp çabucak gitsin.
Yeni bir güne kavuşmak az şey mi? Değerini bilmek gerek. Her şey bir anda değişebilir. Kim bilir, belki de çok yakındır böyle bir an...

Neşe Yaşın /  2012 / BirGün





Zarasai - Place Muzik (Sangoplasmo Records, 2011)
Limit Doldu / "limit has been reached"


 A1Zarasaitis15:00
B1Daina, Ežerėnai, Ditkūnų15:00


Limited Download: 15
0 com

Brian - We Close 1-2 (Elefant Records, 1999)


Düğme

Hayatta zor anlar vardır. Geçen hafta düğmemin koptuğu an da bunlardan biriydi. Dikiş dikmeyi beceremem. Hiç öğrenemedim. Üstelik meret bu sefer en olmayacak yerde, en olmayacak şekilde koptu. Öyle kalabalık bir otobüsteydim ki, nereye uçtuğunu bile göremedim.

Neyse ki Beşiktaş kara suları içindeydim. Beşiktaş’ta biliyorsunuz denizaltı bile arasanız var. Öyle bir semtimizdir yani. Bence yasaklanmalı. Çünkü insanı her şeye çare bulunabileceği yolunda yanlış fikirlere sevk ediyor.

Bu sefer çareyi nerede bulabileceğime dair bir fikrim vardı. Ne aradığını bilen insanların kararlılığı ile yürümem beklenirdi aslında. Ama elbisemin düğmesi çok biçimsiz bir yerden kopmuştu. Onun için sırtımı duvara vererek mesleğe o gün başlamış bir gizli ajan edasıyla hedefe doğru sinsi sinsi ilerledim.

Tuhafiyecide beni tuhaf bir kadın karşıladı. İnsan işine ancak bu kadar yakışır, diye düşündüğümü hatırlıyorum. “Düğmeniz kopmuş,” dedi makyajla irileştirilmiş gözlerini daha da açarak. Bir şeye baktığında önce eksikleri fark eden insanlara pek güvenmem. Bilgisi gözle görünen şeylerle sınırlı pratik kişilerdir bunlar. Bu kadın da öyle birine benziyordu. Kopmuş düğme meselesine parmak bastıktan sonra, “bacaklarınız çarpık, saç kesiminiz berbat, ha bir de kaşlarınız birbirine fazla yakın” demesini bekledim.

Ama o hızla bir takım kutuları raflardan indirmeye başladı. Onları bir süre dalgın dalgın karıştırdıktan sonra, bana bir düğme uzattı. Evet, belki bir teorisyen sayılmazdı, ama işinin ehli olduğunu teslim etmek gerekiyordu. Düğmeyi eliyle koymuş gibi bulmuştu. Çünkü muhtemelen eliyle koymuştu. Fakat böyle şeylere pek de takılmamak lazım aslında.

Önemli olan düğmenin bulunmuş olmasıydı. Hemen oracıkta dikmek istedim. Dükkan fazla kalabalıktı. Çıkmak için can atıyordum. “Soyunmadan olmaz,” dedi kadın yine gözlerini açarak. Bu sefer gerçekten korkmuş gibi görünüyordu.

Telaşımdan en basit şeyi akıl edememiştim. İlik öyle ters bir yerdeydi ki, elbiseyi çıkarmadan düğmeyi dikmem mümkün değildi. Çinli bir jimnastikçi olsaydım belki. Ama değildim. Tuhafiyeci kadın da bunun farkındaydı. Sürmeli gözler kısılıp beni küçümseyerek süzdüler. Teori falan bir yere kadar, der gibiydiler. İnsanın pratik zekası olmayınca böyle apışıp kalırdı işte. Ben kendimi ne zannediyordum?

Yaptığım aptallıktan öyle utanmıştım ki, çengelli iğne istemek bile aklıma gelmedi. Düğmeyi cebime koydum. Yenilmiştim. Kabul etmek gerekiyordu. Parayı tezgahın üzerine bırakıp kapıya doğru yürüdüm.

Fakat tam o sırada, kırlaşmış saçlarını “a la garson” modeli kestirmiş bir teyze beni kemerimden yakalayıverdi. Ne olduğumu anlayamadan, kendimi neredeyse kadının kucağında buldum. “Dur gitme, ben dikerim,” dedi bana. Sesinde bir görmüş geçirmiş bir subayın otoritesi vardı. Tuhafiyeci de bunu hissetmiş olacak ki, isteksizce iğneyi ipliği hazırladı. İki dakika içinde düğmem dikilmiş, kriz çözülmüş, hayat yeniden normale dönmüştü.

Otobüste yeni dikilmiş düğmemi elimle yoklarken, bu küçük olaydan neden bu kadar etkilendiğimi düşündüm. Dalgacı halim uçup gitmişti. Hatta bir yavaşlık gelmişti üzerime. İnsanın beyni kimi anıları çekip çıkarmak için yüksek devirde çalışmaya başlayınca bazen olur bu. Hareketleriniz ağırlaşır.

Teyzenin buyurgan sesinde, düğmeyi dikerken beni evirip çevirmesinde, kıpırdanmamam için ikaz edişinde tanıdık bir şey vardı. Unuttuğumu sandığım bir yakınlıktı bu. Çocukken pantolonumun dizi yırtıldığında, astarım söküldüğünde ya da cebim delindiğinde (hep tıka basa doldurduğum için bu sonuncusu çok sık olurdu) annem ya da anneannemin beni önlerine oturtup sökülen yeri nasıl onardıklarını hatırladım.

Annem bu alışkanlığı ben yetişkin bir kadın olduktan sonra da sürdürdü. Direnir gibi yapsam da, bu dikiş teranesi aslında hoşuma giderdi. Anneme fiziksel olarak yakın olabildiğim nadir anlardan biriydi. İşi bittikten sonra o sırtımı okşayarak “hadi bitti, kalk bakalım” derdi, ben de bazen lafı uzatır onun dizinin dibinde azcık daha oyalanırdım. Artık kaybedilmiş bir çocukluğun sıcaklığında biraz daha durabilmek için.

Çocukluk denen şey en nihayetinde anne hasreti değil midir?

Benim hasretim de tuhafiyecideki teyzenin temasıyla uyanıp başını kaldırmıştı. Düğmem dikilirken belli ki başka dikişler açılmıştı. Çoktan unuttuğumu sandığım dikişlerdi bunlar.

Annemin tamir edebileceği dikişler. Burada olsaydı eğer.


Meltem Gürle / 13. 05. 12 / BirGün gazetesi





Brian - We Close 1-2 (1999)

 A1We Close 1-2
A2Cabaret Band (Demo)
B1Light Years
B2Under The Floorboards


Limit Doldu / "limit has been reached"


Limited Download: 21
0 com

Lucrate Milk - Nepla Relou

0 com

Akosh Szelevényi & Gildas Etevenard - Erem (2011)


Alçak Dünya yörüngesi (ADY), genellikle Dünya yüzeyinden yukarıya 2,000 km kadar uzanan mevkiî olarak tanımlanır. Yaklaşık 200 km aşağıda nesnelerin hızlı orbital çürümesi göz önüne alındığında, ADY için genel kabul görmüş tanımı; İrtifası 160–2,000 km (100–1,240 mil) arasında değişen Yer merkezli yörüngelerdir.
Apollo projesindeki ay uçuşlarındaki istisnai durum dışında, bütün insanlık uzay uçuşlarının hepsi ya Alçak Dünya yörüngesi ya da yarı-yörünge üzerinden yapılır. ADY içinde gerçekleşen uzay uçuşları içerisindeki irtifa rekoru 1,374.1 km ile Gemini 11 e aittir.

ADY deki nesneler, yörünge yüksekliğine bağlı olarak, termosfer (yaklaşık 80-500 km) ve ya ekzosferdeki (yaklaşık 500km ve üzeri) gaz formundaki atmosferik sürükleme ile karşılaşırlar. Alçak Dünya yörüngesi, Dünya çevresinde, atmosfer ile Van Allen radyosyon kuşağı iç bölgesi arasındaki yörüngedir. Bu yörüngede yüksekliik genellikle 300km den daha az değildir çünkü atmosferik sürüklenmeye karşı daha az bir yükseklik elverişsiz olacaktır.
Ekvatoral alçak yörünge, Alçak Dünya yörüngesinin bir alt grubudur.







 Akosh Szelevényi (Tenor Saxophone, Clarinet, Harmonium, Gongs, Bells, Voice)
Gildas Etevenard (Drums, Gongs, Percussion)


Akosh Szelevényi & Gildas Etevenard - Erem


limit has been reached


limited:36 
0 com

Thrones + Behead The Prophet NLSL – Split (Voice Of The Sky, 1998)



Salem köyüdeki papaz evi, 19. yüzyılda fotograflanmış

1692 yılında Salem köyünde yaşayan Papaz Samuel Parris'in 9 yaşındaki kızı Betty Parris ve (kızının da kuzeni olan) 11 yaşındaki yeğeni Abigail Williams, Beverley dolaylarında vaizlik yapan John Hale, tarafından "çok güçlü sara krizi ya da etkin doğal afet" olarak adlandırlan ruhsal sarsıntıyı geçirmeye başladılar.Köyün eski vaizi Deodat Lawson'ın görgü tanıklığına göre; kızlar bağırıyor, eşyaları fırlatıyor, garip sesler çıkarıyor, yerlerde sürünüyor ve kendilerini anormal şekillere sokuyorlardı. Kızlar iğnelerin vücutlarında açtığı yara ve deliklerden de şikayetçiydi. William Griggs olduğu tahmin edilen bir doktor, kızlarda fiziksel rahatsızlığa dair bir işaret bulamamıştı. Bir süre sonra, köyde yaşayan başka bir genç kadının da benzer davranışları göstermeye başladığı öğrenildi. Lawson'un Salem Köyü misafirhanesinde verdiği vaazlar artık acılı serzenişler ile kesilmeye başlamıştı.
Sarah Good, Sarah Osborne ve Tituba. 'dan oluşan üç kişi Betty Paris, Abigail Williams, 12 yaşındaki Ann Putnam, Jr. ve Elizabeth Hubbard'a ızdırpap ve acı vermek iddiası ile suçlanıp tutuklandılar.

Sarah Good yoksuldu. Yemek ve barınak için komşularından yardım istemiş ve dilencilik yapmış biriydi, daha sonra ise Sarah Osburne'un resmi hizmetçisi olmuştu. Sarah Osburne ise kilise toplantılarına çok nadir katılması ile bilinirdi.Tituba ise Püritan'lardan farklı etnik kökene sahip bir köleydi ve suçlamalar için açık bir hedefti. Bu kadınların hepsi de büyücülük suçlamaları için "olağan şüpheliler" tanımına uyuyordu. Zaten kimse de onların arkasında durmadı. 1 Mart 1692'de büyücülük suçlaması ile yerel sulh hakiminin karşısına çıktılar. Birkaç gün süren sorgularının ardından hapishaneye gönderildiler.

Mart ayında suçlamalar; Martha Corey, Dorothy Good (tutuklama esnasında hata yapılarak Dorcas God olarak anıldı), Salem Köyü'nden Hemşire Rebecca ve Ipswich dolaylarından Rachel Clinton isimlerine de yöneltildi. Martha Corey kadınların suçlanmasındaki yersiz şüpheciliğe karşı düşüncelerini kendini örnek göstererek dile getirdi.O'nun ve hemşire Rebecca'nın alacağı cezalar topluluğu da yakından ilgilendiriyordu, çünkü Martha Corey ve Hemşire Rebecca Salem Köyü'ndeki kilisenin tam bir müdavimiydi. Eğer böylesi namuslu insanlar cadı olabiliyor ise herkesin cadı olabileceği fikri uyanabilirdi. Bu halde kilise üyeliğinin de suçlamalara karşı bir güvenlik getirmiyor olduğu söz konusu edilirdi. Sarah Good'un kızı Dorothy Good sadece 4 yaşında olmasına rağmen sorgulandı ve yanıtları annesinin cadılık ile ilişkilerini kanıtlayan birer itiraf olarak değerlendirildi. Mart ayının sonunda, Ipswich'de yaşayan Rachel Clinton da Salem Köyündeki olaylara ilişkin alakasız suçlamalar ve büyücülük nedeni ile tutuklanıyordu





Limit Doldu / "limit has been reached"

Tracklist:


A1 Thrones – Blackblade
B1 Behead The Prophet NLSL – Hot Rails To Hell
B2 Behead The Prophet NLSL – Strange Electricity
B3 Behead The Prophet NLSL – I've Got The Time



Limited Download / Sınırıtırt: 32
1 com

The Thieves - Soul Thief 12'' EP (Planetarium, 1989)




2 Ekim 1992 - Ege Denizi'nde yapılan "Kararlılık Gösterisi 92" adlı NATO Tatbikatı sırasında Amerikan Saratoga gemisinden atılan iki adet sea sparrow füzesinin Türk Deniz Kuvvetleri'ne ait TCG Muavenet muhrib'ini vurması sonucu, 5 denizci öldü.





Limit Doldu / "limit has been reached"


Limited Download / Sınırlar: 57
0 com

Tram - Heavy Black Frame (Piao! 1999)



Kolektif depresyon sessizliği

İnanmayacaksınız ama bir süredir içimde kelimeler bitti. Uzun bir suskunluk arzusu taşıyorum. Üstüme doğru gelen onca bilgi, onca haber, onların oluşturduğu sayısız duygu ve bütün bunların beni sürükledikleri değişken ruh hallerinden yoruldum galiba...

Böyle kelimelerden sıkılmış bir günümde yazı yazmak için bilgisayar başına oturunca aklıma John Cage’in 4’ 33’ adlı sessizlik performansı geldi. 1952 yılında müzisyen John Cage herkesi şaşırtan bir sessizlik bestesi ile çıkmıştı izleyicilerin önüne... Bu şaşırtıcı bestenin sonraları çok tartışılan ve müzik tarihine mal olan ilk performansı David Tudor tarafından 1952 Ağustos’unda Woodstock, New York’ta gerçekleştirilmişti. Tudor sahneye çıkarak piyanonun başına oturmuş ve kapağı kapatarak parçanın başladığını işaret etmişti. Bir süre sonra, birinci bölümün sonunu ifade etmek için kapağı açıp kapamış ve bu hareketini ikinci ve üçüncü bölümler için de tekrarlamıştı. Parça boyunca Tudor tek bir nota bile çalmamış, kasıtlı bir ses çıkarmamış ve bir kronometre tutarak sadece nota kağıtlarını çevirmişti. Bu performansın yarattığı büyük tartışmanın ardından şöyle demişti John Cage:

“Bir noktayı kaçırdılar. Sessizlik diye bir şey yoktur. Sessizlik diye düşündükleri şey rastlantısal seslerle doluydu, ancak onlar dinlemeyi bilmiyorlardı. Birinci bölüm boyunca dışarıdaki rüzgârın kımıltılarını duyabilirdiniz. İkincide, yağmur taneleri damda pıtırtıya başladı. Üçüncüdeyse insanlar bu kez kendileri konuşmaya, dışarı çıkmaya ve bu sırada türlü, ilginç sesler çıkarmaya başladılar.”

John Cage kadar sanat cesareti taşısam ya da Tarık Günersel gibi bir tarzım olsa bu hafta boş bir köşe sunmak isterdim size. O boşluğa bakıp düşünmeniz için... O düşünceler sizi şaşırtan beyazlığı ne güzel doldururdu kim bilir?

İçimde kelimeler tükendi dedim ya, bunun üzerine düşünüp duruyorum şimdi... Gündemi, haberleri filan takip etmek istemiyorum bir süredir. Geçenlerde yazmakta olduğu gezi kitabı için benimle söyleşi yapan Amerikalı yazara da öyle dedim. “Bana Kıbrıs müzakerelerini soruyorsunuz ama ben onlarla ilgilenmiyorum ki. Bir şirket kurma pazarlığını andıran bu toplantılar en baştan içimi acıtıyor. Bir ülkenin geçmiş yaralarını iyileştirme, yeni bağlar kurup barışma, ülkenin insanlarının da aktif katılımıyla oluşacak bir barış süreci, yeni bir hayat tahayyülü göremiyorum. Buna bezginlik diyebilirsiniz ama benim için adı sadece sessizlik. Bu rahatsız edici gürültüye, ait olmadığım anlayışa ve dile katılmadan yeni yollar arama çabası...”

Birileri bunu bir çeşit sinizm, sorumluluktan kaçma kaypaklığı olarak görebilecektir ama hayat, ta çocukluktan itibaren bize alıştırıldığı gibi sadece Kıbrıs Sorunu demek değil. Aslında Kıbrıs Sorunu da görüşmeler demek değil. İki insan arasında da bir mikro modelini görebileceğimiz bazı gerilimler, duygular, korkular, ihtiraslar, yıkıcılığa ve yapıcılığa dair dürtüler ve insan olmaya dair her türlü durumla ilgili...

Çok acılar yaşanmış, ölen ölmüş giden gitmiş ama yine de hayat sürüyor. Geçmişin onca ağırlığını ve geleceğin belirsizliğini taşıyarak sürüyor ama... Geçmişle yüzleşilip bir gelecek projesine sahip olunmadan düze çıkmak mümkün mü?

Belki de en baştan yanlış olanı düşünmek lazım. Sistemin kendisi barışı inşa edebilecek bir sistem değil ki... Sistemin yarattığı insan tipi barışı kucaklayacak bir insan tipi değil ki... Kıbrıs sorunu bir kapitalizm sorunudur. Aslında mesele bu kadar basit... Ve bir o kadar da karmaşık…

Taraflar kendi çıkarlarını en iyi şekilde korumak savıyla oturdukları o masalarda bizim ülkemize ve geleceğimize dair kurduğumuz romantik hayallerle ilgili değiller. Bu ülke zaten bizim filan da değil.

Ara Bölge’de yürüyordum Downer’in çok beklenen basın toplantısı öncesi… Rastlayıp sohbet ettiğim herkesten de hissettiğim bu oldu. Kolektif bir depresyon yaşanıyor sanki. Belli ki yalnız değilim.

Hem kelimelerden bıktığımı söyleyip hem de yazı boyunca yaptığım bunca ukalalıktan sonra benden bir Pazar günü hayata dair dişe dokunur kelimeler bekleyen sizlere şunu söylemek istiyorum.

Yazı masumiyetini çoktan yitirmiş, pek çok yazar çoktan teslim olmuş. Kelimeler daha çok da bizi kandırmak, gözümüzü boyamak için iş başında...

Bunca kirlenmişlik içinde size sunabileceğim sadece içtenliğim. Bu dünya fena halde canımı acıtıyor her zamanki gibi. Hayatı seviyorum; hem de çok... İyi ve güzel zamanların, bunca kirlenme ortasında kendini korumaya çalışan insanların değerini biliyorum; o başka...

Sessizliğe ihtiyacım var... Kendimi işitebilmek, yalan korolarına dahil olmamak için. Susma hakkımı kullanmak istiyorum. Rüzgârın, ağaçların, kuşların, böceklerin, dünyanın sesi işitilebilsin diye...


Neşe Yaşın / Birgün Gazetesi / 13 Mayıs 2012





Limit Doldu / "limit has been reached"



Tracklist:


1 Nothing Left To Say
2 Expectations
3 I´ve Been Here Once Before
4 Like Clockwork
5 Home
6 Too Scared To Sleep (Album Version)
7 High Ground
8 When Its All Over
9 Reason Why
10 You Can Go Now (If You Want)



Drums – Nick Avery
Guitar, Bass, Clarinet, Harmonium, Percussion – Clive Painter
Mastered By – Steve Rooke
Piano, Keyboards – Bill Lloyd
Producer – Clive Painter, Paul Anderson
Vocals, Bass – Martine Roberts
Vocals, Guitar, Keyboards, Percussion – Paul Anderson





Limited Download / Sınırd: 28
1 com

PS Stamps Back vs Anal Vissi ‎– Homefucking Is Killing Prostitution (2005)




Kopenhag yorumu, genel olarak fizikçi Niels Bohr'un oluşturduğu kuantum mekaniği ile ilgili görüşler ve ilkeler dizisi. Makro ve mikro durumların ayrı fiziksel ilkelerle inceleneceğini belirtir. Fizikte bilincin (gözlemin) rolünü öne çıkarmasıyla bir devrim niteliğindedir.
Kuantum mekaniğinin başlıca sorunlarından biri, sonucun gözlemci tarafından öğrenilmesinden sonra mı, yoksa cihaz tarafından kaydedilmesinden sonra mı ölçmenin tamamlanmış kabul edileceğidir. Daha sonra da görüleceği gibi, kuantum mekaniğinin Kopenhag yorumuna göre, ölçümün yapılmış olduğunun bilinmesi, gözlemcinin ölçmeden önce var olan bilgisel halinde değişiklik yapar. Yani, bilgi azalmasına neden olur. Gözlemcinin bilgisel halini, gözlemcinin ölçüm süreci sonunda edinmiş olduğu deneye dayalı bilgi belirler. Bu bilgi halleri, gözlemcinin bilgisel haline (öznel) bağlıdır. Bahsedilen ilişkiden dolayı, fiziksel gerçeklikte gerçekleşmiş bir hal ile gerçekleşeceği ileri sürülen hal arasına “öznel gözlemci” faktörü yerleştirilir. Bu öznellikten kurtulmak mümkün değildir. Dünya iki parçaya ayrılır: kuantum varlıkları (olasılık dalgaları) ve klasik ölçüm araçları olan gerçek nesneler. Gerçek nesnelerle, sadece bir ölçüm sonucu bulunanlar gerçek kabul edilebilir. Bunun dışında gerçek hakkında hiçbir şey söylenemez. Elimize deney yapmak için bir atom aldığımızda ve bir süre sonra deneyi yapacaksak, atomun hazırlanmasıyla deneyin yapılması arasında geçen sürede, atom hakkında, şu ya da bu doğrudur demek mümkün değildir. Sadece atomu doğrudan gözlemlediğimiz/ölçüm yaptığımız zaman anında sistemde “çökme” oluştuğundan, ancak o durumdan sonra gerçeklikten bahsedebiliriz.












limited: 26
2 com

Ychorus Volume 3: COCTEAU TWINS saygı gecesi!





Kulak kabartanları kabartan paylaşım, yardım ve yataklık parkı Ychorus, şaşkınlıkla sunar: Cocteau Twins gecesi!

Ychorus Volume 3: Efsanevi ilk albümleri Garlands'ın üzerinden tam 30 yıl! geçen İskoçya'nın en nadide hint kumaşlı işitsel projesine dair bir saygı gecesi. Kurulduklarından bu yana yüzlerce gruba ilham, binlerce varlığın da hayallerinin fon müziği olan Shoegaze, Dream Pop, Post Punk taşeronlu kült Indie güzelliği Cocteau Twins'e özel gerçekleşecek olan böyle özel bir geceye, yine özel setup'sal durumlarıyla eşlik edecek olan billur gibi akışkan gruplarımız ise;

Toz ve Toz & She Past Away(Volkan Caner) & Cihan Cinemre(Motorr Moose)

DDR(Can Batukan) & Sara Deniz Baydur & Gökhan Atamal

Kutu

Vector Hugo



Gece de, başımızın ve kulaklarımızın taçlarını oluşturacak oluşumlarımız, ilk ve belki de son kez böyle farklı bir hale bürünüp belleğimizi kazıtacaklar ve anıllarımızı dallandırıp, budaklandıracaklardır. Anladığınız üzere; şahitliğinize ihtiyacımız... gerisini siz anladınız.

Süt end öpücük. 



0 com

Emir Emre - Fragments (Muzik Hayvani, 2011)



Kadın Sünneti

Üç türü bulunmaktadır:
  • 1. Tip: Prepusla birlikte klitorisin bir kısmının veya tamamının kesilmesi
  • 2. Tip: Klitoris, prepus ve çevredeki küçük ve bir kısım büyük dudakların kesilmesi
  • 3. Tip: Klitoris ve prepus ile birlikte küçük ve büyük dudakların neredeyse tümüyle kesilmesi, açık yaranın dış çeperlerinin biraraya getirilerek yaranın tümüyle dikilmesi, sadece idrar ve aybaşı kanamasının akabileceği ve ancak küçük parmak genişliğinde olan bir açıklık bırakılması.
Daha çok kadınlarda peygamber sünneti denilen 1. ve 2. tip sünnetler uygulanır. En tahripkar olan ve firavun sünneti adı verilen 3. tip kadın sünneti %10 ile %20 arasında bir oranda, genelde Doğu Afrika'da uygulanmaktadır.

İslâm'da kadın sünnetinin yeri hakkında âlimler arasında tam bir görüş birliği yoktur. Şafii mezhebi vacip, Hanefi ve Maliki mezhepleri sünnet, Hanbeli mezhebi ise müstehap olduğunu ifade etmişlerdir. Temel dayanak olarak iki hadis bulunmaktadır. Ebu Davud'da yer alan ve Ümmü Atiyye el-Ensariyye'den aktarılan hadise göre: "Bir kadın Medine'de kızları sünnet ederdi. Resulullah (sav) (kadını çağırtarak) kendisine 'Derin kesme. Zira derin kesmemen kadın için daha çok haz vesilesidir, koca için de daha makbuldur' diye talimat verdi. Sahih-i Müslim'de yer alan ve Aişe bint Ebu Bekir'den aktarılan hadise göre: "Resulullah (sav) buyurdu ki 'Erkek dört şube (kadının kolları ve bacakları) arasına oturup, iki sünnetli kısım birbirine dokundu mu gusül lâzım olur. 16. yüzyıl Hanefi muhaddislerinden Aliyyü'l Kârî'ye göre kadınların sünnet edilmesi "Kadının yüzünü taze kılar ve güzelliğini arttırır. Şehveti teskin eder, cimayı lezzetli ve câzip kılar, kocanın karısına karşı sevgisini arttırır. İslâm dünyasının saygın âlimlerinden Yusuf el Karadavi ülkesi Mısır'da kadın sünnetinin yasaklanmasına karşı çıkmıştır.







Limit Doldu!

Tracklist: 

Intro
Elektrocounvulsive
*Boğaz 953
Wake up
Outro

Emir Emre: gitar, elektronikler
Ertan Şahin: susafon*

www.muzikhayvani.com


Limited Download / Sınırıt: 52




0 com

Arab On Radar - Queen Hygiene II (1997)




Mermercilik

Mermerler klâsik billurlardan oluşmuş taşlardır. Bunlar kalkerlerin ve bazen de dalomitik sıcaklık ve basınç etkisiyle değişikliğe (metamorfizm) uğraması sonunda meydana gelmişlerdir. Mermerlerin bileşimi kalsiyum karbonat ve pek az da kalsiyum ve magnezyum karbonattır.
Tarihi çok eskilere Hellen dönemine rastlayan mermer ocakları Afyon'a 25 km uzaklıkta bulunan İscehisar ilçesinde yoğunluk kazanmıştır. Mîlâdi tarihlerde kullanılan bu mermer ocakları hâlâ işletilmektedir. Eskiden ilkel metotlarla parçalanan taşlar, bugün modern araçlarla (elmas tellerle) kesilmektedir. Böylece bloklar hâlinde çıkartılarak zayiat önlenmektedir.

Antik çağlarda da çıkartılan mermerlerin; karayolu ile Efes antik kentine, oradan da gemiler ile Roma'ya taşındığı; Vatikan ve Roma'da birçok yapıda kullanıldığı ve bu mermerlerin İscehisar'dan gittiği belgelenmiştir.
Mermercilik sektörü, Türkiye'de son yıllarda gelişen, kullanım alanı ve yaygınlığı artan bir konumdadır.
Türk mermerinin içte ve dışta tanınmasıyla mimarîde estetik ve tabiî malzeme olarak kıymeti kavranmıştır. Turistik tesislerin çevre tanziminde, şehirlerde peyzaj mimaride, anıt ve süslemecilikte kullanılmaktadır. Mermer yekpare kullanıldığı gibi, bakır, alüminyum, metal, ahşap, çini, mozaik ve çelikle kullanımı sonucunda da kullanıldığı yere göre tabiî görünüş sağlamaktadır. Turizm sanayini etkilemekte ve aynı paralelde gelişmektedir.

Hediyelik eşya ve el sanatlarında, ocak, lâvabo, mutfak tezgâhı, masa ve masa üstü sehpa (yuvarlak, oval, elips, dikdörtgen, kare asimetrik), süs ve büro malzemesi, satranç takımı, abajur, aplik, avize, saksı, vazo, metalli ve metalsiz sigara küllüğü, şekerlik, fincan, likör takımı, çerçeveler, kurnalar ve daha çok çeşitli eşyalar yapılmaktadır.
Afyon mermerinin tane çapları, damarları ve görünüşleri de yer yer değişiktir. Bu farklara göre taşlara beyaz, pamuk beyaz, beyaz sarı, pembe sarı, gri, menekşe, kaplanpostu, güvercin göğsü ve gök mermer gibi adlar verilmiştir. Bunlar arsında en çok işlenen cinsler Afyon kremi, Afyon sarısı, Afyon sumakisi, Afyon dumankiri, Afyon bulgurlusu ve kaplanpostu çeşitleridir. Bacasız sanayi olarak adlandırılan mermer işlemeciliği her geçen gün gelişmekte, mermer sanayii dallarına, bilinçli bir şekilde yatırım yapılmakta ve beyaz altının değeri artık daha iyi anlaşılmaktadır.mermercilik sektörü son yıllarda ülke ihracatının büyük bölümünü oluşturmaktadır.





Limit Doldu / "limit has been reached"

Tracklist:


Attack On Tijuana
A Kidney Problem
Cop Song
St Patricks Gay Parade
Molar System
Capt Mouth
99c Lipstick
Human Type 2
Rubber Robot



Limited Download / Sınırıt: 42
0 com

Diastereomer - Mothersun / Place 7" (Puppets Records, 1989)


Erkek Sünneti

Yunan mitolojisinde Attis, Kybele'nin sevgilisidir. Ancak Kybele'ye verdiği sözü unutarak Kral Midas'ın kızıyla evlenir. Düğüne Kybele de davet edilir. Düğün sırasında Kibele ile karşılaşan Attis ne yapacağını bilemez. Kybele'ye karşı duyduğu pişmanlıktan ötürü cinsel organını orada keser ve kanlar içinde kıvranmaya başlar. Sevgilisinin böyle acı içinde kıvranmasına dayanamayan Kybele Attis'i bir çam ağacına dönüştürerek ona sonsuzluğu bağışlar.
Pessinus Mabedi'nde Tanrıça Kybele adına her sene düzenlenen şenliklerde tapınakta rahip olmak isteyen erkekler Kibele rahibi olmanın ön şartı olarak hadım edilir ve kesilen cinsel organları bir çam ağacının altına gömülür. Bu inanış daha sonra Sami ırkında (Arap ve Yahudiler) cinsel organı değil ama ucunu (erkeklerde prepusium, kadınlarda klitoris) kesme şeklinde günümüze kadar devam etmiştir


Sünnet Yahudi dini inancında büyük yer tutar. Kutsal kitaplarına göre, Tanrı, elçisi İbrahim aracılığı ile Yahudilerle arasında "Akide" adı verilen anlaşmayı yapmış, ve bu anlaşmanın delili olarak da İbrahim ve halkına sünnet olmalarını emretmiştir. Bu inanışın gereği olarak Yahudiler, doğumdan kısa bir süre sonra erkek bebeklerini sünnet ederler.

Yahudiler arasında doğan Hıristiyanlık inanışında da sünnet önceleri tartışma konusu olmuş, ancak havarilerin ve özellikle de Paul'un "gereksiz" olarak görmesi nedeniyle dini bir gereklilik halini almamıştır. Ne var ki Mısır'daki Kıpti topluluğu gibi Afrika'daki bazı Hıristiyan gruplar hem kadın hem erkek sünnetini, ABD'deki bazı Protestan mezhepler ve Filipinler'deki Katolikler ise erkek sünnetini dinen gerekli olarak kabul ederler.
Müslümanların kutsal kitabında sünnetle ilgili herhangi bir ifade yer almaz, ayrıca İslamiyet'in ilk yıllarında sünnet tartışma konusu da olmamıştır. Bu sıralarda Arapların kadın ve erkek sünnetini ne oranda uyguladıkları bilinmemektedir. Bugün Müslümanların büyük çoğunluğu erkek sünnetini, Afrika'daki inananlarının büyük bir kısmı ise kadın ve erkek sünnetini dinen gerekli görürler. Sünnetin Müslümanlar tarafından gelenekselleştirilmesinin 9. yüzyılda İslam'a dönen Yahudi asıllılarının beraberlerinde kendi dinlerinin inançlarını İslam'a taşıması anlamına gelen İsrailiyyat ile olduğu sanılmaktadır. İslam inanışına göre peygamber sünnetli doğmuştur (Boratav 2003:201).
Sünnetle ilgili dini yorumların, bulunulan coğrafi bölgeye göre değişmesi (Mısır'lı Hıristiyan Kıptiler örneğinde olduğu gibi), uygulamadaki temel belirleyicinin din değil coğrafya (Asya'ya uzanan Sahara çöl kuşağı), ve bununla bağlantılı ataerkillik olduğunu göstermektedir.

19. yüzyıla kadar sünnet, Sahara Çölü, ve bu bölgeyle yakın etkileşim içindeki ve etkisindeki coğrafi alanlar ve topluluklarla sınırlı kalır. Bu ana kadar Batı dünyasının tavrı, sünnete karşı genelde dışlayıcı ve sünnet yapan ulusları küçük görücüdür Ne var ki bu durum 19. yüzyılın yaygın cinsellik karşıtı ortamı ve mastürbasyon korkusu ile değişir. İngilizce konuşan ülkelerde sünnet, pek çok hastalığa neden olduğu düşünülen mastürbasyona karşı bir önlem olarak benimsenir. Sünnetle kesilip atılan prepus, gereksiz, hastalıklı bir organ olarak görülmeye başlanır. Uygulamada daha çok erkek çocuklar söz konusudur, ama kız çocukları da nasibini alır. Bu durum ABD haricinde İngilizce konuşan ülkelerde sünnetin büyük oranda terkedildiği 1940'lara kadar sürer. Bu değişimde cinsellik karşıtı ortamın yumuşaması yanında Douglas Gairdner'in prepusun işlevlerini açıkladığı 1949 yılına ait makalesi de büyük rol oynamıştır. Bugün ABD'de sünnet oranının %60 ile %80 arasında, diğer İngilizce konuşan ülkelerde ise ortalama %10'un altında olduğu sanılmaktadır. Ancak kesin istatistikler yoktur. Bunun dışında sömürge döneminde (19. yüzyıl) Filipinler'de, ve ABD askeri varlığı ile Güney Kore'de de (1950'den sonra) sünnet başlamıştır.
Sünnet olayı ile ilgili olarak psikanalizin kurucusu Sigmund Freud, Oedipus kompleksine atıfta bulunmuş ve bu kompleks sonucu olan kastrasyon anksiyetesi (Hadım edilme korkusu) ile sünnet olayını ilişkilendirmiştir.[kaynak belirtilmeli] Freud'a göre sünnet olayı erkek çocuğun annesine karşı duyduğu özlemden vaz geçtiğini göstermek amacıyla toplum önünde törensel olarak uygulanan bir cerrahi operasyondur. Erkek sünnet olarak artık erkekliğe adım atmış ve annesi ile bağlarını tam olarak koparmış olmaktadır.





Limit Doldu / "limit has been reached"

Tracklist:

Mothersun
Place





Limited Download/Sınıretto: 27

0 com

Bud Tutmarc - Sacred Hawaiian Melodies




kumlar çamur







.

.

Öpücük