0 com

Cabaret Voltaire - The Original Sound Of Sheffield (1980)








Baya gerginim sanırım. Sonra görüşelim, olur mu ?.


Cabaret Voltaire - The Original Sound Of Sheffield (1980)










0 com

Sphericube - Jugda



:Tracklist:

1 - Emergency Lane
2 - Cycle
3 - Kemmis Floccus
4 - To White
5 - The Search For Fritz
6 - Sand
7 - Aggressive Deppressive (Two Steps To A Healthier Life)
8 - Pluss
9 - Rebirth




0 com

Pumice-Persevere 7"



download
0 com

Catherine Wheel - Ferment (1992)



























Evet. İnsanlar gösterdi yine çirkinliğini ve şöyle bir şey oluvermiş: Haber veren arkadaşımın mail adresine "Ychorus personal message" adı altında iki defa mail gelmiş ve hiç birimizin haberi yok bu durumdan. Henüz bana öyle bir mail gelmedi ama sanırım google bilmemnesince takipçi olan Ychorus severlerin mail adresine gelen bir şey diye düşünüyorum. Emin değilim tabii, fikir sadece.. Kısacası bizim haberimiz yoktur ve görür görmez açmadan silinizdir.

Biliyorsunuz. Meyve veren ağaç ne olursa olsun taşlanırmış. Bir albüm eklemeyi de ihmal etmedim tabii. Shoegaze/Indie ayarı yine bir arada. 1990-2000 Arası müzik yaptıklarınıda bir yerimize yazabiliriz mesela. Gitaristleri "Rob Dickinson" 2005'te Fresh Wine for the Horses adında bir albüm yayınladı hatta. Diğer bazı Catherine Wheel albümlerinede blog içi arama yapıp ulaşabilirsiniz. Neyse, gittim şimdilik.

Offical Website: http://www.catherinewheel.com


Catherine Wheel - Ferment (1992)

Texture
I Want To Touch You
Black Metallic
Indigo Is Blue
She's My Friend
Shallow
Ferment
Flower To Hide
Tumbledown
Bill And Ben
Salt
Balloon

1 com

Acid House Kings - Advantage Acid House Kings (1997)



Öhö öhö... İsveç' li grupları sevenler varsa! buraya!! Acid House Kings' in blogda bir kaç tane daha albümü bulunmaktaydı. Ben de Cocteau Twins vesilesiyle sevdiğim bu grubun blogda olmayan bir kaç albümünü eklemeye karar verdim. Baştan diyeyim bu albüm biraz daha farklı diğerlerinden. Sanki gitarları Johnny Marr çalıyormuş gibi. Bir de sürekli Get Me Away Here i m Dying davulları var gibi...Bunun dışında, ben bu grubun erkek vokalini sevmiyorum yahu. Ama Club 8 i de kuran hanfendinin vokalleri gayette güzel. Onu seviyorum. ( Johan Angergard adı )

Twee Pop/Swedish Pop sevenler varsa bu albüme kesinlikle itibar edebilir. Hatta bir tezim vardır hep, Kings Of Convenience' in Influences inde Acid House Kings yazmamasının sebebi Singin Softly To Me yi onlardan araklamış olmaları diye... işte o da benim bi fantazimdir.

Neyse: blogda mevcut olan diğer iki albüm (Mondays Are Like Tuesdays... ve Sing Along With AHK) bu albümden daha güzel. Ama grubu sevdiyseniz tabii bunu da indirmenizde yarar var.







0 com

The Stills - Logic Will Break Your Heart

The Stills, 2000 yılında Montreal/Kanada'da kurulmuş olan bir indie rock grubu ve indie rock gruplarının (hepsinde olmasa bile) çoğunda benim şahsen gözlemlediğim şey ne yazık ki onlar için de geçerli: süper bir ilk albüme imza atıp gerisini getirememe durumu.. 2003 yılında çıkardıkları harika debut "Logic Will Break Your Heart"ın başarısıyla birlikte grubun hayranlarında oluşan beklentileri, görünen o ki, 2006'da çıkan ikinci stüdyo albümü "Without Feathers" ve son olarak geçen sene çıkan üçüncü albüm "Oceans Will Rise" da pek karşılayamadı gibi.. geçip giden seneler, Logic Will Break Your Heart'ın ne kadar değerli bir albüm olduğunu göstermekten başka pek birşey getirmedi gibi sanki, The Stills ve hayranları için..


bu "devamını getirememe" durumunu, orjinal kadroda bulunan süper gitarist Greg Paquet abimizin gruptan ayrılmasına ve ikinci albümden itibaren grubun kadrosunda yer almamasına bağlıyorum ben şahsen.. "Logic Will Break Your Heart"ı kanımca farklı ve eşsiz kılan şey, pop ile deneysellik arasındaki o mükemmel boşlukta tatlı tatlı süzülen bir albüm olmasıydı ve bunda Paquet'in enfes gitar kullanımlarının payı büyüktü.. albümdeki gitar kullanım tarzları gerçekten de oldukça değişken.. post-punk'tan tutun, shoegaze tarzı gürültülü "guitar washes" ve hatta post-rock gruplarının afedersiniz bokunu çıkardığı "trrtrrtrrtrrtrrrrrr" tarzı tremololara kadar geniş bir yelpazede.. tek tük duyulabilecek sololar da tam yerinde ve tadında, vs..


velhasıl kelam, yıllandıkça güzelleşen ve baymayan, her bir şarkısı ayrı güzel olan -ve "Still in Love Song"dan da ibaret olmayan-, tüm yukarıda saydıklarımı tamamlayan olmazsa olmaz bileşen "hissiyat"ı da alabildiğine içeren bir albüm "Logic Will Break Your Heart"..

DWNLD
0 com

Acid House Kings - Do What You Wanna Do




4 ay içinde kaç defa izlediğimi hatırlayamadığım video + beste. Çok fazla önem veriyorum nedense. Aslında daha atmospheric işlerin adamıyım. Farkındasındır.
1 com

Dirty Projectors - Bitte Orca (2009)



























Cidden mutlumuydum(k) 90'larda. O kadar çok şey oldu ve olamadı ki o dönemler de. Olanaksızlıklar, neredeyse 20 yıl geçen o ilk batı özentiliğinden kopma kıyafet seçimleri, inanılmaz berbat tişört ve kotlar, onlarca söylenicek şey.. Ama sanırım umut olarak tavan yaptığımız dönemlerdi onlar yaş adaşlarımla. Bazılarımız artık yok. Bazılarımız ortalarda yok. Yoncimik bile Yoncimik'ti o zamanlar ve herkes Çılgın Bediş izlerdi hani. 0 900'lü hatlar, suikastler, çin çin'ler, tuttu furutti'ler, kırmızı noktalar, eski Show Tv. jingle'ı, Cine 5'te şifreli günler ve çok konuşulan porno tadlı film arşivi, Susam Sokağı'ndaki minik kuş, kurabiye canavarı, kaptan mağara adamı, çıtır kızlar ve bir kaç iyi adamlar.. Sabaha kadar değil, günlerce uzar bu liste, uzatırım da, uzatırız da.

Önce bazıları gitti. Sonra da sırayla gittiler. Gökhan Semiz, Ajlan, Kerim Tekin, Onno Tunç, Uzay Heparı ve tabii ki sıranın bu olmadığını biliyorum. 90'larda Türkçe Pop ile gayet haşır neşir biriydim ve ilk kasetimi ve paramı o koca beyaz şapkalı kadına vermiştim. Seden Gürel - Bir Yudum Sevgi idi. En favorimdi o dönem. Sonra Sibel Tüzün - Ah Biz Kızlar oldu. Sibel sonra kafayı ciddi anlamda kazıttıp cayır cayır Rock albümü yaptı ki o albüme dinlemeden bok atanlara birer tane bok fetişi gönderiyorum ödemeli kargoyla. Ümit Sayın 1996 sonrası favorim olarak kaldı ve 13 yıl geçti neredeyse. Hala duruyor bazılarımı gönlüm de. Çok eğlenirdik hani ? Söylerdik, söyleşirdik, söylettirirdik okuldaki o sesi güzel tınlıyan yaşıtlarımıza. Ama hep onlardı en popüler ve genelde çalışkan olanlar değil mi ? Biz hep o ezik takımdaydık ? Ben ve benim gibi onlarcası evet diyebilirken bunlara en üzüldüğüm el fatihalık durum Gökhan Semiz'de olmuştu. Grup Vitamin'in en baş adamıydı ki çok güldürdü bizi allah var şimdi. Değil mi ? Vitamin halen kasetlerini topladığım dinlediğim, dinlettirdiğim bir proje olarak kaldı gönlümde. Ondan sonra da bir bok yapamadılar zaten biliyorsun. Tekrar yeni albüm kayıtlarına başlamışlar yalnız ha. Benden duymuş ol.

1996'ydı yine ve o bağıran kadınla tanışmıştır Türkiye. Adı: Şebnem Ferah'tı. Herkes Rockır olmaya adaydı artık ama daha önemlisi bence Kargo - Yarına Ne Kaldı albümüyle hepimize "A hey hey hey" dedirtmişti. Onun önceside Sil Baştan albümünü nasıl olduysa 1993 yılında basmışlar ama neredeyse hiç birimiz bilmiyorduk. Sonra da bulamadıkta zaten. O dönemlerde Deniz adlı o acaip sesli bayan varmış grupta. Çok merak ediyordum. Yıllardan hatırlayamadığım ama 1999 dönemi olabilicek olan bir yıldı ve ben bu sefer Ychorus'u beraber kurduğum yakın adamım Paslı Salıncak ile Basmane yakınında pazar günleri kurulan o salaş bit pazarında Sil Baştan albümünü bulmuştum ve şokla karışık bir halde atlamış, bu zamanın parasıyla 25 kuruşa almıştık neredeyse. Şoktu ve uzun süre dişlerimi göstermiştim insanlara gezerken sanırım. Bu arada bir albüm alabilmek için 3 saatlik bir Tren yolculuğu sonrası Ödemiş'den, İzmir'e varıyorduk. Bütüün biriktirdiğim paraları kaset, cd ve müzik dergilerine veriyordum ki hiç bir şey değişmedi aslında. Kuru kuru simit yiyiyor, yinede bir kaset olsun fazladan alabiliyorduk. En sevdiğim alet olan o güzelim gri Walkmen eşliğinde büyük bir heyecan ve merakla kasetleri tek tek ve yavaş yavaş açıyorduk Tren'le geri dönerken.. Gözlerimiz daha bir büyüyordu albüm kapağına bakarken ve albümü dinlerken hiç elimizden düşürmüyorduk. Gözyaşlarımın yanağımdan züzülüp kazağıma ulaşırken bile hep o kapaklar elimde oluyordu. Bambaşka diyarların adamıyımdım, bambaşka yerlerin. Herşeyin farkındaydım ve farkındaydık. Hiç bir zaman paracı bir adam olmadık şu an olduğumuz ve bu durumu koruduğumuz gibi.. Walkmen 1 tane olurdu genelde. 1 şarkı ben dinlerdim, 1 şarkı Mehmet. Yılları böyle geçirdik. Artık bacaklarımız otobüste birbirine değsede hissedemez olmuştuk. Kardeş gibiydik belki de. O güneş gözlüklerinin arkasına saklanan tiplerden hiç bir zaman olmadık. Olamadık. Olmak istemiyorduk..

Hiç bir şey değişmedi biliyormusun.. Değiştiremiyorum ben. Değişemiyorum. Hala ot gibi yaşıyor ve aynı şeyleri yapıyormuşum onlara göre. Laf anı gelince sokmayı biliyorlar, bilirsin. Sana da olmuştur bu anlar hep ve hep onlardan tiksinmeye yakın durmuştur kalbimiz. Organlarıma vuran o müzik ateşi hiç bir şeye mani olamazdı. Kaset alıyorum diye babamdan yediğim dayaklar bile uslandırmıyordu beni. Gizli gizli o kasetleri dinlediğimi, sakladığımı ve arabesk kültürünün tavan yaptığı bir halkın içinde büyüdümü gören o gözler tekrar tekrar soruyorlardı aynı soruları hafiften değiştirerek. Alnım ak ama boynum dik değildi. Hiç de olamadı aslında. Hep eğik çocuktum. Ne annem, ne de babamın boyundaydım. Tam ortada kalmıştım, çıkış noktamın denge olduğu burcum gibi. Sonra Ayşegül Aldinç - Alev Alev kasetim vardı. Ve onlarca kasetim olduğu gibi. "Yeniler" çok önemli bir şarkıydı albümde ve yıllardır öyle kaldı içimde. Öyle böyle derken Nirvana ve Cranberries keşfedildi. Zombie çok fazla sevilmedi. Ama Nirvana - Milk It dedirttirdi. Hala da o zevki verdirir, bilirsin. Metallica'cılar ve Nirvana'cılar diye ayrılırdık aslında farkındamısın ? Metallica severler hep sertti, Nirvana severler ise leş. Nirvana alternatif demekti, Metallica adı gibiydi. Sonra malum şeyler oldu. Ama 90'lar hep içimde kaldı. Top Pop, Popsi, Number One dergilerim ve oturduğum yerden bana bakan eski kasetlerim, dergilerim, tişörtlerim, tanıdıklarım, arkadaş kaldıklarım, dostluk denizinde yüzdüğüm bedenler ve beraber yaşlanıcağımız hatta belki de beraber diğer taraflara göç edeceğim kadim insanlar, düğünlerine bile gidemediğim ve bazılarının ne iş yaptığını bile bilmediğim akrabalarım, akranlarım, akıttığım kanlar, pislikler, sıvılar, sıvacılar.. neredesiniz.. Ve daha onlarca müzisyen, solist, proje.. beni bıraksanız da ben sizi bırakmadım. Bilesiniz..

Bu önemli bir müzik projesi. Daha ilk duyma anlarında önemli olduklarını anlayabiliceğiniz türden. Gırtlaktan çıkan ses oynamalarını seven kızlar ve erkek var kadroda. Büyük ihtimalle Jeff Buckley sevgilerinin yüksek olduğu ve bunu duymaktan haz aldığımız anların olduğu bir albüm bu. Kollarımdan akan terlerin hattı hesabı yokken, bu önemli müzik projesini Ekvator sıcağındaki bir İzmir anında paylaşmaktan oldukça mutluluk duyuyorum. Bu albümle keşfetmedim tabii New York çıkışlı Dirty Projectors'u. 2009 çıkışlı olduğunu gördüğünüz bu albüm için aslında baya şey söylenebilir ama an itibariyle odamı dolduran ev sakinleri ve yılda 3 defa gördüğüm yakın akrabalarımın muhabbetsel konuşmalarını fonda Robin Guthrie & Harold Budd eşliğinde dinlerken hiç bir şey yapılamıyacağının da farkında olduğunuzu biliyorum.. Kaçırmayasın.

Offical Website


0 com

Rökkurro - Şağ kólnar í kvöld (2008)


Bloga yazamadığım birkaç ay oldu. Nedeni tamamıyla ( yine ) kendi kişisel sebeplerim iken bu gün Cocteau Twins Liselim’ in yazdığı bir Robin Guthrie yazısı attı ki, gerçekten her şey bi anda aydınlandı!

Bu albüm; İzlandalılar, aptallar aslında! Neden mi? Bunu düşünürken sadece aklıma 2008 yılı box Office listesinde İzlanda insanlarının en çok görmeye gittiği filmin ABBA ile alakalı olması geliyor. Ulan biraz ülkenizin ambiyansından çıkan müziği düşünün … olmadı 101 rejkjavik filan izleyin. Neyse çok saptım konudan.

Rökkurro ile alakalı çok fazla bi bilgiye sahip değilim. (myspace aracılığıyla buldum kendilerini)Şimdi yazsam; Last fm çevirisi olcak, işte en nefret ettiğim grup yazısı tanımlaması da budur. Hatta geçenlerde buna rast geldim bir yerde; Tom Waits’ in 2004 yılında yaptığı Real Gone albümü konumuz, adam ya da bey yazmış; “the first Tom Waits album without piano” diye. Eee ben wikide de gördüm onu hem onun başında “This is also” yazıyordu. Ne yani bu mudur basiretin! Ha gel gel gel! Neyse yine saptım.

Rökkurro ile alakalı bir şeyler söyleyeyim, bir gün İzlanda ya gidersem, (ki o tarih yakın geliyor nedense) ilk konserlerini izleyeceğim gruplardandırlar. Sound itibariyle içine Yann Tiersen kaçmış Sigur Ros gibiler.(tabii ilk zamanlar) (bakın tüm samimiyetimle söylüyorum, İzlanda’ lı olupta, başka bir İzlanda’ lı gruptan etkilenmemek, hele ki; o grup domestik bazda değil, dünya çapında tanınıyorsa, imkansız ötesidir. Çünkü Dagur Kari beyfendimiz de der “izlandik miüyzik siin bir aile gibidir” diye) Bir de bir vokalistleri var ki (bir hanımefendi) hafif sesinde “motown” hissetsemde; aslen tam bir post rock’ er! (hell yeaaaa)

Gruba dair bunları söyleyebilirim. Aslında pek bir şey de söylemedim tamamıyla gevezelik yaptım da, çok seviyorum bu albümü; lakin, şu anda indirdiğiniz şeyi (Tabii indiriyorsanız) Gogol Bordello filan sanmayın bu kadar geyikten sonra…. Benim favorim; 05 Hetjan +а fjallinu dur bu arada.

Rökkurro - Şağ kólnar í kvöld (2008)
1 com

Robin Guthrie - Angel Falls EP (2009)


























Hey sen! Sana dediğimi biliyorsun. Ne istiyorsun benden ? Daha neyimi almayı yeğliyorsun ? Çok mu canını acıttım ? Yoksa hep sen mi acıttın ? Ha ? Ne diyorsun. Bunu düşündün mü hiç. Kaçtın değilmi bu düşünceden. Evinde olan tüm aynalardan kaçtığın gibi.. Aslında bocalıyorum ben vargücüme yakınken. Ama hep sensin en güçlü olan ve dokunulmazlarda kalan. Çekip gitsem demiyormuyum. Diyorum. Ama biliyorsun ki hiç olamıyor kaçışlarım, kendimce dokunuşlarım. Varolmayı biliyorsun. Ama hep can yakıyorsun.. Hep alıyor, hiç veriyorsun.. Herşeylerin farkındasın. Biliyorum, biliyorsun.

Ne kemiklerim kaldı artık, ne de organlarım. Hepsi beni benimle birlikte acıtıyor. Seviniyorsun. Kimse anlam veremiyor sana. Biliyorsun. Kimden aldın bu nefreti ve acımasızlığı bilemiyor, anlam vermekte her daim zorlanıyorum. Ne geçiyor eline lütfen bana söylermisin artık ? Lütfen diyorum bu adam görünümlü halimle. Adam bile değilim aslında, biliyorsun. Ne idüğüm hep belirsiz, hep nedensiz. Sadece akıtıyorum geçenleri ve gelicekleri. Sen hep ordasın. Hiç bir yere gitmiyor, gidemiyorsun.. Yetmez mi bu çektiğim kıvranmalar ? Bitmez mi sana dair düşüncelerim. Bunu ben bile bilemiyorken, yanında olmamayı yeğliyorum artık giderken..

Her yerim sızlıyor artık. Etrafımdakilerinde evrimsel hallerini de sen yapıyorsun değil mi ? Farkında hiç olamadığımı sanma. Sen hep ordayken, ben hep teoriler peşinde olduğumu bildiğini düşünüyordum oysaki. Ne kadar da aptalmışsın! Seni bir bok sanmıştım. Ki hala sanıyorum aslında ama durduramıyorum işte ne yaparsın. Ama yapma artık.. lütfen. Lütfen ve lütfen.

Hayalci bir yaklaşımı neredeyse hiç bir zaman sergilemediğiminde farkındaydın oysa ki. Gerçekleri sevdim hep ve gerçekçiliği. Seni olduğun gibi kabul etsem de, hiç bir zaman yanaşmadın kabullenmeye. Biliyordum. Suratımda oluşan o donuksal sert ifadenin suçuda hep sensin. Herşeyi biliyor ama hep kıs kıs gülmeyi yeğlemeye devam ediyorsun. Kimseye yardım ettiğin yok. Kimseye küfrettiğin de yok. Çünki sana az geliyor her şey. Hep daha fazlasını istiyor, hepsinin senin olmasını istiyorsun. El uzatana taktığın çelmeler okyanus boyunu geçmişken, seni hiç bir zaman sevenin olmıyacağının da farkında olmak istemiyorsun. Acı gerçekleri bana naklederken, içinde ki nefret kusmağını en garnitür haliyle gösteriyorsun. Hiç utanmadan, hiç sıkılamadan. Seni sevmiyorum. Sevemiyeceğim de. Sana son bir sözüm var desem de bu bir abartı olduğunu biliyorsun. Ama keşke bu albüm kadar güzel olsaydın.. Şimdi gidiyorum ama hiç bir zaman sana köle olmıyacağımı da belirtmek istiyorum. Piçsin. Hemde en alasından.. Geber artık kahrolası varolan. Yoksa sen beni geberticeksin. Biliyorsun..

İçim de beni kemiren, görünmeyen, elleşilmeyen ve öldürülemiyen kahrolası duyguya..



4 Ocak 1962'li bir İskoç olan Robin Guthrie yine yapacağını Mayıs ayında yaptı ve bu güzelim kapaklı ve her daim özel olan sound anlayışlı yeni EP'sini vazgeçemediği Darla Records etiketiyle yayınladı. Cocteau Twins'de 1981-1997 arası yani tarihleri boyunca gitaristliğini ve baş adam rolünü inanılmaz derecede süsleyen bu hayatımın adamına kulak kabartanların Muş misali geri dönemediklerini de eklemek ister ve kulaklarınıza sunmak isterim.

Robin Guthrie - Angel Falls EP (2009)

Camera Lucida
Love Never Dies A Natural Death
Red Moon Rising
Delicate

0 com

Fennesz - Live @ BRG2002, Braga (2.March.2002)



















Şu badanasal işler bitince geri dönüceğimi biliyorsun. Bazı şeyler benim olmalı. Geri kalanlar da onların. Bekleyelim birbirimizi ki devam edebilelim herşeye ve herkese.

Ayrıca basılmamış bir albüm bu. Detayları ikimizde seviyoruz, biliyoruz. Öpücük.




1 com

Thomas Köner

5 com

Anjelika Akbar-Vivaldi Four Season

Vivaldi Rüzgari Anjelika Akbar ile esmeye devam ediyor!!! Çıta yükseliyor "Vivaldi"nin "Dört Mevsim" eseri ilk kez solo piyanoda Besteci "Anjelika Akbar", Dört Mevsim temasından yola çıkarak, insanın doğa ile bütün olduğunu yansıtıyor. Tıpkı doğa gibi her yeni günde yeniden doğabilmeyi kendi içinde barındıran insan, Akbar'a göre doğaya yabancılaştıkça aslında kendi özünden uzaklaşıyor. Gerek solo yorumu, gerekse olağanüstü performansının ardındaki birlik felsefesi ile Akbar, Vivaldi'nin Dört Mevsimine yepyeni bir pencere açıyor. Dinleyiciyi "bir"den "Bütüne" bir yolculuğa çıkarıyor.Aslında hepimiz Vivaldi'nin bu eşsiz eseriyle büyüdük. Dört Mevsim keman konçertolarının insan ruhu üzerinde ilginç bir etkisi vardır. İlk duyduğumuz andan itibaren tüm benliğimizi uzun zamandır görmediğimiz bir dost gibi sarar ve özlem gideririz.Anjelika Akbar, Vivaldi Dört Mevsim serüveninde kendi payına düşeni yaşadı. Bu eseri içindeki piyanist ve besteci bilinciyle başka bir boyuta taşımayı hedefledi. Sanatçı, "Ben sadece dinlemek istemiyor, eseri kendi parmaklarımla seslendirmek ve bu mutluluğu bizzat yaşamak istiyordum" diyerek ifade ediyor. Hiç partisyon kullanmadan Vivaldi Dört Mevsim keman konçertosunu piyanoya uyarlamak çok zor bir karardı. Amaç; keman, orkestra tınısı ve tekniğinden uzaklaşmadan piyano tekniğine bu eseri uyarlamaktı. Akbar sahip olduğu mutlak kulak yeteneğiyle duyduğu tüm sesleri tanımlayabildi. Böylelikle bu eseri müzikle arasına partisyon gibi teknik bir araç dahil edilmeden doğal ses aktarımını tercih ederek uyguladı. Akbar'a göre öncelikle teknik açıdan birkaç bölümün piyanoda uygulanması imkansız gibi görünüyordu. Ancak bu zorlukları piyanoda değil aklında çözebileceğine karar verdi. Ve haftalarca gece gündüz aklından geçen melodileri tekrar tekrar dinledi ve en doğrusunu bulmaya odaklandı. İşte böylesi bir maratonun sonunda Vivaldi Dört Mevsim solo piyano uyarlaması ortaya çıktı. On yıl önce Türk vatandaşı olan Anjelika Akbar'ın yorumladığı ve uyguladığı Vivaldi Dört Mevsim TURKCELL'in katkılarıyla hayat buldu. Ayrıca proje, Sony Müzik bünyesindeki SONY CLASSICAL etiketiyle yayınlanan ilk ve tek yerli proje. Türk halkı için bir gurur vesilesi olan bu önemli atılım, tüm dünyada Vivaldi rüzgarlarını estirmeye devam ettiriyor. Müziğe çok küçük yaşlarda başlayan Anjelika Akbar, insan ve müzisyen kimliğini paralel olarak geliştirdi ve hep müziğiyle dünyaya katkıda bulunmak istedi. Onun için müzik asla amaç değil, araç oldu. Duyguları uyandırmanın en hızlı yolunun bu olduğunu savunuyor. Akbar, insan, doğa ve evrenin "bir" olduğu anlayışından yola çıkarak Dört Mevsim'i piyano için uyarlarken sadece müzikaliteyi değil, bunların arasındaki dengeyi de hatırlatıyor. Zaten sanatçı, yaşamı boyunca doğu ve batı öğretilerinden hep insanın, doğanın ve evrenin bir ve tek gerçek olduğunu özümsedi.
ESERLER
İlkbahar
01 - Allegro
02 - Largo
03 - Allegro
Yaz
04 - Allegro non molto
05 - Adagio
06 - Presto
Sonbahar
07 - Allegro
08 - Adagio molto
09 - Allegro
Kış
10 - Allegro non molto
11 - Largo
12 - Allegro
1 com

Jochem Paap - Vrs-Mbnt-Pcs 9598 2


DWNLD
1 com

Slagsmålsklubben - Boss For Leader!




0 com

Clock DVA - Thirst (1981)

























Yine az öncesi uynadığım bir başka yeni günümün şu anında kafamda dönen yada beni döndüren garip bir geilmişlik hissi halen geçmiş değil. Gözlerim kapalı olduğunda gördüğüm ve aslında ne kadar da olağanüstü bir durum olduğunu bildiğimiz halde nedense üzerine pek kimsenin gitmediği yada gitmediğimiz durumlarım başında gelen rüyalar.. en etkilendiğimiz şey belki de ama farkında olmakta istemiyoruz bence. Es geçiyoruz yolda gördüğümüz onlarca dilenci gibi. Bazılarının cidden çok kötü durumda yada kötü bir halde olduğunu biliyor ama görmezden de geliyoruz genelde değil mi. Hep bir işimiz var zaten. Acilen bir yere yada birine gitmemiz lazımdır hep. Hızlıca uzaklaşırız onların yanından ve gün, zaman her zaman ki umursamaz hızlılığından ödün vermeden ilerler.. biliriz. Onlar gibi olmak hiç istemediğimizin en büyük gerçeğidir bunlar ve her daim kaçınılmaz kalıcaklardırlar. Havalar kadar insanlığımız da hep dengesiz kalmaya mahkum olucaktır. Oysa ki herşeyin farkında olmak ve olabilmek değilmidir en büyük lüksümüz ?. Değerimiz kendimizce paha biçilmez olsada, acı ve tatlı gerçekler de hep bizimle olucak ve herşeyin farkında olupta polyanna olmaya devam edeceğizdir kanımca. Hatta dün uyurken yine burnum kanadı. Ve sağ burun deliğimden gelen o nahoş tatla aniden uyanıverdim. Sonra da lavabo.

Türbanlı bir kızla evlendiriliyordum rüyamda. Hatta nişanım bile olmuş ve sanırım düğün arifesindeymişiz. Babasını tanıyor ama diğerlerini genelde tanımıyordum. Evlendirildiğim o kızı da.. Görücü usulüydü bunun adı ve ben çok acaip bir hale girmiştim olanları kendi üzerimde görünce. Bir nevi kuşbakışı, tepeden bakıyordum olanlara ve kendime. Telaşlıydı herkes. Onu da alalım, şunu da ayarlıyalım, damatlığım.. kabus gibi geldi ve ne denli korktuğumun farkına vardım. Evlilik. Beni tedirgin yapıyordu ama ciddi anlamda korku dolu olduğumun da farkına vardım. Türbanlı olduğu için mi ?. Elbette hayır. Türbanlı kızları severim. Bu sevmenin açılımı; Herkes istediği gibi yaşamalı, herkes özgür olmalı, kimse kimseye karışmamalı. O meşhur kelimeden hani; Kim kime dum duma.

Öyle bir boşluktayım ki ve öyle büyük hislerim var ki, durduramıyorum. Kötü bir şey olucağına dair ve hayatımı o durum yüzünden şekillendirmeye başlıyacağıma dair büyük bir his. Biri yada birileri hatta bir kaçları tamamen uzaklaşıcak dünyadan, yakınımdan, çevrelerinden ve herşeyden. Yazılarımda olan ve süreklelişen grisel havadan kopmadığım farkındayım ama bu renkte olması için de kasmıyorum hiç. Yada o denli bunalımvari takılan insanlardan değilim. Hayat hep kötü felsefesini benimseyen insanlardan hiç değilken, yazıların sırf bu hale gelmesi gelip geçici bir şey belki denin ötesinde bir durum bu aslında. Herşeyi her zaman olduğu gibi oluruna bırakıyorum ve başa gelenin her daim çekileceği gerçeğinin oramdan çıkarmıyorum hiç.


Clock DVA benim için önemli bir grup olduğunu bu ele aldığım albümün daha ilk şarkısında belirtmişti. Müziklerinde en ilgimi çeken şey, çıkış noktam olan Deneysel tadın olması ve bunun özellikle Saksasonla yapılmasıydı. albüm kapağında o 80'ler kokan ihtişamını ve ele alınan unsurun güzelliği de cabası. 80'lerin başında kurulan Clock DVA, Industrial yapının değer taşlarından birisi diyebiliriz. Akranları olan ve yüzlerce kişiyi halen şoktan çıkarmadan yola o dönemler bile şaşalı bir biçimde devam eden Throbbing Gristle'ın verdiği havaya dahil olan insanlar ve eleştirmenlerce üst sıralara fırlatılmış bir proje görevi görmüştür Clock DVA. Charlie Collins'in nefes verdiği Saksofonun tadı, arıza ruhunu tepelere çıkarabilen bir yapıya sahip ve John Zorn'sal tepkiler verebildiriyor sevebileceklerine. Herhangi bir iş yaparken dinleseniz bile kendisini gösteren bir müzik bu ve ben önemli bulduğum için yine bir albümü paylaşıyorum sizlerle. Ayrıca Post Punk ruhlu insanların da gayet sevebileceği türden bir durum olduklarını da es geçemeden estiririm. 1977 Sheffield doğumlu bu projeye kulak kabartın derim.

Offical Website: http://www.clockdva.com/
Dimdip Not: Yazı yazılırken kulağıma üflettirdiğim albümler ise; İlhan İrem - Romans, Tim Hecker - Radio Amor.


Clock DVA - Thirst (1981)


0 com

Ovum - Microcosmos (2008)



















Siz bunu indirekoyun, bir duş alıp geliyorum. Düş alıpta gelebilirim belki.. Belki de hiç gelmeyebilirim de. Belki de sadece ben gelebilirim. Sen de gelsen olur, ben de. Gittiğim yağmurla da gelebilirsin, kaldığın anla da. Ne olursan ol, olsun! geri gel..

























Ovum - Microcosmos (2008)


1 com

Mógil - Ró

:Tracklist:

1. Fuglinn í fjörunni
2. Fjaðraþyt
3. Litla Prump
4. Sagan öll
5. Sofa
6. Sálar minnar
7. Traangas
8. Heimbleikur
9. Agnarögn
10. Hopp
11. Sofi, sofi barnið
12. Rjóminn




1 com

James Blackshaw - The Glass Bead Game


:Tracklist:

1 - Cross
2 - Bled
3 - Fix
4 - Key
5 - Arc



1 com

Mark Kozelek - Lost Verses - Live



uzun uzun zaman sonra bloga bi yararım dokunuyor sanırım.bu albüme zaman ayırınız.. sadece bir tavsiye..

(sabırla benden blog için kayıt bekleyen Tolga'ya selam ederim.yazamamak hala bir sorun bu yüzden de özür özür üstüne..)


TRACK LISTING:

1. Unlit Hallway
2. Carry Me Ohio
3. Four Fingered Fisherman
4. Moorestown
5. Salvador Sanchez
6. Heron Blue
7. Lost Verses





8. Tiny Cities
9. Lucky Man
10. Send In The Clowns
11. Harper Road
12. Tonight In Bilbao
13. Blue Orchids
14. Katy Song


2 com

Public Image Limited- Metal Box (1979)



Dışarı çıkmaya üşendiğim bu güzel yaz gecesinde, oturduğum koltuktan selam ederim herkese. Yapmam gereken o kadar iş varken, bilgisayar başında ne dinleyeceğime karar veremeden önümde Sisifos Söyleni ile oturuyorum. Şahane(!) bir playlist yaptım kendime sonrasında önümdeki kitaptan, zamanında okurken altını çizip yanına yıldızlar koyduğum paragrafları teker teker okudum. Neden sonra bazı cümleleri daha yüksek sesle, duvarlara yıldızlara ya da varolduğuna inandıklarıma okudum. O sırada içimi kaplayan PiL dinleme isteğiyle çabucak playlistimi değiştirdim.

Aslında kendimi çok yalnız hissettiğim bir dönem geçiriyorum. Genelde bu duygu insanları güçsüzleştiriyorken, kendimi süper kahraman gibi hissetmem nedendir bilinmez. Hayatta gerçekten acımasızlığına inanamayacağınız gelgitler, dönüm noktaları, olaylar, sırlar ya da insanlar varmış. Çocuklar bile etrafa fırlattıkları oyuncaklarına karşı daha merhametlilermiş; yetişkinler kalbinizi ruhunuzu fırlatmakla kalmayıp bunların üstüne basıp ezerler bir de. Ama tüm bunlar, yaşanılan kötü şeyler, direnişiniz için birer zırhtır. Güçlü olmak ve özgür birer birey olmak adına kazanımlardır kayıplarımız. Saçma, rutin ve anlamsız olan hayatlarımız mücadelelerimizle yaşanmaya değer oluyor ancak, ve bu mücadelemiz önce kendimizle. Kavramak, kabullenmek, sonrasında alışmak ya da reddetmek. Sonuç çok da önemli değil, önemli olan bu sorgulamanın içine girebilmek, herkesin farkında olmadığı bu döngüye dahil olabilmek belli bir yaştan sonra. Büyümek bu oluyor sanırım.

İşte bu düşünceler ne zaman beynimde çalkalansa, zaman post punk arşivlerini açıp 79 ruhuna koşmak zamanıdır benim için. Israrla aynı akorları tekrar eden ağlayan gitarlar, kalbinize vuran davullar; insanoğlunun tüm acımasızlığını, kimsesizliğini, mücadelesini haykıran vokaller… Müzik ruhuma vursun istersem, o an dinlemeye başladığım ilk albüm Public Image Limited’ın Metal Box isimli 79 çıkışlı albümü olur. 10 dakika 34 saniye süren Albatross’la albüm başlar. Adeta insan ilişkilerinin, kişisel problemlerden kurtulma esnasında kaybedilen zamanın, anıların iz düşümüdür bu şarkı. Ve tam da bunları ispatlarcasına ‘ Sloooow motion, slow motioon’ diye girer vokal. Ağır çekimde onca şey düşünülür. Birbiriyle bağlantısı olmasa da saçma sapan da olsa düşünülür bir şeyler. Sonrasında Memories gelir.

‘Full of excuses
False confidence
Someone has used you well
Used you well
I could be wrong
It could be hate
As far as I can see
Clinging desperately’

Bu sözlerden sonra iyice gaza gelinmiştir. Büyük bir şevkle diğer şarkılar dinlenilir. Swan Lake’ler, Poptones’lar, Careering’ler derken bir ara karanlık bir dünyaya açılan, bir garip şarkı başlar, hava gridir, kuşlar yoktur. Evet ‘No Birds’tür. Ta kendisidir. Şarkıda fena bir Siouxsie and The Banshees havası vardır. Ve candır bu şarkı, tüm aidiyet hissini götürür insanda, yerini yurdunu şaşırırsın bir an. Ve devaaam eder albüm seni sürükleye sürükleye. Uzun uzadıya tüm şarkıların bende uyandırdığı hisleri anlatmak sanırım mümkün olmayacak. Ama bu albüm, kesinlikle hayatımın ilk beş albümü arasındadır ve acımadan reklamını da yaparım. Yaşasın PiL, yaşasın post-punk ruhu!

Ve albüm download linkini buyrunuz.

Public Image Ltd - Metal Box 1979
http://rapidshare.com/files/19598344/Public_Image_Ltd_-_Metal_Box__1979_.rar.html
0 com

Muslimgauze - Uzi Mahmood 12'' (1998)







Son günler yada dönemde başıma gelen onlarca aksilik, olanaksızlıklık ve sırtımdan vuranlarca sabır sınırları zorladım. Durdum. Düşündüm. Yine durdum. Yine boşladım. İnandığım acaba benim sabrımı mı ölçüyordu yoksa pek çok aksiliği karşıma çıkararak, sevdiğim sandığım insanların çift taraflı olduğunu göstererek, yada iki yana ayrıldığımı kendime hissettirerek.. Neydi bunların cevabı ve halen neredeydim istediğim/umduğum yerde. Hiç bir şey umamıyordum aslında. Kendi vereceğim cevapların altında kalıyordum. Üstüne çıkıncada ukala.


Çıkar ilişkilerinden zedelenen bedenim, artık o gökkuşağını kabul etmiyordu ve bu benim sonum olamıyacak kadar esneme payı biçmiştim kafamdan. Geri gelemiyecektibazı şeyler ve istediğimden bile hoşnutsuz bir haldeydim. Terim hala sıcak, buharım üstünde. Otomatiğe bağlanamayan bir ben vardım karşılarında. Sussam da faydası yok, kalsamda..

Radikal islam yanlısı Bryn Jones, 17 Haziran 1961 anında Manchester taraflarında doğuverip, 14 January 1999 tarihinin 22:50'sinde ölüvermiştir. 1982-1998 arası müzik yapan bu önemli adamın peşinden ve hayalinden giden onlarca insan gibi bende (tekrar) bir el sallamak istedim. Öldüğünde 37 yaşında olan bu sahip, Bass Communion, Species of Fishes gibi projelere de dokunmuştur.Hava çok sıcaklaşmışken, yatağınızı Muslimgauze ile daha da sulandırabilirsiniz.



Muslimgauze - Uzi Mahmood 12'' (1998)


6 com

Jochem Paap - Vrs-Mbnt-Pcs 9598 1


Jochem Paap, daha ziyade "Speedy J" takma ismiyle 90'larda çıkarmış olduğu, techno yönü ağır basan çalışmalarıyla bilinen Hollandalı elektronik müzisyeni.. kendi ismi altında çıkardığı ve genelde pek bilinmeyen, "Vrs-Mbnt-Pcs 9598 1" ve "Vrs-Mbnt-Pcs 9598 2" ismini taşıyan iki albümden oluşan ambient serileri de mevcut kendisinin.. tabi ki "Speedy J" tarzından oldukça uzak, "sessizliğin sesi" tadında, minimal, sakin ve tenha çalışmalar içeren albümler bunlar..
(albüm isminin açılımı "Various Ambient Pieces" oluyor bu arada..)

DWNLD
0 com

The Telescopes - 7th # Disaster EP (1989)





















..oysaki ne ümitlerle gitmiştim oraya. Kendimi belli etmektenin berisinden şeyler düşlemiştim. Olmadı, olamadı. Zamansızlık, nedensizlik ve belirsizlikten kaynaklanan durumları sillesine karıştırmıştım yanımda götürdüklerimide. Tüm suç bende değilmiydi diye düşündüm öncesi. Değildi diye kavradım sonra da. Topuklarım tutmuyor, belim dökülüyordu, ama yine ona sahip olmalıydım. Sonra ne denli herşeyin dahada ters gideceğinin farkındaydım. Üfleyerek yoğurt yeme hesabı hani. Ben onu çok istediğim halde o sahibinin tatil havası yüzünden benim olamıycağını diretiyordu görüntüsüyle. Baktım yine baktım, ama hep kapalıydı. Biraz daha akıttım zamanı, ama olmuyordu. Yine olmuyor ve olamıyordu. Tiksinmiştim o an yürümekten, ama en önemlisi topuklarımdı, bu fikiri tetikleyen. Bir dakika! . Dün rüyamda tabanca görmüştüm ben, gümüş kaplamalı olanından. Sahibini tanıyor, ama şu an hatırlayamıyorum. Belim ağrısını pek azalatmazken, "Song Without An Ending" diyor sonra da birden "Time Again For The Golden Sunset" diyordu. Onun adı "The The", diğerinin adı Philips beyaz kulaklık idi. Gittiğin yağmurla gelesin ki, bir yerime giresin.



Yıl 1988. İngiltere topraklarındayız bu sefer. The Telescopes türdaşı olan Loop ile Split bir şey yayınlamak isterler ve yılın son ayı olan Aralıkta 7 inch'lik bir split albüm basılır Cheree etiketiyle. Daha 1 ay geçmiştir ki Cheree firması bunları okşar ve 7 inch'lik bir kopya basar. Zaman ise 1989 Ocak'tır. Heyecanlı bir üretim aşaması çoktan başlamıştır ki 3 ay bile geçemeden Nisan 1989 tarihine ele aldığımız bu 12 ich'lik EP'yi kazırlar. Yaz sıcağıyla boğuşup 12 inc'lik bir albüm daha basarlar aynı yılın Ağustos ayında. Ve sonunda ilk uzun çalarlarını yine Cheree etiketiyle olmak suretiyle Haziran 1989'da Shoegazing ortamlarına fırlattırırlar. Aslında The Telescopes atılımları 1982'de olmuştur. Space Rock diye de lanse edilen bu olaya daha önce el atmıştım bu sayfalarda. Tekrardan dönelim istedim ki bu kadar bilgi de yeterli dedim.

Anıldıkları ve tavsiye ettiğim diğer isimlerden örnekler: Loop, Moose, Spacemen 3, Chapterhouse ve hatta Pale Saints.

Offical Site: http://www.thetelescopes.com/


























The Telescopes - 7th # Disaster EP (1989)



1 com

Brian Eno - Discreet Music (1975)





















Henüz 5. sınıfa yeni geçtiğini şu an için hatırladığım kız kuzenimin, geçen hafta Kadir İnanır vakalı babasının kredi kartını alıp, kendine kıyafet, telefon vs. şeyler aldığı çok hafif kalan bir şeymiş gibi İDEALLERİM UĞRUNA diye söylenip İzmir'e kaçıp gitmesi herkesi şoktan öteye götürmüştü. O bir Yengeç kadını ruhundaydı. Bariz di herşey benim için ve şaşamadım, şok felanda olmadım. Hak bile verdim hatta sanırım.. Saat 03:00 gibi polislerin ısrarlı aramaları sonucu kimsenin tanımadığı bir evden çıkmıştı kendisi ve o evden kendisini almak için giden halamlarla halen silüetinde oluşam umarsız ve rahat tavırları görünce daha da bir şok olmuşlardı. Babasının; "Kemiklerini kırıcam, sakat bırakıcam, otursun anasının yanında başka da bir bok yapamasın, bir yere gidemesin öylece yaşasın" sözlerine bile aldırış edememişti anladığım kadarıyla kendisi. Şu an babaannemin evinde kalmaya devam ediyormuş getirildiği günden beri ve babasının siniri geçmediği için eve gelmesini istememiş ki halen nasıl falakaya yatırmadığına afallamış durumdayım dün duyduğumdan beri.

Peki neden kaçmıştı evden ve ideallerim dediği durum ne idi ? ŞARKICI OLMAK. Evet, şarkıcı olmak için evden kaçmıştı ve bu durumu tetikleyen olay ise geçen haftalarda oturduğum kasabada yapılan şenlikvari bir etkinlikte beliren halk arası şarkı yarışmasında 1. olmasıydı ki bencede yerinde bir sonuçtu. Aslında, Post Metal adamları Isis bile dinletince çok sevip son ses kulaklıkla dinleyen bir kızdı ama yaşı itibariyle TV'de gördüğü herşeyi dinlemeye çalışan biri olduğu için şu Cici Kızlar, Çıtır Kızlar, Baharat Kızlar vb. sonrası kurulan Hepsi grubundaki o kıvırcık saçlı hatunun sesi çekiyordu bizimkisini. Ve sanırım 4 bayram öncesi sabahı kabristan (Mezarlık) ziyaretine giderken yolda söylemişti bana bir şarkı ve sesi cidden yaşına göre gayet iyi ve o sarı saçlı Hepsi elemanına benziyordu (Yer yer Jazz'vari tadı olan ses hani). O yüzden eğitilmesi, desteklenmesi, şarkı söylemesi gerektiğini de düşünmedim değil elbette ama olayın esas çıkış noktası şuydu; Bir orkestradan şarkıcılık teklifi almıştı 1. olduğu o anda. Ama tabii klasik aile karakterliye yakın bir tipte olan aile reisi babası izin vermemişti ki bana söylediğinde izin vermez baban da demiştim. Dün duydum ki halen kendi havasında takılıyor, sürüp sürüştürüyormuş yüzüne allı pıllu şeyleri. Sanırım olaya el atmamın zamanı geldi diye düşünüyorum. Yakın zaman için de adam akıllı muhabbet etmeliyim kendisiyle. Hatta beraber çalışmalıyız bence.

Benden 1 yaş büyük olan kuzenim ise evden kaçma nedenini duyunca resmen şöyle demiş; "Sen bu yaşın ve halinle ideallerim dediğin şarkı söylemek uğruna kaçmışsın ama Tolga abin yıllardır kaçamadı bir yerlere, o halen dururken sana bok yemek düşer" gibi şeyler demiş. Haklı olduğu bir yanı vardı bu lafın ve o da benim halen Vokallik adına ciddi anlamda hiç bir şey haalen yapamamış olmamdı. Beynimden vuruldum mu bu sözü kuzenimden duyduğumda ? Elbette hayır. Çünki bir şeyleri hak ediyordum ve herşeyin farkındaydım. Ama üzülmekle, kalakalmak arasıda bir şey oldum sanırım. Neden halen bir şeyi bekliyor yada neyi bekliyordum hala. O sihirli değneği beklemediğim kesin bu sefer. Büyük ihtimallerimle son dönem iyice dengesizleşen ruh halimin adam akıllı bir biçimde raylara oturmasını bekliyordum.. Oturduğu anda fırlamalıydım yataktan ve bu kasabadan. Çürümeye resmen yüz tutmuş olan iç dünyam ve bedenim artık dayanamıyacak gibi belki de ama farkında olmamaya çalışıyorum bambaşka şeylerle.. Öyle bir ana geldim ki, tenlerin sürtüşmesinden doğan haz duygusu yada 5-6 saniyelik süren o beyaz akıntıyı bile istemez ve bunlara eş değer biçeceğim onlara şeyi bile umursamaz, umursayamaz oldum. Vurdumduymaz olamıyorum ama halen. Kişiliğimden kaynaklanan bir durum olsa gerek. Ama bir şeylerin zamanı geldiğini hatta geçmeye yakın olduğunundan farkındayım elbet. "Biriniz lütfen kurtarın beni durumdan yada birileri kurtarsın lütfen beni bu durumdan" mı demeliyim yoksa ? Yorum bile zor gelen bu sayfalara yapabilceğim bir şey değil bence. Ha son günlerde bir kaç yorum gelmeye başladı ki okudukça mutlu oluyor, tekrar tekrar okuyorum belirtmeyi boyun borcu görürüm. Ayrıca yazım hataları yada yanlış harf kullanımlarım olduğunun da farkındayım ama düzeltmek içimden gelmiyor genelde. Siz zaten ne demek istediğimi yada ne anlatmak istediğimi gayet kavradığınızı düşünüyorum. En zeki siz olun ki bana geri kalanları verin yeter.


Az sonra çantamı hazırlayıp evden çıkmam ve Trene binmem gerekiyor. Çocukluğumda babamın zorla götürdüğü ve saatlerimizi güneşin altında, boş arazilere açılan tezgahlara bakmakla geçirdiğimiz yerin adı olan Bit Pazarı'na gideceğim nasipse. İzmir beni bekler, sizde umduklarınızın gerçekleşmesini. Görüşücez.


Dimdip Not: 06:30'da kalkıp bu yazıyı yazdım. Yazarken fonda çalan albümler ise:

David Bowie - The ManWho Sold The World
David Bowie - 1. Outside




























1975 yılından bahsediyoruz! Ambient müziğin yaratıcısı ilan edilen o özel insana bir kez daha domalıyorum. Gül, gül. Açılırsın.


0 com

Beatsteaks - Launched [1999]



1. Panic [ 2:38]
2. We Have To Figure It Out Tonight [ 1:36]
3. Shut Up Stand Up [ 2:44]
4. Shiny Shoes [ 2:59]
5. 2 O'Clock [ 2:58]
6. Happy Now? [ 3:51]
7. Mietzi's Song [ 2:44]
8. Excited [ 1:24]
9. ...And Wait [ 3:46]
10. Filter [ 2:20]
11. Fake [ 3:14]
12. Go [ 2:09]
13. Kings Of Metal [ 4:35]
14. Schluss Mit Rock'n'Roll [12:54]


0 com

Beatsteaks - 48-49 [1997]

1. Unminded [ 2:35]
2. Fragen [ 3:08]
3. Why You Not [ 2:34]
4. Different Ways [ 3:22]
5. 48/49 [ 2:49]
6. Fool [ 1:53]
7. Schlecht [ 1:49]
8. Me Against The World [ 2:54]
9. Indifferent [ 4:22]
10. Barfrau [ 0:14]
11. You Walk [ 2:49]
12. Disillusion [20:13]



5 com

Duy-uru





Çok sevgili Ychorus yazarları. En sevgili Ychorus yazarları. Biriciklerim..

Belli başlı sebeplerden dolayı haftalardır Ychorus'a adım atmayan ve benim yine eleme anlarımın baş çektiği şu dönemim de, ne yazık ki bu buselik makamında ki elveda yazısını hoş görünüz. Tüm paylaşımlarınız için çok teşekkür eder, arkadaşlığımızın baki kalmaısını yeğlerim. Yazar kadrosunda çok görünüpte göz boyamanın bir anlamı olmadığı gibi, sizleri de yormak istemedim. Söylemek istediklerinizi yada küfürlerinizi bekler, özürler dilerim. Öperim de.

Ve ayrıca şu msn zırvasında, ben selam etmedikçe aylarca el bile sallamayan beni tanıyanlar, etrafımda ki çıkarcı kişilikler, alçaklar, sürtükler, benciller, içi boş kovanlar ve değer verdiklerim.. Elveda.

Fon: Burzum - En Ring Til Aa Herske
1 com

Bruno Sanfilippo - InTROsacro

0 com

The Nihilist Spasm Band - No Record (1968)

















Çok yorgunum.. Çok fazla yorgunum. Beni anlarsın, sonra görüşelim.

























The Nihilist Spasm Band - No Record (1968)


Destroy the Nations
When in London Sleep at the York Hotel
The Byron Bog
Dog Face Man
Oh Brian Dibb
Destroy the Nations Again


0 com

John Cage-Meets Sun Ra-1987



Tracklist:
1. Side A
2. Side B

.

.

Öpücük